Ekleme yapayım:
Çalma, rüşvet alma, soyma, yakalanınca inkar etme, yalan söyleme ve en önemlisi bunları savunup parçası olup normalleştirme…
İşine gelmezse engelleme😂😂😂😂
Adem Soytekin’den İmamoğlu’nun “sıvacısı” değil “kasasıyım” itirafı…
İBB’deki yolsuzluk ve rüşvet operasyonu kapsamında verdiği bilgi ve belgeler sonrası etkin pişmanlık kapsamında tahliye edildikten sonra kendi hakkındaki bilgileri gizlediği için yeniden tutuklanan Adem Soytekin, 4 Kasım’daki yeni bir ifade verdi.
2014’ten itibaren İmamoğlu’nun Beylikdüzü’ndeki müteahhitlerden rüşvet olarak aldığı daireleri üzerine geçirdiğini anlatan Soytekin, İmamoğlu’nun İBB başkanı olmasından sonra işlerin büyüdüğünü ve rüşvetin çek ve nakit para olarak geldiğini anlattı…
SONA GELİNDİ...
Ekrem İmamoğlu, 19 Mart 2025 sabahı, gözaltına alınmış, ardından da tutuklanmıştı.
Aradan geçen yaklaşık 8 aylık sürede, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan şahısların ifadeleri, yüzden fazla tanık beyanları, ortaya saçılan ses kayıtları, belgeler, imzalar, mühürler, tarihler...
Ortada kağıt var, kayıt var, kanıt var.
Peki muhatap ne yapıyor?
Ele geçirmeye çalıştığı 100 yıllık CHP'nin Genel Başkanlık koltuğuna oturttuğu Özgür Özel'i İl İl, İlçe İlçe, Meydan Meydan dolaştırıyor...
Suçlamaları çürütecek ne bir belge gösteriyor,
Ne bir satır açıklama getirmiyor.
Sadece bağırıyor:
"Cum-hur-başkanı İmamoğlu”,
“Bizi kimse yıldıramaz!”,
“Gerçekleri çarpıtıyorlar!”
E iyi de kardeşim…
Sabah-akşam savunduğun adama yöneltilen şey duygusal bir saldırı değil ki, belgeli iddialar!
Belgeli iddiaya, sloganla cevap verilir mi?
Elbette verilir (!)
Çünkü slogan savunması, en basit savunma yoludur.
Niye böyle yapıyorlar biliyor musunuz?
Çünkü belgeye belgeyle cevap vermek zor iştir.
Okuyacaksın, anlatacaksın, delil getireceksin, çelişki varsa açıklayacaksın…
Uzun iş!
Ama slogan atmak kolay iş.
İki cümleyle hem "mazlum" oluyorsun, hem "kahraman".
Belgeler mi, bağıranlar mı?
Bizim toplumda garip bir denklem var.
Kim daha çok bağırıyorsa, o daha haklı zannediliyor.
Oysa belgeler sessizdir.
Bağırmazlar, kükremezler, ama uzun vadede hep onlar konuşur.
Bir yanda evrak, bir yanda naralar…
Birinde bilgi, birinde duygu…
Ve nedense toplum hep duygunun peşine takılıyor.
Gerçekle yüzleşemeyenin sloganı büyür.
Psikolojide bir kavram var, "bilişsel uyumsuzluk".
Yani, insanın kendisiyle ilgili rahatsız edici bir gerçeği duymak istememesi.
İşte o yüzden belgeler ortaya saçıldığında, bazıları hemen savunma moduna geçiyor:
"Bize kumpas kuruyorlar!",
"İktidar olmamızın yolunu kesiyorlar!"
Slogan, burada bir kalkan işlevi görüyor.
Gerçeği durdurmuyor, ama biraz zaman kazandırıyor.
Popülist siyaset bunu ezbere bilir, "Kanıtın yoksa, duyguyu büyüt."
Kitlenin önüne masumiyetini ispat edecek belgeler koyamıyorsan, o kitleyi duyguyla sar.
"Bizimkiler" algısını güçlendir.
