🇹🇷TBMM adına utanç gecesi!
➖Suudi Arabistan’la yapılan enerji anlaşmasının oylaması esnasında;
💡Genel Kurul salonunda yeterince milletvekili bulunmayan iktidar cenahı tarafından,
➖Tam 76 sahte pusula verilmiş.
➖Yani salonda olmayan 76 milletvekilinin imzalarını taklit edip,
➖Onlar adına sahte oy kullanmak istemişler.
➖Tek tek tespit ettik.
➖Ve oylama yapılamadan bu gece Meclis kapandı.
➖Demokrasiye ve millet iradesine ihanet bu.
➖Yazık bu güzel ülkeye.
Ankara İl Başkanlığı’na bir atama yapıldı.
25 ilçenin 25’i de karşı.
Ne olacak şimdi?
Alacağız elimize siyasi bir bıçak, doğrayacağız diyorsunuz öyle mi?
Kestikçe gür gelirler, unutmayın.
Hüsranlı bir sona el uzatmayın.
CHP Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri Süleyman Bülbül, Saniye Barut ve Gülşah Deniz Atalar kararlara muhalefet şerhi koydular:
“Yetkisiz ve göreve başlamamış bir MYK bulunmaktadır. Bu nedenle YDK’ya gönderilen disiplin dosyaları yok hükmündedir. Tüzüğümüzün 63. maddesinin birinci fıkrasına göre Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin parti suçu oluşturan eylemleri, Parti Meclisi’nin istemi üzerine YDK tarafından karara bağlanır. Bir milletvekili, Parti Meclisi dışında bir organ tarafından disipline sevk edilemez. Tedbiren görevden uzaklaştırma yönündeki karar tümüyle usule ve tüzüğe aykırıdır.”
Bay Kemal’ in beyhude itirazı..!
18 Haziran 2026 Nefes Gazetesi
Önceki gün sabah telefonum çaldı…
Önce bir sekreter hanım, “genel başkanımızı bağlıyorum” dedi, birkaç saniye sonra ise telefonun öbür ucunda CHP’nin mahkeme kararıyla atanmış başkanı Kemal Kılıçdaroğlu vardı…
“Günaydın Ümit Bey” diye başladı söze, “Merhaba Kemal Bey” dedim. Epey uzun süren bir telefon konuşması yaptık… Öncelikle belirtmeliyim; bu görüşmenin yazılmamasını rica etti. O nedenle yaptığımız konuşmanın içeriğini tamamen anlatmayacağım.
-Biri hariç!
Bay Kemal, o günkü yazımla ilgili arıyordu. Kısaca anımsatayım. “Makul adam Bay Kemal” başlıklı yazımda, ağırlıklı olarak 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday gösterilen “Ekmeleddin İhsanoğlu” konusuyla, değerli diplomat ve eski CHP milletvekili Onur Öymen’in, WikiLeaks belgeleri ve CIA raporuyla ortaya koyduğu “Kılıçdaroğlu’nun, Deniz Baykal komplosu sonrasında CHP’ye nasıl başkan olduğu” konusunu anlatmıştım…
Yazımın girişinde ise şöyle demiştim:
-13 yıllık genel başkanlığı döneminde 13 kez seçim kaybeden Bay Kemal’in aslında bu yıllar içinde yaptıkları, yapmadıkları, partiden kimleri uzaklaştırdığı, kimleri doldurduğu, partiyi “kurucu” çizgisinden nasıl uzaklaştırdığı, seçtiği danışmanları, ABD büyükelçileriyle baş başa otellerdeki muhabbetleri ciltler dolusu kitaba konu olur!
Bay Kemal yazıma itiraz etmek için aramıştı… Yazdığım konular arasından yalnızca birine takılmıştı. Onu da şöyle açıkladı:
-Ben ABD büyükelçileriyle asla otel odalarında görüşmedim!
Otel köşesindeki görüşme!
Bay Kemal’in bu itirazı beni hem çok şaşırtmış hem de gülümsetmişti…
Gerçekten böylesine medyanın diline düşmüş bir buluşmayı unutmuş olabilir miydi? Yanıt verdim:
-Eski ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone ile Ankara Sheraton otelinin gözden uzak bir köşesinde yalnızca bir tercüman eşliğinde 2,5 saat görüştünüz Kemal Bey!
