Saraylar saltanatlar çöker
Kan susar bir gün zulüm biter
Menekşeler de açılır üstümüzde
Leylaklar da güler
Bugünlerden geriye
Bir yarına gidenler kalır
Bir de yarınlar adına direnenler
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde üçüncü gün: Öğrenciler üniversitelerine giremiyor. İçerideki arkadaşlarına su ve yiyecek ulaştırmaya çalışan öğrenciler, kullanılmayan kilitli bir kapıdan erzakları içeri vermeye çalıştı. Polis ve özel güvenliğin fark etmesi üzerine öğrencilerin elindeki su ve yiyecekler geri indirildi #BilgiÜniversitesi
New Casual Archivist about legal charts that look like blades of grass—from Cerîde-i Adliyye, a Ministry of Justice publication printed in Turkey in the mid-1920s. Check your inbox! 📊
HIV is spreading across war-torn Ukraine while scientists struggle to track it. Virologist Anna Kovalenko and her colleagues built a lab in a van to sequence HIV samples in affected zones, finding a drug-resistant strain.
https://t.co/jbZ63LcofZ
BUGÜN YAPAY ZEKA TARİHİNDE UTANÇ VERİCİ BİR GÜN YAŞANDI!
Bunu herkesin bilmesi gerekiyor. Bir dakikanızı ayırın, okuyun.
Pentagon, Anthropic şirketine gitti ve dedi ki: "Claude modelinizi bize verin. Kitlesel gözetleme sistemlerimizde kullanacağız. Otonom silah sistemlerimize entegre edeceğiz. Hiçbir kısıtlama istemiyoruz. Tam erişim."
Anthropic'in CEO'su Dario Amodei ne yaptı biliyor musunuz? Dünyanın en güçlü ordusunun, en güçlü devletinin yüzüne karşı "HAYIR" dedi.
"Bazı kullanımlar güvenlik, etik ve güvenilirlik açısından kırmızı çizgilerimizi aşar. Bunu vicdanen kabul edemeyiz" dedi.
Karşılığında ne oldu? Trump çıkıp Anthropic'i "radikal solcu şirket" ilan etti. 13 dakika, sadece 13 dakika sonra Savaş Bakanı Pete Hegseth şirketi "ulusal güvenlik riski" olarak damgaladı.
Yani bir şirket, "İnsanları toplu gözetlemek ve makinelere insan öldürme yetkisi vermek için teknolojiimizi kullanamzsınız" dediği için düşman ilan edildi.
Şimdi gelelim asıl utanç verici kısma.
Sam Altman Denen Akbaba kılıklı adam yani OpenAI'ın CEO'su. "Güvenli yapay zeka" söyleminin self-proclaimed şampiyonu.
Bu adam Anthropic'in ilkeli duruşunu gördüğü an, daha Dario'nun açıklamasının mürekkebi kurumadan, Pentagon'a koştu. "Biz varız, biz hazırız" dedi. Anlaşmayı imzaladı.
Rakibinin vicdani reddini kendi ticari fırsatına çevirdi.
Bir düşünün: Bir şirket "Hayır, bu etik değil" diye direniyor. Ve sen o "hayır"ın bıraktığı boşluğa koşuyorsun. Bu ne kadar ahlaksız bir fırsatçılıktır?
Sam Altman yıllardır bize ne anlatıyor? "Yapay zeka güvenliği en büyük önceliğimiz." "İnsanlığın yararına çalışıyoruz." "Sorumlu geliştirme yapıyoruz."
Ama gerçek sınav geldiğinde, gerçek baskı kapıyı çaldığında, ne yaptı? Paranın ve gücün önünde diz çöktü. Her zamanki gibi.
Bugün olan şeyi herkes net görsün:
Anthropic, teknolojisinin otonom katil robotlarda ve kitlesel gözetlemede kullanılmasını reddetti ve bunun bedelini ödemeyi göze aldı.
OpenAI ise tam da bu teknolojiyi seve seve teslim etti.
Yarın bir gün yapay zeka destekli bir drone, bir insanı insan denetimi olmadan öldürdüğünde, yarın bir gün milyonlarca masum insan yapay zekayla fişlendiğinde, o anlaşmanın altındaki imzayı unutmayın.
SAM ATMAN'IN İMZASINI!
Bu adam güvenli yapay zekanın savunucusu değil. Bu adam her fırsatta ilkelerini satan bir tüccar. Antropic'in cesaretinin yanında OpenAI'ın bu hamlesi tarihe kara bir leke olarak geçecek.
430'dan fazla Google ve OpenAI çalışanı Anthropic'e destek mektubu imzaladı. Kendi çalışanları bile utanıyor.
Bu sessiz kalınacak bir konu değil. Yapay zekanın geleceği birkaç CEO'nun vicdanına bırakılamaz.
