Ekrem Başkan şu anda mahkeme heyetine açıklama yapıyor.
Söyledikleri şunlardır;
* Pazartesi iki mahkemem birden vardı.
* Ongun’un avukatına savunma yaptırmadınız.
* Keleş’in avukatının savunmasını kestiniz.
* Mahkeme ile bir olumsuz diyaloğum olmamasına rağmen yandaki cezaevinden duruşma salonuna getirilmedim.
* Keleş’in savunmasını dinleyemedim, soru sorma hakkım engellendi.
* 9 Temmuz’da duruşmayı bitireceğinizi söylüyorsunuz.
* Kalan birbuçuk günde kendi savunmamın, üç avukatın savunmasının, çarpmaz sorgu sürecinin tamamlanması mümkün değildir.
* Bu takvim değişmez diyorsanız, sorgumun yapılabilmesi ve savunmamın tamamlanabilmesi mümkün değildir.
* Selahattin Demirtaş, hiç kesilmeden 14 gün savunma yaptı.
* 143 eylem, 109 tutuklu, 20 ilişkili yargılamanın olduğu bir dava böyle görülemez.
* Bu koşullarda savunma yapılamaz, itirazlarımı kayda geçirmek istiyorum.
Heyet Başkanı ya savunma yapacaksınız, ya susma hakkını kullanacaksınız şeklinde cümle kuruyor.
Bir ceza davasında savunmanın kısıtlanması, hakkında 3 bin 739 sayfa iddianame yazılan kişinin savunmasının birkaç saate sıkıştırılmaya çalışılması, açık bir adil yargılanma ihlalidir.
Bu tutumun, herhangi bir ceza hükmü karşısında; esastan bağımsız, usul üzerinden bir bozma sebebi olacağı açıktır.
Mahkemenin bunu önemsememesi ve tutumunu ısrarla sürdürmesi, hukuk içerisinden açıklanamaz.
Hakim CMK 203 uygulaması yaparak, kimlik tespiti yapmaksızın salonu terk etti…
Salonun boşaltılmasına karar verdiler..
Duruşma salonundaki bekleyişimiz sürüyor…
Fatih Altaylı:
"Ekrem İmamoğlu aynı gün üç ayrı davada yargılandı.
Bu, ne görülmüş, ne de görülecek bir şey.
Biliyorsunuz, bendeniz Türkiye’deki en kıdemli ‘sanık’ olabilirim.
45 yıla yaklaşan meslek hayatımda binlerce kez yargılandım.
Hakkımda binlerce dava açıldı.
Belki de Guinness Rekorlar Kitabı’na girebilirdim.
Haliyle binlerce kez savcı ve hakim karşısına çıktım.
Hiçbir dava da bir celsede bitmediği için, her seferinde hakim, takip edecek celsenin tarihi belirlerken dönüp kibarca sordu: “Şu tarih sizin için uygun mu?”
Aynı gün benim veya avukatımın ya da karşı tarafın avukatının başka bir yerde duruşması ya da bir seyahati falan varsa hakimler hep her iki taraf için de uygun bir tarih belirlediler.
Bu yüzden de Ekrem İmamoğlu’nun aynı gün aynı saatte üç ayrı mahkemede yargılanması çok da normal, sıradan, rastlanılabilir bir olay, “Öyle denk gelmiş” diye geçiştirilebilecek bir durum değil.
Bu çok açık bir “kasıt”.
Siyasallaşmış bir yargıya bile yakışmayacak derecede bir suiniyet!"
📍Bugün İBB Davası’nda 15,5 milyon insanın oyuyla Cumhurbaşkanı adayı seçilen Ekrem İmamoğlu, ciddi bir hukuksuzluğa maruz kaldı. Sizler için özetliyorum. NATO Ankara Zirvesi’nden dolayı araya kaynamasın:
— Hakim, Ekrem İmamoğlu’ndan savunmasına başlayıp kısa bir süre içerisinde (yarın) bitirmesini istedi.
— İmamoğlu da “aylarca bekledim, 2000 küsür yıl cezayla yargılanıyorum, neden savunmamı kısıtlıyorsunuz” dedi.
— Hakim ısrar etti, Ekrem İmamoğlu da savunmasını 1 günde bitiremeyeceğini söyledi.
— Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, “o zaman susma hakkımı kullanıyorum yazacağım, çıkın dışarı” diyerek İmamoğlu’nu salondan çıkarttı.
Bakın bir Ceza Avukatı olarak söyleyeyim: Bu savunma hakkına açıkça bir müdahaledir. 1 hafta da savunma yapsa siz sanığı bölemezsiniz.
Özellikle böylesi büyük bir davada kimseden apar topar savunma yapmasını bekleyemezsiniz. İmamoğlu’nun kısılan sesini herkese duyuralım!
