Access to Higher Education for Visually Impaired Students in Turkey: Disclosure, Inclusion, and Oppression of Two Pre-service Teachers https://t.co/QT9njSsflM
#pedagogyofoppressed#phdlife#phdchat@PhDVoice
🚨 Stanford researchers just exposed a weird side effect of AI that almost nobody is talking about.
The paper is called “Artificial Hivemind.” And the core finding is unsettling.
As language models get better, they also start sounding more and more the same.
Not just within a single model. Across different models.
Researchers built a dataset called INFINITY-CHAT with 26,000 real open-ended questions things like creative writing, brainstorming, opinions, and advice. Questions where there isn’t a single correct answer.
In theory, these prompts should produce huge diversity.
But the opposite happened.
Two patterns showed up:
1) Intra-model repetition
The same model keeps producing very similar answers across runs.
2) Inter-model homogeneity
Completely different models generate strikingly similar responses.
In other words:
Instead of thousands of unique perspectives…
We’re getting the same few ideas recycled over and over.
The authors call this the “Artificial Hivemind.”
It happens because most frontier models are trained on similar data, optimized with similar reward models, and aligned using similar human feedback.
So even when you ask something open-ended like:
• “Write a poem about time”
• “Suggest creative startup ideas”
• “Give life advice”
Many models converge toward the same phrasing, metaphors, and reasoning patterns.
The scary implication isn’t about AI quality.
It’s about culture.
If billions of people rely on the same systems for ideas, writing, brainstorming, and thinking…
AI might slowly compress the diversity of human thought.
Not because it’s trying to.
But because the models themselves are drifting toward the same answers.
That’s the real risk the paper highlights.
Not that AI becomes smarter than humans.
But that everyone starts thinking like the same machine.
Tonight, we reached an agreement with the Department of War to deploy our models in their classified network.
In all of our interactions, the DoW displayed a deep respect for safety and a desire to partner to achieve the best possible outcome.
AI safety and wide distribution of benefits are the core of our mission. Two of our most important safety principles are prohibitions on domestic mass surveillance and human responsibility for the use of force, including for autonomous weapon systems. The DoW agrees with these principles, reflects them in law and policy, and we put them into our agreement.
We also will build technical safeguards to ensure our models behave as they should, which the DoW also wanted. We will deploy FDEs to help with our models and to ensure their safety, we will deploy on cloud networks only.
We are asking the DoW to offer these same terms to all AI companies, which in our opinion we think everyone should be willing to accept. We have expressed our strong desire to see things de-escalate away from legal and governmental actions and towards reasonable agreements.
We remain committed to serve all of humanity as best we can. The world is a complicated, messy, and sometimes dangerous place.
ÜNİVERSİTELER BİR ÜLKENİN ENTELEKTÜEL HAFIZASI VE GELECEĞE AÇILAN KAPISIDIR.
***
Akademiye ve akademik insan kaynağına gereken değerin verilmesi, yalnızca maaşların iyileştirilmesi değil; bilimin toplumda popüler ve cazip bir alan hâline getirilmesi açısından da zorunludur.
Çünkü akademisyenler, bilgisayar başında, laboratuvarda, kitapların arasında ve öğrencileriyle birlikte her gün yeni ve faydalı şeylere kapı aralayan; bilimin, teknolojinin ve toplumsal ilerlemenin görünmez mimarlarıdır.
Üniversiteler bir ülkenin entelektüel hafızası ve geleceğe açılan kapısıdır; bu kurumları ve onları ayakta tutan akademik kadroları güçlendirmek, aslında kendi geleceğimizi güçlendirmektir.
#Akademi #Üniversite #Bilim
AKADEMİ HAKKINDA SON KEZ...
Bu konuda daha ne kadar yazabilirim bilmiyorum; fakat bir daha bu hakkında konuşmamak adına son kez altını çizmek istiyorum:
Hiçbir gelişmiş ülkede akademisyenlerin, çalıştıkları kurumlarda idari personelden yalnızca birkaç bin lira fazla kazandığı bir düzen yoktur. Burası üniversite; bilimin, düşüncenin ve yeniliğin üretildiği yerdir. Bu bilincin artık toplumda ve karar vericilerde karşılığını bulması gerekiyor.