Telefonda tarihi hatırlayamamıştım ama onu da şimdi vereyim, 24 Ekim 2013!
Bay Kemal sessiz kalınca devam ettim:
-Dilerseniz bu görüşmeyle ilgili haber, köşe yazısı ve yorumları size gönderebilirim!
Atanmış genel başkan “bir parti liderinin büyükelçilerle görüşmesi, birlikte yemek yemesi normal değil mi?” sorusuyla yanıt verince devam ettim:
-Tabii ki normal. Ama gözden uzak köşelerde baş başa değil! Sizin makamınızda kurmaylarınızla ya da ABD büyükelçiliğinde yine kurmaylarınızla görüşebilirsiniz ancak böyle bir görüşme doğal olarak çok dikkati çekecektir ve çekti de!
Aslına bakarsanız benim bunları anlatmama da gerek yoktu; Google’ı açıp baksa söylediğim tüm yazıları ve yorumları görecekti!
Bay Kemal ile daha başka konularda da konuştuk. En çok aklıma kazınan bugün ihraç etmek için Parti Disiplin Kuruluna üstelik tamamen tüzüğe aykırı şekilde MYK kararıyla verdiği, tümünü listelere kendisinin koyduğu milletvekilleri için kullandığı şu cümleydi:
-Onlar benim dostlarım, arkadaşlarım!
Dostlarım dediği milletvekillerinin dün itibarıyla CHP’den atıldıklarını da buraya not edelim!
Gövdemdeki kurt
Bu yazının altına başka ne yazılır diye düşündüm…
Aklıma değerli dostum, sevgili ağabeyim Ali Erten’in Fransa’dan gönderdiği, bugün yaşadığımız rezillikleri, mutlak kepazelikleri anlatan büyük şair Nazım Hikmet’in 1924’te yazdığı “Gövdemdeki Kurt” şiiri geldi. İyi okumalar:
Sen benim minare boyundaki çam gövdeme/
beyaz bir kurt gibi girdin, kemirdin/
Ben barsaklarımda solucan Makdonaldı besleyen/
İngiliz amelesi gibi saklıyorum seni içimde/
Biliyorum kabahat kimde/
Ey ruhu lordlar kamarası kadın/
Ey uzun entarili tüysüz Puankara/ karşımda; demirleri kıpkızıl bir şimendifer ocağı gibi yanmak/ senin en basit hünerin/
Yine en basit hünerin senin/
buzun üstünde paten gibi kıvranmak/
Soğuk! Sıcak! Kaltak dur! Yumuşak beyaz kıvrılışlarınla/ beynime giriyorsun kemiriyorsun/
Oraya giremezsin/
Onu kemiremezsin/
Yumuşak beyaz kıvrılışlarıyla/ beynime giren kurdu/
çürük bir diş gibi söktüm! Epeyce ter döktüm! Bu sonuncuydu/
bir daha olmayacak!
Bu ülkede yaşayan her bir yurttaş Pelin kardeşimize destek olmak mecburiyetindedir! Çünkü o, bizlerin hakkını ve hukukunu savunduğu için mağdur oldu!
— Pelin Gümüşdağ. Boğaziçi Üniversitesi’ne Türkiye 18.’si olarak girdi. Tarih bölümünü yüksek onur derecesiyle, bölüm BİRİNCİSİ olarak bitirdi.
— Hocaları tarafından yüksek lisansa kabul edilen Gümüşdağ’ın kaydı, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı 19 Mart sürecinde anayasal hakkını kullanarak eylemlere katıldığı bahane edilerek üniversite tarafından kabul listesinden ÇIKARTILDI!
— Gümüşdağ bu süreçte yalnız değil. Aynı şekilde 5 muhalif öğrenci de mağdur edildi! Haklarının ihlal edildiğini belirten öğrenciler konuyla ilgili dava açtılar.
— Mahkeme, 4 öğrenci hakkında üniversitenin işlemini “hakkaniyete aykırı” buldu ancak kayyum yönetimi mahkeme kararını UYGULAMADI; öğrencileri yeniden kabul listesine almadığı gibi kampüse girişlerine de İZİN VERMİYOR!