Tutuklamanın yasada 2 sebebi var: Delil karartma ve kaçma şüphesi. Bu olayda karartacak delil yok, video var zaten. Kaçma şüphesinden tutuklanmıştır. Yani yurt dışındayken kendi cebinden para ödeyip bilet alıp gelen adama kaçacak deyip tutukladılar. Bunun adı düşman hukukudur.
ailelerinden sevdiklerinden sevenlerin ayrı tuttular bakmakla yükümlü oldukları insanların derdini de yüklediler özlemini de bu hırsın farkına varın lütfen bu çok büyük bir şey dün imamoğluydu bugün her gün bir sürü insan bir sürü hayat yazık çok yazık
asıl kötü olan ne biliyor musunuz? tutukluluk haberlerini okuyup geçerken ordaki insanların ne yaşadığını tahmin etmeden sorgulamadan okuyup geçiyoruz bilinçsiz bir şekilde “bana dokunmaya yılan” moduna geçtik+
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan da Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde.
Mahkemedeki beyanında ‘kuyu tipi hapishane’yi şöyle anlatmıştı:
“‘Kuyu tipi hapishane' deniyor ya hiç duydunuz mu kuyu tipi hapishaneyi Sayın Başkan? Beş metrekare avlusunu 13 metre çevreleyen yükseklikte duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkanınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile yalnızca duvardan nasiplenerek günde sadece bir saat Sayın Başkan. O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da kuyu tipi hapishane deniyor. Ben orada kalıyorum. Bu salonda orada kalan, kuyu tipi hapishanede kalan dört tutukluyuz, ben, Murat Ongun, Elçin Karaloğlu ve Hüseyin Köksal. Ben öyle bir yerden geliyorum”
Şimdi Deniz Göktaş da orada!
#DenizGöktaşYalnızDeğildir
#MizahıHapsedemezsiniz
ama dünyada belli bir ömre sahip olan bizlerin hayatıyla oyun oynayan gözünü kin bürümüş bir zihniyetin esiri olduk kapatın bir yere sadece 1 saat zaman dilimi verelim. “uzağa bakmayı özledim” dediler bir kere artık eve gelir gelmez dışarıya, bakabildiğim kadar uzağa bakıyorum +
Deniz Göktaş’a takılan ters kelepçe hepimizin beynine de takılıyor. Düşünmeyelim, eleştirmeyelim, konuşmayalım istiyorlar. Beynimizde onların kelepçesiyle yaşayalım istiyorlar.
Kılıçdaroğlu: Rüşvet alındığı gerçek, söyleniyor bu.
- Söyleniyor mu gerçek mi?
Kılıçdaroğlu: Gerçek.
- Nereden biliyorsunuz?
Kılıçdaroğlu: Rüşveti veren verdim diyor.
- Diğeri de almadım diyor.
Dilek Kaya İmamoğlu'ndan Kılıçdaroğlu'na:
"Gerçekten konuşmak isteyenler, sadece bir gün Silivri’ye gelsin. Orada yaşananları görsün, insanların yaşadıklarına tanıklık etsin, sonra bu konuşmaları yapsın.
Arınmadan söz edenler önce vicdanlarına bakmalıdır. Ekrem İmamoğlu milletine hizmet etmek için çıktığı yoldan geri adım atmamıştır. İftiralarla, karalama kampanyalarıyla ve siyasi hesaplarla onu da, temsil ettiği umutları da kirletemeyeceksiniz."
Ekrem İmamoğlu'ndan Kılıçdaroğlu mesajı:
"Dâhili bedhah kayyımın ne düşündüğünü bilmem, ilgilenmiyorum da.
Milletimize de huzurlarının kaçmaması adına bu kişiyi kâle almamasını tavsiye ederim."
Fatih Altaylı, Özgür Özel ile yaptığı görüşmeyi yazdı:
"Dün CHP lideri Özgür Özel aradı. Butlan kararından bu yana doğru düzgün konuşamamıştık.
Sesi yorgun değil ama sıkıntılıydı.
'Nasıl sıkılmayayım? Millet bizi birinci parti yapmışken ve giderek farkı açarken olan bitene mi yanayım, partideki bazılarının millette yarattığı hayal kırıklığına mı yanayım? Sıkılıyorum tabii ama sonuna kadar mücadele edeceğiz' dedi.
'Tayyip Bey'e, AK Parti'ye, iktidara kızmıyorum. Onlarla mücadele etmek için varız burada. CHP'ye kötülük onlardan beklediğimiz şey zaten.
Bizi asıl üzen, ruhen yaralayan, hayal kırıklığı yaratan, bizim içimizden az da olsa birkaç kişinin çıkıp onların verebileceğinden daha fazla zarar vermeleri.
İçeriden işbirlikçilerle mücadele etmek çok ağırımıza gidiyor. Bunlar bizim eski arkadaşlarımız' dedi.
Yol haritasını sordum.
'Daha önce konuştuğumuz gibi sonuna kadar mücadele. Bizim şu an için yeni parti kurma, CHP'yi bırakma niyetimiz yok. Bu parti bizim partimiz. Sonuna kadar mücadele edeceğiz.
Parti içinde mücadeleyi sürdürebildiğimiz sürece yeni parti yok. Yeni parti son çare' yanıtını verdi.
Özel, bir an önce kurultay yapılması gerektiğini belirterek, 'Kimin seçtiği önemli değil, yeter ki CHP'de bir seçim yapılsın' dedi.
CHP lideri ile yaptığım konuşmadan anladığım şu. Özgür Özel hâlâ hukuki sonuç alabileceklerine, suyu yoluna sokabileceklerine inanıyor.
Açıkçası ben onun kadar iyimser olamıyorum."