CHP’liler konuştukça bir sorun ortaya çıkıyor, farkında mı değiller?
Bu söylemler Genel Başkan karşısında: MYK’nın, parti meclisinin ve milletvekillerinin hiçbir etkisinin olmadığına işaret ediyor. Bu kadar mı tek adam partisi? Herkes bu kadar mı emir kulu? Herkes mi etkisiz eleman? Tek başına hepinizi mi kandırdı?
Olan bitenden sadece Kılıçdaroğlu mu sorumlu? Sizin hiç hatanız yok mu? Her şeyi bir kişinin üzerine yıkıp nasıl aradan sıyrılıyorsunuz? İstifa etmek hiç mi aklınıza gelmedi? En azından içerideki bu durumu kamuoyuyla paylaşsaydınız..
@bahriye_ucok_ ❝Atatürk'ü
yıllarca onu örnek almaya çalıştım maalesef çeyreği kadar olamadım.
Meğerse ne zor şeymiş Atatürk olabilmek.
Sakın unutmayın,
O ölümünden sonra bile ülkesini yönetebilen tek liderdir❞
👇
Fidel Castro
.
Atatürk'ün
🇹🇷Türk🇹🇷
olmasının
👉mutluluğunu👈 yaşayanlardanım🇹🇷
Günlerdir sosyal medyada ve geleneksel medyada birtakım tanınmış kişilerin yazışmaları ve görüntüleri paylaşılıyor, hatta“gazeteci” denen bazı kişiler, bunları köşelerine taşıyor.
İşin en vahim yanı, bunlar gizli bir soruşturmada suç şüphesiyle ilgili olmayan kişisel yazışmalar ve görüntüler!Ama gel gör ki kim kime WhatsApp üzerinden ne yazmış, evlerinde neler yapmışlar herkes okuyor ve izliyor, torbacıların ifadeleri gazetelerde çarşaf çarşaf yer alıyor.
Yalnızca tanınmış oldukları için bazı yetişkin kişilerin yatak odası ayrıntılarının yayımlanmasında herhangi bir kamu yararı yoktur! Aksine o yayınlar, bu olayların tümüyle magazinleştirilip tiksinti verici bir iştahla üzerine atlanmasına yol açıyor!
BUNLARIN HEPSİ BOP TAŞERONUDUR!
PKK’LI CEMİL BAYIK: “ÜMMET ANLAYIŞI, TÜRKLERLE KÜRTLERİN BİRLİĞİNİ SAĞLAMIŞTIR.”
ÖCALAN: “MÜMİN KARDEŞLERİM., ÇAĞDAŞ İSLAMİ ÜMMETİN MİLLET BİRLİĞİ ANLAMLIDIR.”
SELAHATTİN DEMİRTAŞ: “BU TOPRAKLARIN MEDENİYETİ İSLAM MEDENİYETİDİR.”
ABD ANKARA BÜYÜKELÇİSİ TOM BARRACK: “TÜRKİYE İÇİN EN İYİSİ OSMANLI MİLLET SİSTEMİDİR.”
Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak üzere kurulmuş PKK terör örgütü lideri ile görüşmeler yapılarak Lozan hedef alınıyor, din temelinde örgütlenen Osmanlı millet sistemi ve ümmet övülüyor! İktidarın yeni Osmanlıcı hayalleri kışkırtılırken, laik Cumhuriyetin temellerine saldırılıyor!
Sadece tekstilde bu yıl 160 fabrika Türkiye'den taşındı!
Küresel lojistik devi DSV'nin Türkiye CEO’su Önder Ekonomi gazetesine konuştu:
“Şu anda lojistik firmaları olarak Türkiye'de para kazandığımız neredeyse tek alan, fabrikaları Mısır ve Fas gibi ülkelere taşımak.”
BASINA VE KAMUOYUNA
Sosyal medyada, derneğimizden burs almış olabileceği iddia edilen bir kişinin paylaşımları ve bu paylaşıma yapılan yorumlar üzerine konu ivedilikle araştırılmış; söz konusu kişinin Genel Merkezimizden ve Ankara’daki dört şubemizden de burs almadığı tespit edilmiştir.