Sam Altman'a ve OpenAI'a sesimizi duyurmamız gerekiyor: İnsanlık satılık değildir.
#BoycottOpenAI #SamAltman #AISafety #Anthropic
Harvard Business Review’dan çıkan yeni araştırmanın sonuçları çok ilginç geldi.
8 ay boyunca 200 kişilik bir teknoloji şirketinde AI kullanımını takip etmişler. Sonuç; AI iş yükünü azaltmıyor, tam tersine çalışanları daha yoğun hale getiriyor.
Neden mi?
AI bilgi boşluklarını doldurduğu için insanlar normalde başka departmanların yapacağı ya da outsource edecekleri işleri de yapmaya başlamışlar. “Ben de hallederim” moduna geçmişler yani.
Ama tabii bu da başka problemler yaratmış: Uzmanlar artık AI’ın yarım yamalak hallettiklerini düzeltmek, yarı doğru çıktıları gözden geçirmek zorunda kalmışlar. Ekstra koordinasyon, ekstra kontrol, ekstra coaching…
Bir de şöyle bir yan etki var: AI’a prompt yazmak o kadar kolay ki iş sınırları tamamen bulanıklaşmış. Öğle yemeğinde, toplantı aralarında, evden çıkmadan hemen önce “bir şey daha halledeyim” moduna girmiş herkes.
Multitasking de artmış çünkü aynı anda birden fazla AI thread’i açıp sürekli çıktıları kontrol etmek kolay. Dikkat dağılması ve mental yük ise tavan yapmış.
En garip kısmı; Zamanla herkes bu hıza alıştığı için yeni bir “normal” oluşmuş. Yöneticiler baskı yapmasa bile herkes hızlı olmak zorundaymış gibi hissetmeye başlamış.
AI verimlilik artırır diye düşünürken aslında bambaşka bir iş yoğunluğu yaratmaya başlamış.
İlginç değil mi?
Bu haber bugün birçok sitede paylaşıldı; aslında yeni bir haber değil.
2023 yılında yayımlanan küçük ölçekli bir çalışmada, erken evre ve lezyonsuz HPV pozitif vakalarda %100 oranında viral temizlenme rapor edildi.
Ancak henüz bu bulguları doğrulayan geniş ölçekli, randomize ve uzun dönem sonuçları olan bir klinik çalışma mevcut değil.
46 yıllık kocam bu sabah beni evden kovdu!
Kırk altı yıldır aynı yastığa baş koyduğum adam
Bir zamanlar “Yiğidim” dediğim Cemal beni evden kovdu.
Elinde küçücük bir yastığı kendine siper etmiş, kapının önünde durdu:
“Hanımefendi… Gitseniz iyi olur.
Eşim birazdan gelir… Gülizar kızar sonra.”
O eş… benim.
Benim adım Gülizar.
Onun “birazdan gelir” diye beklediği kadın ise
1974’te Almanya’ya gidip bir daha dönmeyen gençlik aşkı.
Bir an dizlerimin bağı çözüldü.
Mutfaktan su bardağı alır gibi yaptım…
Elllerim titremesin diye.
Sonra telefon çaldı.
“Gülizar Hanım, eşiniz yürüyebildiği için evde bakım desteği çıkmıyor.
Özel bakımevlerine bakabilirsiniz,” dedi.
Yutkundum.
Çünkü özel bakım demek:
Kırk yılın alın teri demek…
İzmir’de 98’de dişimizden tırnağımızdan artırıp aldığımız ev demek…
Bir ömrün bir çekmeceye sıkışıp
“Ver gitsin” denmesi demek.
Ama biz ne deriz?
“Tamam, sağ olun.”
Acıya hep sessizce eğilen bir kuşaktan geliyoruz.
Cemal’le ilk karşılaşmam 79’daydı.
Buca’da çay bahçesinde garsonluk yapıyordum.
Üstünde asker parkası, yüzünde mahcup bir tebessüm…
Fuar’da elektrik işine yeni girmiş.
“Sade kahve,” dedi.
Sesi kırık, ama insanı tutan bir güven vardı.
İkinci buluşmamızda 77 model Murat yolda kaldı.
Üçyol yokuşunun tam ortası…
Ben panik içindeyken, Cemal kaputu açtı, direksiyon altından bir şey söktü-takti,
Ellerini yağlı pantolonuna silip bana baktı:
“Ben seni yolda bırakmam kız,” dedi.
Ve gerçekten bırakmadı.
Depremde, krizlerde, işsizliklerde…
Ekmek küçülürken gururumuzu büyütmemek için çırpındığımız yıllarda…
Hep “Bir çare buluruz,” dedi.
Ama hayat kimseyi, hiç kimseyi kayırmıyor.
Beş yıl önce teşhis geldi: Damar tipi bunama.
Önce anahtarını kaybetti.