Bugün bir doçentin 77–79 bin TL, bir araştırma görevlisinin 71 bin TL aldığı; buna karşılık idari ve destek personelinin 60–70 bin TL aralığında ücretlendirilmesi, akademi adına düşündürücüdür. İşçi kardeşlerimin emeği elbette değerlidir ve keşke daha fazlasını alabilseler; mesele, akademik emeğin hak ettiği itibarı ve karşılığı bulamamasıdır.
��mrünü bilime adamış, binlerce öğrenci yetiştirmiş, ülkenin savunma sanayisine ve teknoloji ekosistemine katkı vermiş insanların emeği bu kadar kolay göz ardı edilmemelidir. Biz üçüncü sınıf bir ülke değiliz; bilim insanına yakışan değeri teslim etmek zorundayız.
Bu konuyu son kez dile getiriyorum: Akademi susmamalıdır. Bilimden aldığımız güç ve entelektüel sorumlulukla, bu hakikati söylemeye devam etmelisiniz.
Akademisyenlik bir ideal mesleği olmaktan gün geçtikçe uzaklaşmaktadır.
Mevcut sosyal ve ekonomik şartlarda nitelikli gençleri akademiye çekmek oldukça zor hale gelmiştir. Özveriyle, büyük bir sorumluluk ve yoğun emekle yürütülen bu meslekte, yalnızca fiili istifalar değil, giderek yaygınlaşan "sessiz istifalar" da dikkat çekmektedir. Artık birçok akademisyen mesleğini sadece bir görev olarak yerine getirmekte, idealizm yerini yılgınlığa, üretkenlik yerini tükenmişliğe bırakmaktadır.
Ülkelerin geleceği eğitim ve bilimle şekillenir. Eğitime ve bilime verilen değerin düştüğü toplumlarda; toplumsal gelişme sekteye uğrar, tüm toplumsal kurumlarda çöküş başlar. Tarih bunu bize defalarca göstermiştir.
İbn Haldun’un dediği gibi: “İlimin terk edildiği yerde cehalet yükselir.”
Bugün Türkiye’de akademisyenler yaşam maliyetleri karşısında ekonomik olarak ayakta kalmakta zorlanmaktadır. Büyükşehirlerde bu mesleklerde görev yapanların maaşları kirayla birlikte temel yaşam maliyetlerini ödemeye bile yetmez hale gelmiştir. Bunun sonucunda yetenekli gençler daha kolay para kazanabilecekleri meslekelere ya da yurtdışına yönelmekte, beyin göçü artmaktadır. Üniversiteler üretkenliğini ve cazibesini kaybetmektedir. Akademik motivasyon düşerken, bilimsel yayın ve proje üretimi yavaşlamaktadır.
Dünya Bankası ve OECD verilerine göre, Türkiye bilimsel Ar-Ge yatırımlarında gelişmiş ülkelerin oldukça gerisindedir. Üniversitelerimizdeki öğretim üyeleri sayısı hızla artsa da, bilimsel üretkenlik, yayın başına alıntılanma oranı ve uluslararası işbirlikleri azalmaktadır.
Bu tabloyu tersine çevirmek, yalnızca akademinin değil, ülkenin bekası açısından zorunludur. Bilim insanına yatırım yapmak, aslında bir ülkenin geleceğine yatırım yapmaktır.
Bu yüzden buradan açıkça çağrıda bulunuyorum:
• Akademik personelin özlük hakları derhal iyileştirilmelidir.
• Gençlerin akademiyi bir kariyer hedefi olarak görmesi için ekonomik ve sosyal teşvikler artırılmalıdır.
• Bilimsel liyakat yeniden esas alınmalı, bilim insanları hak ettikleri saygı ve desteği görmelidir.
Bilim ve akıl susarsa toplum kararır.