Üniversiteler iktidarın arka bahçesi değildir. Kayyum rektörler, iktidara yaranmak için keyfi kararlar alamaz; öğrencilerin emekleriyle kazandığı haklara el uzatamaz! Okulları kendi siyasi ajandalarına göre yönetemezler!
Özellikle öğrencilerinin çoğu muhalif olan üniversitelerde öğrencileri cezalandırmak oldukça sıradan bir rutin haline geldi. Yurttan atmalar, kredi bursunu kesmeler, kazandığı programı iptal etmeler gibi birçok hukuksuz karar normalleştiriliyor.
Anayasa, her yurttaşa protesto hakkı vermiştir. Hal böyleyken bir öğrenciyi sırf muhalif diye cezalandıramaz okul yönetimi. Bu eğitim hakkının gaspıdır, kabul edilemez!
Pelin ve arkadaşlarının sesini duyuralım! @YuksekogretimK
Bu karar, Danıştay'dan, AYM'den veya İHAM'dan dönecek. Bundan en ufak bir kuşkunuz olmasın. Hukuku bilen herkes için bu mesele, siyah ile beyaz, gece ile gündüz arasındaki ayrım kadar nettir.
O karar çıktığında bu paylaşımı yeniden hatırlatacağım.
Peşinen kayda geçsin: Bu kadar aleni bir hukuka aykırılığına rağmen, o güne kadar her şey "hukuki"ymiş gibi sürdürülecek. Karar çıkınca da geçiştirilecek.
Hukuk böyle istismar ediliyor.
Bu röportajda Özgür Özel’in ne bir yanlış sözü var, ne de savunamadığı bir davranışı. AKP’ye mesir macunu götürmesi dahil açıklamış, ki o da taşı gediğine koyan bir siyasi hamle. Mizahı kullanmak, öfkeyle değil ironiyle cevap verebilmek psikolojide en olgun savunma mekanizmalarından biridir.
Ancak ne yazık ki o kadar kaba saba bir siyaset yapılıyor ki Özel’in bu duruşu, öfkeyi düzenleyebilmesi “yumuşaklık” sanılıyor. Bahçeliye selam vermesi bile eleştiriliyor. Ama bu yumuşaklık değil, düzenlenmiş güç. Baskı altında dağılmayan, parçalanmayan, kendini bir arada tutabilen bir benlik. Saldırganlık, “trip atmak” çok kolaydır, kendini kontrol edebilmek ve öfkeyi bilgece kullanabilmek, seni eleştirenin yanına gidip selam vermek ve sonra yine kendi çizgine dönebilmek güçtür.
Özgür Özel bir lider olarak son iki senede gerçekten olağanüstü büyüdü. Özel kaygıyı ve öfkeyi eyleme, belirsizliği bir yön duygusuna çevirebildi.
Özel’in karakter olgunluğu en çok da Kılıçdaroğlu meselesinde görülüyor. Belli ki çok öfkeli ve kırgın. Ama Kılıçdaroğlu’na söyleyebileceği her şeyi söylemiş, bundan ötesi Özel’den çıkmaz. İnsanlar özellikle yürekleri soğusun diye Özel’den saldırgan hareketler bekliyorlar ama Özel’in yatılı okul terbiyesi ve ilişki anlayışı buna izin vermez. Öfkesini siyasi hamleye yöneltiyor, kişilere değil. Bu da olgun.
Ama en önemlisi şu: “Türkiye’nin Erdoğan’a bir dönem daha ihtiyacı var” gibi akıldışı şeyler söyleniyor. Hayır. Türkiye’nin Özel gibi genç, dinamik, aktif, enerjisi, umudu ve özgüveni yüksek, öfkesini eyleme ve değişim talebine döken liderlere ihtiyacı var.
Bu röportajdan gördüğüm “ama genç, ama yumuşak mı, ama dürtüsel mi, ama tecrübesiz mi” denen Özel Türkiye için göreve hazır, koltuğa yapışan “yaşlılar” ise şuursuz bir şekilde “tutturuyor”.
Bu gibi cümleleri yanlış okuyoruz. Özel “Siyasi yasak gibi bir utanca cesaret edebileceklerini düşünmüyorum” derken bunu yapabileceklerini gayet biliyor. Olursa bunun bir utanç olacağını hatırlatıyor, altını çiziyor. Bu, “o ihtimale hazırlıksızız, yok canım yapmazlar artık” demek değil. Aksine, yapacakları o utanç dolu hamleye de hazırlıklıyız demek.