Derneğimizde burs verenlerle burs alan gençlerin doğrudan eşleştirilmesi şeklinde bir uygulama bulunmamaktadır. Ayrıca burs veren gönüllülerimizin böyle bir talep veya beklenti içinde olmamalarına özen gösterilmektedir. Burs politikamızda öğrencilerin ekonomik durumu ve okul başarısı temel belirleyici ölçütlerdir.
ÇYDD, 35 yıldır Atatürk ilke ve devrimlerinden, özellikle de Atatürk milliyetçiliği anlayışından hareketle; hiçbir ayrım yapmaksızın, ülkemizin tüm bölgelerinde sosyoekonomik koşulları elverişsiz gençlerimize, olanakları ölçüsünde burs desteği sağlamaktadır ve sağlamaya devam edecektir.
Derneğimizden burs alan öğrencilerin tamamına yakını ayrıca Kredi ve Yurtlar Kurumu’ndan burs veya öğrenim kredisi de almaktadır. Burs alan öğrencilerimizden her okul yılı başında güncel adli sicil kayıtları istenmektedir.
2009 yılında derneğimize yönelik kurgulanan FETÖ kumpasında da benzer iftiralar üretilmiş, ancak bunların tamamen kurgu olduğu yargı kararlarıyla kesinleşmiştir. ÇYDD’ye kumpas kuran örgüt üyelerinin yargılanmaları halen sürmektedir.
Bu olayda da benzer biçimde, asılsız iddialarda bulunan kişiler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulacaktır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
Genel Merkezi
#ÇağdaşYaşamıDesteklemeDerneği
Türkiye’de yaklaşık 3 milyon okul çağındaki çocuğun eğitimden uzaklaştığını ve sadece 2024 yılında 71 çocuğun iş kazası sonucu yaşamını yitirdiğini biliyor musunuz? Çocuğun yeri güvenli bir aile ortamı ve okuldur. Çocuk işçiliğinin önüne geçmeliyiz.
Dün ÇYDD Aksaray şubesinin düzenlediği “21. Yüzyılda Türkiye ve Laiklik” konulu etkinlikte konuşmacıydım. Çok özenle hazırlanmış, verimli bir etkinlikti. Farklı illerden gelip katılan, sorularıyla katkıda bulunan, çok sayıda genç yurtseverin de olduğu bir dinleyici kitlesi vardı. @utkutarakci başta olmak üzere emek veren herkese teşekkür ederim. #laiklik
“Demokrasinin Çeşitleri” (Varieties of Democracy, V-Dem) dünyada demokrasi, hukuk, insan hakları alanında çalışan araştırma kuruluşları arasında tartışmasız en önde geleni ve saygın olanı. Profesyonel tarafsızlığı bugüne kadar en küçük bir tartışmaya konu olmadı
V-Dem, İsveç Göteburg Üniversitesi’nde yerleşik. 134 ülkedeki koordinatörleri aracılığıyla sivil toplum temsilcileri, akademisyenler, bağımsız araştırmacılar, analizciler ve gazetecilerden oluşan 4.200 kişilik uzman kadrosuyla çalışıyor
Çalışmalarının bir çok özelliği arasında, dünyadaki tüm ülkelerde hak ve özgürlüklerin 600 ayrı kıstası kullanarak 1789 yılından bu yana ölçümlenmesi de var
Burada, V-Dem'in yayınladığı Hukukun Üstünlüğü ve Liberal Demokrasi Endeksleri’ni paylaşıyorum
Bu endekslere göre, bugün Türkiye'de hukukun üstünlüğü ve liberal demokrasi 116 yıl önce 1908’deki II. Meşrutiyet döneminin gerisine düşmüş durumda
Bu dönemin “Hamidiye Dönemi” veya baskı - istibdat çağı olduğunu biliyoruz
Tanıdık ve aşina gelmiyor mu?
Şahan Gökbakar’dan Özgür Özel’e tepki:
“Ana muhalefet olduğunuz Türkiye'de, iktidar keyfi bir şekilde İnstagramı kapatıyor ve siz ayaküstü bir iki kelam edip hayatınıza devam ediyorsunuz... Bu mu hayal ettiğiniz normalleşen Türkiye? Adınız Özgür halbuki...”
Gerekiyorsa TEK BAŞIMA muhalefet yaparım Instagramı Açtırırım.