Unutulmamalıdır ki; eğitimi, araştırmayı, sorgulamayı değersizleştiren hiçbir toplum uzun süre ayakta kalamaz. Bugün bilim insanlarını görmezden gelenler, yarın güvenlik, ekonomi, sağlık, adalet gibi tüm alanlarda çözülen bir sistemle yüzleşecektir. Eğitim ve bilime sahip çıkmak, geleceğe sahip çıkmaktır. @ykalitekurulu@YuksekogretimK@tcbestepe@tcmeb #akademikzam
Akademisyenlerin yine yok sayıldığı bir önerge daha OYBİRLİĞİ ile kabul edildi. Vatana millete hayırlı olsun.
Demek ki kaynak var.
Ama bu ülkenin tüm kariyer meslek gruplarını yetiştiren akademisyenlere hâlâ #akademikzam yok.
Bu artık imkânsızlık değil, açık bir tercih.
Sürpriz bir önergeyle üst düzey kamu görevlilerinin, kariyer meslek mensuplarının ve Mülki İdare Amirlerinin maaşlarına ciddi artışlar getirildi. #akademikzam
Bilim insanları sessizdir; çünkü sokakta slogan atmaz, öğrencisini dersten mahrum bırakmaz, bilgiyi ayağa düşürmez. Ama onların sessizliği, onların yok sayılmasına mazeret değildir. Bugün mezun ettikleri öğrencilerden, hatta birlikte çalıştıkları yardımcı personelden daha düşük maaş alan akademisyenlerin bu ülkeye tutunmasını beklemek gerçekçi değildir.
Komisyonda binlerce bürokrat için 30 bin TL’ye varan artışlar dakikalar içinde kabul edilirken, ülkenin bilim yükünü taşıyan akademisyenler için tek bir önergenin bile gelmemesi vicdanları sızlatmalıdır.
Bu mesele sadece maaş değil; aklın, bilimin, geleceğin nerede durduğunun sınavıdır. Eğer beyin göçünü durdurmak, bu ülkenin çocuklarına nitelikli eğitim sunmak istiyorsak, akademiyi görünmez kılmaya değil, güçlendirmeye mecburuz.
Akademi camiası neden sessiz?
Sizler fikrinizi özgürce beyan etmekle yükümlü kişilersiniz. Bu ülkenin bilim adına kaybedecek bir zamanı daha yok. Beyin göçünü durdurmanız gerekiyor. Bu ülkede kalmanız gerekiyor.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda üniversitelerimizin bel kemiğini oluşturan akademisyenlerin uzun süredir biriken ücret adaletsizliği, gelişme ödeneğinin eksikliği, araştırma fonlarının erimesi ve reel gelir kaybı karşısında ne yapıldı?
Tek bir somut önerge, tek bir iyileştirme maddesi dahi gündeme gelmedi mi? Bilim üreten, nesiller yetiştiren, ülkeye nitelikli insan kaynağı sunan akademi camiasının bu denli sessiz ve görünmez bırakılması yalnızca bir maaş meselesi değil; aynı zamanda önceliklerimizin ve değerlerimizin açık bir göstergesidir.
Oysa aynı komisyonda, genel müdürlerden daire başkanlarına, kurum başkanlarından kariyer meslek uzman ve müfettişlerine kadar geniş bir üst kademe bürokrat grubunun maaşlarına 2026’dan itibaren yaklaşık 30 bin TL civarında ek artış getiren önerge oybirliğiyle kabul edildiğini okudum.
Bu kadroların emek ve sorumluluk karşılığı refah art��şı elbette tartışılabilir; itirazım yok.
Keşke bir önerge de “bilim insanlarının” itibar ve geçim kaygısından kurtulması için gelseydi.
#Akademi #Bilim
Türkiye’de akademik zammın artık zorunluluk hâline geldiği açık bir gerçektir. Bilimin taşıyıcısı olan akademisyenlerimizin emeği, alın teri ve niteliği; mevcut ekonomik koşullar karşısında hak ettiği karşılığı bulamamaktadır. #akademikzam
Nitelikli eğitim, güçlü üniversiteler ve rekabetçi bir bilim ortamı istiyorsak, akademik kadroların ekonomik ve sosyal olarak güçlendirilmesi şarttır.
Akademik zam, bir ayrıcalık değil; Türkiye’nin geleceğine yapılan stratejik bir yatırımdır.