Özel örgüte, kolektife, halka şu mesajı veriyor: “Bu da olabilir, ve bu utanç dolu hareketi dahi yaptıklarında biz yıkılmayacağız.” Karşı tarafa da “bunu yaparsanız iyice düşersiniz” diyor. Söylem olarak yapabileceği budur, algıyı kuruyor. Aksiyon olarak arkada yürüttüklerini ise söylemeyecektir tabi ki.
Cumhuriyet Halk Partisi Bursa İl Başkanımız Nihat Yeşiltaş ve Türkiye’nin dört bir yanındaki seçilmiş il başkanlarımızın görevden alınma girişimleri yok hükmündedir.
Yapılmak istenenler, yalnızca sarayın siyasi hesaplarına hizmet etmekte, Erdoğan’ın iktidarını sürdürme çabalarına güç katmaktadır.
Bizler, Cumhuriyet Halk Partisi’ni içeriden zayıflatmaya çalışan bu anlayışı da, sarayın değirmenine su taşıyanları da aşarak yolumuza devam edeceğiz.
Birlik ve dayanışma içerisinde, iktidar hedefimizden bir adım dahi geri atmadan mücadelemizi sürdüreceğiz.
Yargı mı bağımsız!!!
İstenmeyen kararları verdiği sürülen hakim ve savcılar neydi?
Adalet bakan yardımcılığından savcılığa... Sonra da savcılıtan Adalet bakanlığına... Vobca sürgün
... Hala adalet bağımsızlığı iddiası derin bir şaka...
Dışişleri’nden AP’nin Bakan Gürlek'e yaptırım kararına tepki: Türkiye'de yargı bağımsızdır https://t.co/VUQp9IJxo5 @KararHaber aracılığıyla
İl başkanlıklarını feshetmeye yeten butlan, İstanbul İl Başkanlığı’na gelince neden harekete geçemiyor ?
Çünkü hukuk değil, hesap çalışıyor.
Butlanda çatlak var. İstanbul’da koltuk hesabı,
Butlancının yanında yer alan eski belediye baskanlari ve eski kayyum il başkanı arasında gerilim var.
Hani meşhur bir sözü vardır atalarımızın; Keser döner sap döner, bir gün bu hesap döner…
Hiç kimse kendisini aldatmasın...
Butlan CHP'sinin gelişinden en çok mutlu olan üç kesim; "Cumhuriyetin 1923'te açılan bir parantez olduğunu" söyleyen İkinci Cumhuriyetçiler, Anayasa'nın değiştirilmesini dört gözle bekleyen "Yüz yıldır devlet olmamız engellendi" diyenler ve Osmanlı ümmet sistemini savunanlar.
-Aşağıdaki sözü söyleyenin "Altı Ok"la uzaktan yakından ilgisi yok:
“Osmanlı'nın topraklarına bakın… Türkiye, o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden ama yeniden kendi kişiliğini korumak ve geliştirmek zorundadır...”
Kurultaydan evvel o dönem butlankemalin destekçisi olan Ankara İl Başkanı tanışma Yemeği adı altında bir yemek yaptı. Giden illere @bkusoglu para yağdırdı. Ben ve benim gibiler ise İl Kongrelerinden sonra 45 gün cepten yediler. Helali hoş olsun.
Hesap hareketlerinden durumu belirlemek serbest.
Ayrıca Kemal bey kazanacak diye aba altından sopa gösterdiler. Yemedik.
Sonuç 3 sene sonra Andersen'den masallar.
Bir dip dalga yaşanıyor, Türkiye'nin her yerine emekçiler sırtındaki yükleri boşaltmaya başladı. Son derece enteresan görüntüler, işçiler "Sendika istifa" diyerek sarı sendikacıları işyerinden kovalıyor...
Ramazan... bilmem kaç yıllık arkadaşım, hani birilerine kefil olmak benim işim değil ama Ramazan, dürüst olanın tanıdığı andan itibaren kefil olabileceği nadir insanlardan...