🟥 Instagram’da Yüzbinlerce Kişi Müşteri Buluyor.
🟩 Instagram’da Yüzbinlerce Kişi Ticaret Yapıyor.
🟥 Instagram’da Binlerce Kişi İhracat ilişkisi kuruyor.
🟩Instagram’daki Binlerce Kişi VERGİ veriyor.
Siyaset Yapacağım Diye Tüm Sosyal Medya KAPATILAMAZ.
AÇIN LÜTFEN. HADİ AÇIN !
Türkiye’nin sanatçılarına ve ünlülerine kısa bir bilgilendirme:
1- Instagram’a doğal yollardan girememenizin bir nedeni var.
2- Instagram adil olmayacak şekilde, hukuk makyajıyla Türkiye’de erişime kapatıldı.
3- Bunun adı sansürdür, hukuksuzluktur, gericiliktir.
4- Bununla alay edebilirsiniz. Lakin önce adını koyun lütfen.
5- Siz hakkıyla tepki vermedikçe, aslında olanı söylemeye cesaret etmedikçe, bu baskı daha da büyüyecek.
6- Korku insani bir duygudur; lakin bulaşıcıdır da. Korksanız da cesaret gösterin, özgürlüğü bulaştırın.
7- Tarih onlarca kez kanıtlamıştır ki; “sizin demenizle çok şey değişir.”
Tam tersine, cumhuriyeti tam da şimdi daha yüksek bir bilinçle, cok daha görkemli şekilde kutlamalıyız. @trt ,@trt1
Cumhuriyetin 💯.yılını kutlamak, Gazze'de yaşanan insanlık dramına kayıtsız kalmak veya ölen insanların anısına saygısızlık değildir. Çevremizde ve Ortadoğu'da durmayan kan ve göz yaşı, bitmeyen bağnazlık ve gericilik, Atatürk ve dava arkadaşlarının 100 yıl önce Türkiye'de başardıkları işin büyüklüğünü bir kere daha gözler önüne seriyor. Bu zor coğrafyada aldığımız her nefesi, çağdaş ve insanca yaşamı Atatürk'ün kurduğu tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ne borçluyuz. Onu korumak, onu tamamlayarak güçlendirmek yaşamsal bir zorunluluktur. Cumhuriyetimizin değerini anlamak için çevremizde daha ne kadar büyük felaketler yaşanmalı, daha ne kadar kan akmalı?
Türkiye Cumhuriyeti, çevresindeki savaş, çatışma, yıkım ve bağnazlığa rağmen, 100 yıldır bölgede insanlık, uygarlık, barış adası durumundadır. Bu nedenledir ki Türkiye Cumhuriyeti'nin 100.yılını daha büyük bir coşkuyla kutlamak gerekir.
İsrail’in iç siyasette çok sıkıştığı bir konjonktürde Gazze kaynaklı füze saldırısı ve İsrail’in bir nevi Pearl Harbour baskınından sonra şunu sormalıyız: Cui bono?Kimin yararına?
Bu saldırı İsrail’deki çok keskin kutuplaşmayı sonlandıracaktır. Devlet politikası hükümet politikası önüne geçecektir. Gazze’ye uygulanacak İsrail askeri stratejisi sınır tanımaksızın son derece keskinleşecektir. En önemlisi Amerikan ve AB kamuoyu yoğun İsrail etkileşimi içinde Ukrayna’dan uzaklaşacaktır. Böylesine büyük bir saldırının İsrail ve batı istihbaratının ikaz&ihbar sistematiği dışında gerçekleşmesini izah etmek mümkün değildir. Halkları iki tarafta da zor günler bekliyor. İtidal esas olmalıdır.
...ZEYTİNDAĞI...
"Suriye, Filistin ve Hicaz’da:
- Türk müsünüz?
Sorusunun birçok defalar cevabı:
- Estağfurullah! idi.
Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş ne de vatanlaştırmıştık.
Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi..."
(Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı)
***
Falih Rıfkı Atay, Birinci Dünya Savaşı’nda Suriye ve Kudüs’te Cemal Paşa'nın emir subayı olarak bulunmuştu. "Zeytindağı" adlı eserinde o zamanki Kudüs’ü, cepheyi ve o günün insanlarının ruh yapısını, Arapların Türklere bakışını ele almaktadır.