Evet, kısa vadede bu yöntem işe yarar.
Ama uzun vadede yine belgeler kazanır, sloganlar kaybeder.
Tıpkı, Aziz İhsan Aktaş ve Rıza Akpolat hakkında hazırlanan iddianame gibi...
Gerçek yavaş yürür ama yarışı o kazanır.
Belgeli iddialara sloganlarla cevap vermek, haklılığın değil; kaçışın yüksek sesli halidir. Bir gün gelir, o belgeler yeniden açılır, o sloganlar ise çoktan unutulmuş olur.
Yolun sonuna gelindi.
Bu hafta içinde Ekrem İmamoğlu İddianamesi basına yansıyacak.
Bugüne kadar sloganla yol alanlar, iddianamede yer alan belgeler karşısında ne yapacaklar?
Hep birlikte takip edip göreceğiz...
⭕️ Ankara’da ilginç bir skandal patlak verdi.
Anıtkabir’i görmek için iki kule dikilmiş.
Hem de 2.2 milyar TL bedelle.
Ak parti Ankara milletvekili @OsmanGokcek_ detayları anlattı.
Yorumlarınızı merak ediyorum. Gönderinin altına bekliyorum.
Barış Yarkadaş, haramoğlu ailesinin içinden geçmiş; belediye müteahhitine İtalya’dan getirtilen jakuziler, tekneler…
Ulan bazı akılsızlar da bunları savunmaya kalkıyor…
Kimseden yöneticilik görevi isteme! Zira bu görev sen istemeden verilirse, Allah yardımcın olur. Eğer sen istediğin için verilirse, Allah’dan yardım göremezsin.
(Buhârî, Ahkâm, 5)
Serhend Takvim
⭕️ Özgür Özel’in makam aracı olarak kullandığı zırhlı ve bomba battaniyeli aracın Aziz İhsan Aktaş’ın olduğu ortaya çıktı.
Gazeteci Nuray Başaran açıkladı.
Detaylar cuma 23.30’da
Şimdi ne olacak programımızda olacak.
(Bir süredir şurada idim, ki oradayım, kalbi, imanı, duası, gayreti, sadece Gazze acısı ile yanan her gönlün söylediği her ağır şey, ama ne olursa olsun, ne kadar ağır olursa olsun, sadece sükut ile, hürmet ile karşılanmalıdır)
Bugüne dek farklı cümlelerle bu şahsa dair bir şeyler yazmış idim, hepsi burda duruyor
Bu konuşma ile, burası artık başka bir yer
Alçak adam, diyor ki
"size gidin savaşın demiyoruz, o yürek sizde yok"
Bak, düşük herif
Böyle dikotomi, mukayese yapılmaz ama
Sen ve senin bu kirli söylevine aldananlar için yazayım
"Mazlum Filistin halkının yanındayız" diyorsun ya
Bak, mazlum Filistin halkı, o cânımız halkımız, yani kendimiz kadar halkımız, 80 bin şehit verdi, Batılı Lancet dergisine göre ise 470 bin insanımız şehit edildi Gazze'de
Bak ahlaksız insan kişisi
Suriye'de, her kaynağa göre, en az 1, 5 milyon insan katledildi
Rusya, İran, ABD, Almanya, Fransa ile savaşan, şehit veren sadece, sadece ve sadece Türk ordusu vardı, alçak adam
Ve öyle ki, neredeyse "halk" bile, kendi seçmeni bile "Suriyeli mazlum" yok olsun isterken, mazlumu, zalime teslim etmeyen Türkiye'ye, Türkiye liderliğine bunları söyleyemezsin şarlatan ağız
Sen ki 14 yıl boyunca, kendi söylem tezgahına müşteri topladın sadece
Her cümlende, her kelimende, Allah'ı, Kudüs'ü, mazlumu etkileşime ve kendi tezgahına malzeme etme
Tahta adamlar, korkuluk adamlar gibi salladığın o el kol hareketlerindeki doğal mekanik kadar bile politik zekan yok, irfanın yok, aklın yok
Ama
Yeryüzü müslümanlarının yüzde 98'inin dua ettiği Türkiye liderliğine, Erdoğan'a
Veyl olsun öyle mi
Kene sizsiniz bay Yıldırım
Haşere sizsiniz bay Yıldırım
Sömürdüğün siyer anlatısı ile semirdin, bu fetullahçı teoloji duası ile, bu farisî diskurun, kirli ağzınla Gazzemize yeltenme, aziz şehitlerimizi istismar etme
Düş yakasından Efendimizin
Düş yakasından Gazzemizin
Utanma duygusunu yitirmiş Özgür İmamoğlu gibi tipler; yolsuzluktan rüşvetten yakalanınca iktidarı, Ankara’da pavyon köşelerinde kurulan delege pazarı ile gerçekleştirilen şaibeli kurultay rezaletleri ortaya çıkınca Kılıçdaroğlu’nu suçluyor.