Türkiye'de akademisyen olmak artık bir tutku mesleği değil, hayatta kalma mücadelesi.
1/ Maaşlar: Araştırma görevlsii maaşı (2025 itibarıyla) yaklaşık 70 bin TL civarında. İstanbul’da ve Anadolu'da kiraların ne seviyede olduğu ortada... Aile geçindiren, çocuk okutan bir akademisyen ayın 15’inden sonra "bu ay nasıl dönecek" hesabı yapıyor.
2/ Bilimsel toplantılar: Eskiden kongre, sempozyum yol+konaklama üniversitelerce karşılanırdı. Artık çoğu kurum "bütçe yok" diyor. Sonuç? Akademisyen cebinden ödüyor ya da gitmiyor. Gidemeyince network yok, işbirliği yok, atıf yok, yükselme yok.
3/ Yayın masrafları: İyi dergiler artık açık erişim istiyor, APC (makale yayın ücreti) 1000-5000 dolar arasında. TÜBİTAK’ın proje desteği zaten yıllardır aynı, kur farkı yuttu. "Değerli yayın" yapmak isteyen ya kendi cebinden ödüyor ya da Q1 yerine ulusal dergiye yöneliyor → kariyer intiharı.
4/ En kötüsü: Zihin sağlığı. Ay sonunu düşünen, çocuğunun okul taksidini ödeyemeyen, "acaba özel sektöre mi geçsem" diye uykuları kaçan insanlardan "özgür düşünce, eleştirel bilim" bekliyorsunuz.
5/ Bu şartlarda hâlâ gece gündüz ders hazırlayan, öğrenci yetiştiren, yayın kovalayan on binlerce akademisyen var. Ama ne kadar daha dayanır?
Beyin göçü rakamları ortada: 2024’te sadece YÖK istatistiklerine göre 1500’den fazla doktoralı akademisyen istifa etti veya yurt dışına gitti.
Biz "dünya ile yarışacağız" diyoruz ama yarış atlarını aç bırakıyoruz.
Akademiye gerçek bir maaş artışı, bilimsel faaliyet desteği ve itibarın iadesi lazım. Yoksa birkaç yıla "üniversite" diye boş binalar kalır.
#Akademi #Bilim #Üniversite
Yapay Zeka Artık Bilimsel Keşif Yapıyor
FutureHouse'un geliştirdiği Kosmos adlı yapay zeka sistemi bilim insanlarının aylarca süren işlerini tek bir çalıştırmada halledebiliyor. Normalde bir doktora öğrencisinin veya araştırmacının 6 ayını alacak kadar veri inceleyip analiz yapıyor. Örneğin bir seferde 1500 kadar bilimsel makale okuyor, on binlerce satır kod yazıp çalıştırıyor ve sonuçta yeni fikirler çıkarıyor. Bu sistem özel bir yapı kullanıyor: Kosmos Dünya Modeli diye bir şey. Bu model farklı yapay zeka ajanlarının (veri analizi yapan, makale tarayan gibi) bulduklarını bir araya getirip büyük bir bilgi ağı oluşturuyor. Renkli noktalar ve bağlantılarla dolu bir harita gibi düşün her nokta bir bulgu veya veri parçası, bağlantılar da bunlar arasındaki ilişkileri gösteriyor.
Bu sayede milyonlarca kelime uzunluğunda bilgiyi unutmadan, tutarlı bir şekilde işleyebiliyor. Kosmos önce bilinen bulguları doğruluyor sonra tamamen yeni şeyler öneriyor. Bunlardan biri rs3730089 adlı bir gen varyantının SIRT1 genindeki düzenleyici bir bölgeyi etkileyerek ATF3 bağlanmasını modüle etmesi ve böylece Tip 2 diyabete karşı koruma sağlaması. Yani basitçe bazı insanlarda bu küçük gen değişikliği sayesinde vücut diyabete daha dirençli oluyor olabilir.Kosmos testlerde toplam 7 keşif yapmış. Bazıları zaten bilinen ama yayınlanmamış çalı��maları tekrarlamış, bazıları ise yepyeni hipotezler.