"Çıplak İsa, Nasıra’da marangoz çırağı idi; Zeytindağı’nın üstünden geçtiği zaman, altında kendi malı bir eşeği vardı. Biz Kudüs’te kirada oturuyoruz. Halep’ten bu taraf geçmeyen şey yalnız Türk kâğıdı değil, ne Türkçe ne de Türk geçiyor. Floransa ne kadar bizden değilse, Kudüs de o kadar bizim değildi. Sokaklarda turistler gibi dolaşıyoruz.”
"... Ticaret, kültür, çiftlik, endüstri, binalar, her şey Arapların veya başka devletlerin... Yalnız jandarma bizim idi; jandarma bile değil, jandarmanın esvabı."
"Osmanlı saltanatı som bürokrat iken, bürokrasi bile tam-Arap, yahut yarı-Arap’tır. Türkleşmiş hiçbir Arap görmedikten başka, Araplaşmamış Türk’e az rast geliyordum."
Atay, Osmanlı'nın, Arap coğrafyasına kök salmamadığını gözlemlemişti.
“Suriye, Filistin ve Hicaz’da ‘Türk müsünüz?’ sorusunun birçok defalar cevabı ‘Estağfurullah’ idi. Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş ne de vatanlaştırmıştık. Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi."
"Eğer medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, Araplığın Anadolu yukarılarına kadar gireceğine şüphe yoktu."
“Kudüs’ün en güzel yapısı Almanların, ikinci en güzel yapısı yine onların, en büyük yapısı Rusların, bütün öteki binalar İngilizlerin, Fransızların, hep başka milletlerin idi… Geç kalmıştık. Artık ne Suriye, ne de Filistin bizim idi. Rumeli’yi kaybetmiştik. Lübnan havası bize Dobruca havasından yüz kat daha yabancı idi. Fakat her yere ‘bizim’ diyorduk.”
Osmanlı yönetimi “Halep’ten Aden’e kadar süren o koca memlekette” bir Arap meselesi olduğunu düşünür. Atay’a ise gerçekte böyle bir mesele olmadığını belirtir:
“Arap meselesi denen şey Türk düşmanlığı hissi idi. Bu hissi ortadan kaldırınız, Suriye ve Arabistan meselesi Arap saçına döner, karmaşıklığın içinden çıkamazsınız.”
Atay’a göre, Osmanlı Anadolu’dan esirgediği serveti ve çabayı Arap coğrafyasına harcamıştı, ama oralara dökülen emek ve servet boşa harcanmış, heba edilmişti:
“Hiçbir tarafı yapılmamış olan bir vatanın bayrağı Kahire’ye dikilmek için havaya giden bu enerji, boş Anadolu’yu zengin ve ümranlı bir vatan yapmak için hiçbir vakit kullanılmadı. Türk, harbde kullanılmış, kıymetlendirilmiş, destanlaştırılmış, sulhte ise bırakılmıştır.”
(*) Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı (Pozitif Yayınları, İstanbul, 2017, s. 43-50, 136.
Şu sözler de o bölgeyi iyi bilen Atatürk'e ait:
"Milletimiz, asırlarca, bu vâhi (anlamsız) nokta-i nazardan hareket ettirildi. Fakat ne oldu? Her gittiği yerde milyonlarca insan bıraktı.
Yemen çöllerinde kavrulup mahvolan Anadolu evlâtlarının miktarını biliyor musunuz? (...)
Suriye’yi, Irak’ı muhafaza etmek için, Mısır’da barınabilmek için, Afrika’da tutunabilmek için ne kadar insan telef oldu, bunu biliyor musunuz? Ve netice ne oldu görüyor musunuz?"
(Atatürk, Nutuk, 1927, C.II, TTK Yayınları, Ankara s.946)
Falih Rıfkı Atay'ın şu sözüyle bitirelim: "Geçmişten ders alınmazsa geçmiş geçmeyen olur."
Türk devleti ve halkı, hükümetleri kim olursa olsun başta coğrafi gücü olmak üzere milli güç unsurlarını başka devletlerin veya ittifakların kayıtsız şartsız kullanımına izin vermemelidir. Burada rehber Atatürk ve onun Kemalizm’de hayat bulan iç ve dış siyaset ilkeleri olmalıdır.
-Öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz-
"Ne olursa olsun, şu veya bu sebepler için milleti harbe (savaşa) sürüklemek taraftarı değilim. Harp zaruri ve hayati olmalı. Hakiki kanaatim şudur: Ben milleti harbe götürünce vicdanımda azap duymamalıyım. ‘Öldüreceğiz' diyenlere karşı ‘ölmeyeceğiz' diye harbe girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça, harp bir cinayettir.” (Atatürk, 16 Mart 1923)
(Atatürk'ün Bütün Eserleri-ATABE, C. 15, s.215)
Atatürk'ün "haksız" bir savaşı yoktur, o tüm savaşlarında "öldüreceğiz" diyenlere karşı ölmeyeceğiz" diyerek, yaşamak için, özgürlük için, bağımsızlık için, "barışa kavuşmak " için savaşmak zorunda kalmıştır. Çanakkale, Sakarya, Büyük Taarruz hep bu tür savaşlardır.
Atatürk'ün Dünya Barışını Koruma Formülü
Atatürk, Mayıs 1935'te Amerikalı gazeteci Gladys Baker'a verdiği bir röportajda, “Barışı korumak için tedbir alınması mümkün müdür?” sorusuna 7 madde şöyle cevap vermişti.
1- İnsanlığa sürekli barışın önemini anlatmak için uygar ulusların ortak teşkilat yapmaları gerekir.
2- İnsanlığın kalbindeki ve kafasındaki geçmişten gelen düşmanlık duygularını silmek için her ulusun yüksek aydınları elbirliği ile çalışmalıdır.
3- İnsanlığın genel refahını sağlayıp dünyada aç ve sefil zümreler bırakılmamasını bütün insanlığın ortak amacı gibi gören uluslararası modern tedbirler alınmalıdır.
4- İnsanların kin ve hırs gibi olumsuz düşüncelerden kurtulması, onun yerine insanlığın büyüklüğü düşüncesi ve bu büyüklüğü sevme esası yerleştirilmelidir.
5- Tarih boyunca savaşların yarattığı yıkımlar ve felaketler genç kuşaklara anlatılmalıdır.
6- Bütün bu tedbirler insanlığı asıl insanlık düzeyine çıkarmaya yönelik tedbirlerdir. Şüphesiz bu amaç biraz zaman ister. Bunun için uygar ulusların aydınları birbirlerini arayıp bulmalı ve ortak kararlar üzerinde ortak çalışmalar yapmalıdır.
7- Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır. (ATABE, C.27, s.260-261)
Atatürk, dünya barışını korumak için dünyadaki olaylara karşı kayıtsız kalmamak ve bencillikten kaçınmak gerektiğini söylemişti. 17 Mart 1937'de Romanya Dışişleri Bakanı Antonesco ile görüşmesinde şöyle demişti:
“En uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve her milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir. Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla ilgilenmeliyiz…” (ATABE, C.29, s.166-167)
Atatürk, dünyada “sürekli barışın” formülünü şöyle açıklamıştı.
“Eğer devamlı bir barış isteniyorsa, kitlelerin durumlarını iyileştirecek uluslararası tedbirler alınmalıdır. İnsanlığın bütününün refahı açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları kıskançlık, aç gözlülük ve kinden uzak şekilde eğitilmelidir.”(Kocatürk, s.370)
Atatürk, kalıcı barış için her şeyden önce insanlara birbirini sevdirmek gerektiğini düşünüyordu. 25 Ekim 1931'de Balkan Konferansı üyelerine şöyle demişti:
“İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak ve son derece üzünülecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek tek araç, onları birbirlerine yakınlaştırarak, onlara birbirlerini sevdirecek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. Dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve başarılı olmasıyla mümkün olacaktır.”
(ASD, C.2, Ankara, 1997, s. 306.)
Atatürk, 20 Nisan 1931'de millete beyannamesinde CHP'nin genel siyasetini “Yurtta barış dünyada barış için çalışıyoruz” diye özetlemişti. (ATABE, C.25, s.119)
Sadece Türkiye'nin değil, tüm dünyanın Atatürk'e kulak vermesi gerekir.
Ayrıntılar, belgeler için bkz.👇
https://t.co/kQGnM4Po3G