Sonra çaydanlığın altını kapamayı…
Sonra konuşmayı…
Sonra beni…
Sosyal medyada “kendi kabını doldur”, “papatya banyosu yap” diyorlar ya…
İnsanın sevdiğini unutuşuna papatya ne yapsın?
Gerçek sevgi o cümlelerde değil.
Gerçek sevgi;
Gece üçte banyodaki kazayı temizlemektir.
Arabanın anahtarını saklamaktır, “İşe geç kaldım!” diye kapıya koşmasın diye.
Ve hayattayken kaybettiğin birini…
Sessizce beklemektir.
Geçen ay oğlumuz Tolga geldi.
İstanbul’dan koşa koşa.
Babasının yanına oturup maç konuşmaya başladı.
Cemal uzun uzun baktı ona…
Sonra:
“Sen yeni taşınan kiracısın… değil mi?” dedi.
Tolga’nın gözleri bir anlığına kırıldı.
Ama gülümseyip:
“Evet babacığım… kiracıyım. Modeme bakıyorum,” diye cevap verdi.
O gün akşamüstü balkona çıktım.
İzmir’in hafif rüzgârı yüzümü okşadı ama içimi üşüttü.
Çiğdem kabuğu gibi ince bir yerden kırıldı kalbim.
Devlete kızdım, zamana kızdım, kadere kızdım.
Dağ gibi adamın gözlerimin önünde bir çocuğa dönüşmesine kızdım.
Bir an…
Bir an sadece…
Çantamı alıp Kordon’a kadar yürümeyi düşündüm.
Yürüyüp gitmeyi.
Kimsenin beni tanımadığı bir yere.
Ama gitmedim.
Kapıları kilitledim.
Battaniyesini örttüm.
Çünkü bazen sevgi, en çok kalırken yoruyor
Ama yine de kalıyorsun.
Dün bizim 46. yılımızdı.
Söylemedim.
Gün kötüydü.
Evde bir o yana bir bu yana dolaşıyor,
“Alet çantamı çaldılar… bulacağım onları,” diye mırıldanıyordu.
Ben mutfakta bulaşık yıkarken, gözyaşlarım süzülürken,
Omzumda bir el hissettim.
“Gülizar…”
Aylar sonra…
Cemal’in o eski, berrak sesi!
Döndüm.
Gözleri bir anda açılmıştı.
Sis dağılmış gibiydi.
Titreyen elinde küçük bir zarf:
“Bunu sakladım… kötüleşmeden önce.
Bugün aç diye.
Biliyorum zor… kusura bakma,” dedi.
Sonra sarıldı bana.
Eski Cemal gibi.
Sırtımı, kalbimi, ömrümü tutan şekilde.
Ama sarılışı biter bitmez…
Işık yine söndü gözlerinde.
Sessizce pencereye yürüyüp kediyi izlemeye başladı.
Zarfı açtım.
İçinden gümüş bir kolye çıktı.
Ve el yazısıyla küçük bir not:
“Gitmek senden kolaydı. Kalmak senin aşkındı.”
Ayaklarım tutmadı.
Fayansın üzerine çöktüm.
Bir ömrün ağırlığını ilk kez bu kadar taşıyamadım.
Biz hep başlangıçları seviyoruz:
Söz yüzüklerini, gelin arabalarını, düğün videolarını…
Oysa evlilik, asıl sonbaharda sınanıyor.
Gerçek sevgi;
Aynı ömrü yüz kere taşısa da “Yine taşırım,” diyebilmektir.
Yorulmuş ellerle bile “Bırakmam,” demektir.
“Hastalıkta, sağlıkta” sözünü laf olmaktan çıkarıp
Hayatın tam göbeğine yazmaktır.
Bu satırları okuyan herkese:
Sevdiklerinize biraz daha sıkı sarılın.
Ve bir hastaya bakan, yaşlısına omuz veren,
Yükü sessizce taşıyan siz güzel insanlar…
Bilin ki: Bu dünyadaki en ağır, en kutsal emek sizindir...
Milli Eğitim Bakanlığı'nın kız öğrencileri bir araya getiren "Maziden Atiye" isimli kapalı devre toplantılarında çocuklara, "Kadının görevi ailesine hizmettir" denildi.
Öğrencilerden biri söz alarak toplantıda sarf edilen cümlelere itiraz etti.
Longevity and "anti-aging" are actually very simple, but it's also the very opposite of what people stuck in a "grind mindset" will tell you: a low-stress lifestyle, a lot of time to spend with family and friends that you love, being and feeling useful as opposed to capturing as much value as you can, a clean environment where you feel connected to nature, a healthy diet that you can unapologetically stick to instead of being forced to drink every week just because it's the norm, a neighborhood where people are still thoughtful and kind instead of constantly judgmental or obsessed with "success", time for daily walks and reading novels, time for soulful music, time to volunteer for a community you care about, time to actually live your core values instead of signaling them, time to train your body and your mind in order to finally become who you want to be and not who society wanted you to be.