Hiç ama hiç utanmıyorlar…
Ankara nüfus: 5,909,658
Belediyenin aldığı bardak: 140,000,000 adet
“MANSUR BEY, 140 MİLYON BARDAĞI NE YAPTINIZ?”
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş, siz ki “Şeffaf olacağım, tasarruf edeceğim” diyordunuz.
Bir konsere 40 milyon vererek gerçekten neyin tasarrufunu yaptığınızı anlayamadım?
Her olayda özellikle sizi savunanların, “Ama Gökçek döneminde...” diye başlayan bahane argümanları artık yetmez mi?
En son belediye tarafından alındığı iddia edilen ve sizin de yalanlamadığınız “6 milyon nüfuslu Ankara'ya 140 milyon adet kağıt bardak” olayı patladı.
Fatura var mı? Var.
Sayıştay denetimden geçmiş mi? Evet, Sayıştay; “Fatura var” demiş.
Mahkemeye gidilse ne olur? Onlar da “Fatura var” der ve hukuki bir sonuç çıkmayabilir.
Buraya kadar tamam!
Ama sıkıntı şu; bu bardakları niçin aldınız? Ankara’nın 140 milyon bardakla ne işi var? Bu kağıt bardakları hangi devasa depoya sığdırdınız? İstenmesine rağmen neden görüntüleri yayınlamıyorsunuz yahut buyurun izleyin diye çağırmıyorsunuz?
Mansur Bey, bu kadar soru ortada duruyor ve birini bile cevaplamıyorsunuz.
İnsanın aklına ister istemez; “Fatura kesilmiş, paralar ödenmiş, ama ortada bardak yok” düşüncesi geliyor.
Sanırım “şeffaflık ve tasarruf” iddianızdan çoktan vazgeçtiniz.
Çünkü belediye üyeleriniz bile, “Fatura var ya kardeşim” havasındalar...
Mansur Bey, size emanet edilene tam anlamıyla sahip çıkamadığınızı düşünüyorum.
Bu kubbe altında bâkî kalan hoş bir ses seda iken sanırım siz o sedayı da bırakamayacaksınız.
İmamoğlu suç örgütünün provokatörü Nevşin Mengü, savcının ağzından yalan üretiyor. Savcı şöyle şöyle demiş bana da çok gizli bir kaynağım söyledi, kaynağımı da söylemem çünkü ben gazeteciyim diyor. Yani aslında kendi yalanını gazetecilik maskesiyle gizliyor.
Nevşin Mengü'nün istikbali İmamoğlu suç örgütü yapısının ortaya çıkmamasına bağlı. Örgütle bunca ilişkisinin ardından sıranın kendisine geleceğinin de kaçınılmaz olduğunu biliyor. Yukarıdan aşağıya doğru dallanıp budaklanan hortumlardan birinin ucunda yuvalandığı kısa bir zaman sonra ortaya çıkacak. Çaresiz şekilde o gün gelene kadar bu şekilde kıvranmaya palavralar uydurmaya devam ediyor. O gün geldiğinde de ağlaya ağlaya ben bilmiyordum, neyin içinde olduğumun farkında değildim diye savunma yapacak. Bekleyelim ve görelim...
@nevsinmengu