İmar müdürlüğü, bir belediyenin rüşvete en açık alanıdır, ülkem adına utanç duyarak söyleyebilirim ki Ramazan'ın bunca yıllık emeğinin sonunda neredeyse çakıl taşı dahi olmadı, çünkü bu karanlık asalakların zenginliği, dürüst insanların sefaleti üzerine kurulu. Bu dava Türkiye'nin karanlığa sürüklenmesi, seçme ve seçilme hakkının da yok edilmesi için... İnsan kalmak için direnmek zorundayız bu karanlığa...
Kayyım'a herkes seslensin!
Olağanüstü Kurultay yapmak istiyorsun, ama "tedbir kararı" buna engel mi diyorsun? Engel mi değil mi, öğrenmenin basit bir yolu var: Çankaya İlçe Seçim Kurulu'na başvur!
Başvurabilir mi?
HAYIR!
Çünkü daha "misyonunu" tamamlamadı.
Şükrü Erbaş'tan Kemal Kılıçdaroğlu'na ikinci yazı:
“Sevgi bizim dinimiz”den, “nefret benim dinim”e nasıl geldin sen… Siyaset loncasının plastik gülü, Tom’un monarşi meleği!
Yakutistan’da, senin gibi hırslarını düşkünler pazarına tutanlara “oturduğun koltuğun altında kal” diyorlar, duymuş muydun?
Bence yeter! Kinini, pornografik bir hazla iskeletine kadar sergiledin. Ülke günlerdir küfrediyor. Yeminle, sana bile yazık!
Seni sevmeyenler bile utanmaya başladı; bomboş bir binaya girip çıkıyorsun, bu nasıl bir haz, nasıl bir ‘yüce’ görev! Partiyi sonunda gerçekten ‘CE-HA-PE’ yaptın!
Ey değer bilmez narsist! Bunca küçük adam seni neden bu kadar seviyor?
Masum uykun kaldı mı kötü insanların sevinci?
Çiçek Pasajı’nda bir meyhanenin duvarına çerçeveletip asmışlardı: “Çan, içi boş olduğu için çok ses çıkarır.” Çevrendeki siyaset süprüntülerine bir bakar mısın?
Ne kutsal bir görevin var: Yüz yıllık bir cumhuriyeti, kör-topal da gitse bir demokrasiyi yıkmak sana nasip oluyor, ha gayret!
Cenazeni kaldıracak birkaç iyi insan kalsın hayatında. Hiçbir ölü yürüyerek girmiyor mezara!"
Lütfen, “Altı Ok”u yakanızdan ve ambleminizden çıkarın!
Şeyh Sait’le, İkinci Cumhuriyetçilerle ve Tom Barrack’la kucaklaşın.
Ve partinizin adını değiştirin…
Mesela, “Osmanlı Millet Partisi” olsun.
-CIA Orta Doğu Direktörü Graham Fuller, Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını taklit etmiş gibidir. 1990’da şunları söyler:
“Kemalizm bitti… Bu nedenle, kendisine entelektüel güven duyan Türkiye, İslam’ın günlük yaşamdaki yerini almasını yeniden düşünmelidir.”
Hedef, Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in olmadığı bir ümmet anlayışı…
-“Butlan vakası” sanıldığı gibi yalnızca koltuk ya da makam meselesi değil...
Önce federasyon, ardından parçalanmaya uzanan hüzünlü bir yolculuğun kilometre taşıdır…
Ve bu süreçte, Atatürk’ün vasiyeti, kendi evi kullanılarak çiğnenmektedir.
Delegenin çoğunluğu istemiyor, milletvekilleri istemiyor, il başkanları istemiyor, pm üyelerinin çoğunluğu istemediği için istifa etti, eski genel başkanlar istemiyor, belediye başkanları istemiyor….
Kendisini isteyen sadece kendisiyle birlikte göreve gelenler :)
“Kılıçdaroğlu bunlara itiraz ediyorsa 2 milyon üyeye sorulsun” deniliyor ona da itiraz ediyor:) aslında istenmediğini kendisi de biliyor. Başka hiçbir şekilde o koltukta kalamayacağı için olağanüstü kurultaya götürmüyor. Yakınındakiler de kimsenin yüzüne bakmadığı, asla gelemeyecekleri koltuklarda yer bulan kişiler oldukları için direniyor.