Bu yıl şu ana kadar tespit edebildiğimiz kadarıyla
76 çocuk işçi hayatını kaybetti..
Kayıtlarımıza geçen en çok ölüm ise 71 çocuk işçi ile 2024 yılıydı..
İSİG Meclisi
04/11/2025 Salı günü, Edirne 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve SEGBİS vasıtası ile Ankara 5 https://t.co/Xnqb6Rq3VR Segbis odasından katıldığım duruşmada, Sincan Kapalı CİK'ten bağlanan sanık bizzat bana hitaben "Avukat Hanım bundan sonra dışarda can güvenliğin yok" dedi.
Kim bunlar?
Üniversitelerde çok faşist saldırı görüldü ama Latin Amerika'da sivil halka saldıran kontra/kartel yapılanmalarını andıran bu tür organize 'maskeli ekipler' neredeyse hiç görülmedi.
Öyleyse Hacettepe Üniversitesi'nde öğrencilere saldıran bu maskeli kişiler kim?
* Kampüse uyuşturucu çetelerinin üyeleri mi sokuldu ?
* Bir kurumda, kuruluşta mı görevliler?
* Yeni bir tür örgüt yapılanması mı?
* Polis sorusturma başlattı mı?
Jane Goodall has died at 91.
Her startling observations about chimpanzee behaviors revolutionized not only scientific understanding of the capabilities and inner lives of primates, but also long-held notions about what it means to be human. https://t.co/axM4A5nkhh
Canlı yayında, uluslararası sularda, Gazze’deki hukuksuz ve insanlık dışı ablukayı kırmak amacıyla yola çıkan sivil ve barışçıl filomuza İsrail askerleri müdahale etmiştir. Bu hukuka aykırı saldırı, İsrail’in Gazze’de yıllardır sürdürdüğü savaş suçlarını ve insan hakları ihlallerini bir kez daha tüm dünyanın gözleri önüne sermektedir.
Hiçbir uluslararası hukuk kuralı, sivillere, insani yardım taşıyan gemilere ve barışçıl aktivistlere yönelik bu tür saldırıları meşru kılamaz. Gazze halkının temel insani ihtiyaçlarına ulaşmasını engellemek, yalnızca bir abluka değil; toplu cezalandırma, yani uluslararası hukukta açıkça tanımlanmış bir savaş suçudur.
Bugün yaşanan müdahale, İsrail’in işlediği suçların yeni bir halkasıdır. Dünyanın dört bir yanından vicdan sahibi insanların bir araya gelerek oluşturduğu bu filo, şiddete başvurmadan, yalnızca insan onurunu ve adaleti savunmak için yola çıkmıştır. Ancak İsrail, bir kez daha barışı, vicdanı ve hukuku hedef almıştır.
Bizler, uluslararası toplumu acilen harekete geçmeye çağırıyoruz:
Tüm aktivistlerimizin derhâl serbest bırakılması,
El konulan gemilerimizin iade edilmesi,
İsrail’in bu hukuksuz ve saldırgan tutumuna karşı yaptırım uygulanması,
artık ertelenemez bir sorumluluktur.
Bugün burada olan, yalnızca Gazze için değil; insanlığın onuru için verilen bir sınavdır.
#GSFUpdate #GSFAlert #BreakTheSiege #FreePalestine #SailToGaza #GlobalMovementToGaza #GlobalSumudFlotilla
Küresel Sumud Filosu'nda son durum:
İsrail, 44 gemiden 19’una saldırdı. En öndeki geminin Gazze’ye uzaklığı ise yaklaşık 70 km (40 deniz mili) olarak görünüyor
https://t.co/yllSlR4KGi
"Haydi ya sen nasıl devletsin o zaman".
@serakadigil ile eğitim ve kadın meselesini konuşurken söz kız okullarına geldi. "Kız çocukları hiç okula gidemeyeceğine bunu kabul etmek naiflik mi olur" diye sorduğumda gerçekten okkalı bir yanıt aldım:
"Bunu kabul ettiğinde 100 yıl öncesine mutlak erkek egemenliğinde eve kapanmış, erkek icazeti olmadan adım atamayan, okula gidemeyen, otobüse binemeyen, araba kullanamayan bir mala mülke dönüştürmüş oluyorsun" dedi ve bu durumu meşrulaştırmaya çalışan iktidar retoriğini eleştirdi.
Programın tamamı https://t.co/j3h09gqrDz
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'den velilere:
"Bak sevgili kardeşim, çocuğunu özel okula gönderiyorsan, özel okullarımızın %90'ı 600 bin TL'nin altında. Yani kamuoyunda makul kabul edilen rakamın altında. Onlardan seçebilirsin."