@onuryazicioglu Onur bey merhaba, harika saptamalarnız var... Bütün söyledikleriniz o kadar doğru ki... Bu ikiyüzlü, çıkarcı, her durumda herşeyi bildiklerini zanneden bu tipler nefretlik.
Mohaç Muharebesi'nin 500. yılı münasebetiyle, Mohaç ve Türk-Macar ilişkilerine tahsis ettiğimiz son sayımızda Prof. Dr. Kahraman Şakul ve Prof. Dr. Feridun Emecen hocaların da yazıları var.
Türk Yurdu -Ağustos 2026
TAGAR KÜLTÜR | Türkiye Kroniği
Sakarya Meydan Muharebesi’ni anlattığımız yeni bölümü izlemek için aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız ⬇️
https://t.co/P5D3q9Z5T3
#SakaryaZaferi105Yaşında@aysebusrapaksoy@PaksoyAlp
@mehmetmesci Benim de kafayı taktığım kırmızı ışıkta bekleyen yayaların yeşil ışık yandığında sağ taraftan geçmelerini uyaran yazı ve ok işaretlerine rağmen karşılıklı iki düşman kuvveti gibi birbirlerinin üstüne üstüne yürümeleri ve herkesin kendisinin doğru yaptığını sanması.
Değerli arkadaşlar, manşetlerde pek göremeyeceğiniz ama bir ülke ekonomisinin gerçek röntgenini çeken bir tabloyu anlatacağım bugün. Bankalar, tahsil edemedikleri kredileri, kredi kartı borçlarını, ek hesapları paketler halinde varlık yönetim şirketlerine satıyor ve bu satışlar sessiz sedasız tarihi rekor kırıyor. Rakamları görünce anlayacaksınız;
2026'nın sadece ilk 5 ayında bankalar, varlık yönetim şirketlerine 42,7 milyar TL'lik takipteki alacak sattı; bu, geçen yılın aynı dönemine göre %66,8 artış demek. Nisan-Haziran arasındaki 25,6 milyar TL'lik satış ise çeyreklik bazda TARİHİ REKOR olarak kayıtlara geçti.
Havuzun geneline bakınca tablo daha da net: Varlık yönetim şirketlerinin elindeki alacak stoku Mart 2024'te 47 milyar TL iken bugün 132 milyar TL'ye fırlamış durumda; yani 2 yılda havuza 85 milyar TL yeni batık eklendi. Sektörün kuruluşundan bu yana bankalardan devraldığı toplam anapara ise 216,9 milyar TL'ye ulaştı. Ve işin insan tarafı: Şu an bu şirketlerin takibinde 4,2 milyon borçluya ait 9,6 milyon dosya var.
4,2 milyon insan; koca bir metropol nüfusu kadar vatandaş, borcu bankadan alacak şirketine devredilmiş halde yaşıyor.
Peki bu sistem nasıl çalışıyor? Banka, yıllardır tahsil edemediği kredileri paket yapıp ihaleye çıkarıyor; varlık yönetim şirketleri de bu paketleri kelepir fiyata alıyor. Kelepir derken abartmıyorum: Yakın tarihli bir satışta 3,2 milyar TL'lik batık kredi paketi yaklaşık 400 milyon TL'ye el değiştirdi; yani 1 liralık alacak 12 kuruşa satıldı. Bir büyük bankamız da bilanço açıklamasına 1 hafta kala 3 milyar 259 milyon TL'lik takip portföyünü 514 milyon TL'ye, yani nominalin %15,8'ine 6 ayrı varlık şirketine devretti. Piyasa standardı aşağı yukarı bu: 1 liraya 10-15 kuruş.
Şimdi hepinizin sorduğu, benim de bugün cevaplayacağım asıl soruya gelelim: Banka 3 milyarlık alacağını 400-500 milyona satıyorsa, aradaki 2,5-3 milyarı çöpe atmış olmuyor mu? Kendisi tahsil etse, aradaki devasa farkı kendi kasasına koysa olmaz mı? Neden bu yola gidiyor?
Cevap, çoğu kişinin bilmediği bir muhasebe sırrında saklı, iyi dinleyin. Bir kredi takibe düştüğünde banka, mevzuat gereği o kredi için bilançosunda %100'e yakın ZARAR KARŞILIĞI ayırmak ve bu tutarı özkaynağından düşmek zorunda.
Yani o 3 milyarlık kredi, bankanın defterinde çoktan SIFIRLANMIŞ durumda; zarar zaten geçmişte yazılmış. İşte sihir burada başlıyor: Banka o "muhasebe olarak ölmüş" krediyi 500 milyona sattığında, gelen paranın TAMAMI o çeyrekte doğrudan kâr olarak gelir tablosuna yazılıyor. Üstüne bir de ayrılmış karşılıkların iptali geliyor; ters kayıtla dönem kârına bir doping daha.
Yani dışarıdan "3 milyarı 500 milyona satmış, ne zarar" diye görünen işlem, bankanın o çeyrek bilançosunda tam tersine KAR patlaması olarak parlıyor. Bilanço dönemine 1 hafta kala yapılan satışların tesadüf olmadığını artık siz de anlamışsınızdır; beklentiler alınır, gerçekler satılır demiştik, bilançolar da makyajla çıkar sahneye.