Sam Altman da bunu görünce heyecanlanmış ve yapay zeka en önemli etkilerinden biri olacak demiş. Artık yapay zeka sadece yardımcı değil doğrudan bilimsel ilerlemenin parçası haline geliyor. Alıntı yaptım blog yazısı var sanırım bakabilirsiniz. Güzel gelişme olduğu için paylaştım reklam değildir.
YÖK, üniversiteler, rektörler, dekanlar nerede?
Üniversite girişte puanlar sıfırlandı. Diplomalar hiç olmadığı kadar değersizleştirildi. Eğitim fakültesini bitirenler öğretmen, Hukuk‘u bitirenler avukat olamıyor. Sınav üstüne sınava giriyorlar. Neden hiçbir kurum verdiği diplomanın arkasında durmuyor?
Yapılan sınavlar ile üniversitede alınan eğitimin içeriği de farklı, uygulama biçimi de.
Çok daha önemlisi ilgili tüm kurumların örneğin MEB’in, YÖK’ün, üniversitelerin, fakültelerin, ÖSYM’nin barolarının, eğitimi sendikalarının, çalışan ve işveren örgütlerinin öğretmen, avukat, mühendis ya da farklı mesleklerde aradığı yetkinlikler çok farklı.
Her şeyden önce nasıl bir doktor, mühendis, öğretmen, avukat, ekonomist, gazeteci istiyorsak önce onda karar kılıp ona göre bir eğitim vermek gerekirken, en başta yapacağımızı en sonunda yapmaya çalışıyoruz ve içinden çıkamayıp elimize yüzümüze bulaştırıyoruz.
Meslek sahiplerini bir kez de sınavdan ve eğitimden geçirmek, daha önce yapılanları yok saymak, ciddiye almamak, üniversitelerce verilen eğitime güvenmemek anlamına gelir ki, işte bu noktada da verdikleri eğitimin önemine, kalitesine ve yeterliliğine inananların ayağa kalkmaları gerekir.
Peki siz bu konuda üniversitelerden “Bizim verdiğimiz eğitimi, yetiştirdiğimiz mezunlarımızı nasıl ciddiye almazsınız” diye isyan edene hiç şahit oldunuz mu?
Ya kendileri de verdikleri eğitime inanmıyorlar ya da yaşananlar umurlarında değil.
Her iki durum da kabul edilebilir bir davranış biçimi değil ve topluma rol model olması gerekenlere hiç yakışmıyor…
Eğitime yönelik bu şaşı bakış açısından artık kurtulmalıyız, başkalarını eleştirirken de çuvaldızının en büyüğünü önce kendimize batırmalıyız.
Batırmalıyız ki tencere dibin kara seninki benden kara söylemi ile hafife alınmayalım…
Dünyanın en iyi üniversitelerine baktığınızda dikkatinizi çeken en önemli ayrıntı mezunların aidiyet hissi oluyor.
Bizde ise bırakın aidiyeti, üniversite yönetimleri ile mezunlar arasında çok azı dışında diyalog bile yok!
Kabahatli olan da mezunlar değil onlara zerre kadar sahip çıkamayan üniversitelerdir, YÖK’tür, ÖSYM’dir, MEB’tir ve diğer ilgili kurumlardır.
Peki bu gidişat daha nereye kadar böyle devam edecek?..
📢 2209-A Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programı 2025 Yılı Çağrısı açıldı!
🎓 Ön lisans ve lisans öğrencilerine araştırma ve proje yönetimi deneyimi kazandırmak amacıyla başlatılan çağrı, başvuruya açılmıştır.
Son başvuru tarihi:
🗓️ 12 Kasım 2025
📌 @TubitakBIDEB
Detaylar: 👇
https://t.co/SO0GGkc6iZ
Hakim 153 bin, Doktor 124 bin (+ önemli seviyede ekler), Müftü 112 bin, Akademinin en yüksek mertebesi olan prof ise 101 bin, onun dışındaki akademiyse ancak ortalama 80 bindir. Akademi hiç bu kadar değersiz konuma düşmemişti.
#akademikzam