Satmanın başka rasyonel sebepleri de var, hakkını verelim. Birincisi paranın zaman değeri: O alacağı kendisi tahsil etmeye kalksa yıllarca sürecek davalar, icra dosyaları, avukat orduları, personel maliyeti; hem de tahsil edilip edilemeyeceği belirsiz.
Faizin bu kadar yüksek olduğu bir ortamda bugünkü peşin 500 milyon, 5 yıl sonraki belirsiz 1 milyardan değerlidir; bu matematiği bu seride çok konuştuk. İkincisi uzmanlaşma: Bankanın işi bankacılıktır, icra dairesi işletmek değil; tahsilat, o işin uzmanı şirketlere devredilir. Üçüncüsü vitrin:
Batıklar satılınca bankanın takipteki kredi oranı düşer, bilanço temiz görünür, sermaye rasyoları rahatlar; hem düzenleyiciye hem yatırımcıya güzel bir fotoğraf verilir.
Peki bu bankalar için iyi bir durum mu? Kısa vadede evet: Nakit geliyor, kâr yazılıyor, bilanço temizleniyor. Ama banka hissesi taşıyan yatırımcıya buradan bir ders çıkarayım, kulağınıza küpe olsun: Bilanço okurken kârın KAYNAĞINA bakın.
Bir bankanın kârı gerçek bankacılıktan mı geliyor, yoksa batık satışı ve karşılık iptali gibi tek seferlik kalemlerden mi? İkisi aynı kalitede kâr değildir; biri tekrarlanır, öbürü makyajdır. Fon seçimi yazımda ne demiştim: İsim alınmaz, içerik alınır. Bilanço da öyle: Rakam okunmaz, kaynak okunur.
Gelelim işin asıl düşündürücü tarafına, yani ekonominin röntgenine. Bu tablonun bize söylediği 3 şey var. Birincisi, batık üretim hızı korkutucu: 2 yılda havuza 85 milyar TL yeni batık girdi ve satışlar her yıl rekor tazeliyor. İkincisi, bozulmanın yönü değişti:
Takipteki alacak oranı en hızlı taksitli ticari kredilerde ve KOBİ kredilerinde artıyor; yani artık sadece kredi kartı mağduru vatandaş değil, işini döndüremeyen esnaf ve KOBİ de batıyor. Üçüncüsü ve bence en kritiği, eritme hızı: Devralınan devasa stok içinde bugüne kadar tasfiye edilebilen tutarın payı 5'te 1'e bile ulaşmıyor. Yani havuza giren su, boşalan sudan kat kat hızlı akıyor. Yüksek faiz ortamında hane halkı ve KOBİ'nin borç sarmalından çıkışının ne kadar zorlaştığının resmi kanıtı bu.
Bir ülkenin ekonomisini ölçmek istiyorsanız endekse değil, bu havuza bakın; endeks makyaj kaldırır, icra dosyası kaldırmaz.
Son olarak, bu yazıyı okuyup da "benim borcum da devredilmiş" diyenlere 1 notum var: Borcunuz 12 kuruşa satıldı diye borcunuz 12 kuruşa inmedi; alacak şirketi sizden tamamını talep etme hakkına sahip. Ama şunu da bilin: O şirket alacağı derin iskontoyla aldığı için, masada ciddi bir pazarlık ve yapılandırma payı vardır.
Borcunuzdan kaçmayın; ama masaya oturmaktan da korkmayın, indirimli kapama bu sektörde işin doğasında var.
Bankalar batığı satıyor, bilançolar parlıyor, varlık şirketleri büyüyor; peki batığı üreten çark ne olacak? Asıl soru bu ve cevabı ne bankalarda ne varlık şirketlerinde; cevap, enflasyonun ve faizin ineceği, üretenin kazanacağı bir ekonomide. O güne kadar bu havuz, hepimizin takip etmesi gereken en dürüst gösterge olmaya devam edecek.
Faydalı bulduysanız RT ve kaydet yapmayı unutma
#bankacılık #batıkkredi #varlıkyönetim #ekonomi #kobi #bist100 #YatırımTavsiyesiDeğildir
TBMM ÜYELERİNE ÇAĞRI
Türk milleti, bundan 106 yıl önce dayatılan Sevr haritasına karşı, Gazi Meclis ve onun Başkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde, verdiği Millî Mücadele ile işgalcilerin kendisine uygun gördüğü çerçeveyi kırıp attı. Bugün TBMM'de, Türk milletinin iradesini temsil etmekte olan vekiller tarihî bir sorumluluk ile karşı karşıyadır.
Eli kanlı teröristlerin affedilerek her türlü siyasi hakka sahip olmalarının yolunu açacak Anayasa'ya aykırı “Çerçeve”yi, hem de Sevr'in yıl dönümünde kabul etmek, Millî Mücadele kahramanlarının, terörle mücadele şehitlerimizin kemiklerini sızlatacaktır.
Millet iradesinin tecelligâhı olan Gazi Meclis’in, bu iradeye ve Anayasa'ya aykırılığı açık olan malum teklifi kabul etmesi, millî dayanışmayı güçlendirmeyecek, tam tersine bölücü söylem sahiplerini daha da azdıracaktır.
Türk Ocakları olarak TBMM üyelerini, tarihî bir anda, tarihin yüklediği sorumluluk bilinciyle Türk milletinin sesine kulak vererek bu yasaya “HAYIR!” demeye çağırıyoruz.