kendini millete hizmetkar gören bir adamdan tabi ki de üstün olacak nesi garip bunun o ayrı da
pankart indirmenin neresi suç olabilir ya, savcı ve hakimler bir taraflarından suç uydurmaya çok alıştı
🔴Zonguldak’ın Devrek ilçesinde, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın pankartını söken Ufuk Ö., çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
📌Bir şahıs, pankartı söken Ufuk Ö.'yü tehdit ederek polisi aradı:
- "Niye söküyorsun sen bunu"
+"Lazım mı. Polisi ararsın, haber verirsin"
- ''Kaşınıyorsun sen herhalde değil mi? Sen kimsin, nerelisin. Cumhurbaşkanından üstünsün sen değil mi?''
Yüksek lisans tezim bölge kalkınma ajansları üzerineydi. 70-80 tane bölgesel kalkınma toplantısının katılımcılarını, içeriklerini derlemiş sınıflandırmıştım. Tüm iller üniversite istiyordu. (Var olanlar 2.nciyi 3. ncüyü)
Ne güzel ülke bilime aç diyeceksiniz.
Tam da aşağıdaki gibiydi gerekçeler. -esnafımızın yüzü güler
- evlerimiz değerlenir
Hepsinin giriş cümleleri buydu.
Hatta tam benzeri hesap yapan bir esnaflar odası başkanı vardı. 10 bin öğrenci gelse ayda şu kadar harcarsa vs vs diye
Yaşasın esnafizm kahrolsun akademik bilimsel üniversite
Yüzsüzlük ne acayip birşey. Paylaşım yürümüş. İlk yanıtta “İmamoğlu verdi” olmuş.
1. Topbaş verdi
2. Arasayı da ucuza verdi yani İBB arsasıydı
3. Bitmedi verdiği şirkette de damadı ortaktı
4. Hala bitmedi. Şirket sahipleri FETÖ’den tutuklandı
5. Hiç biter mi? Sonra serbest kaldılar. Fetö borsası lafı ilk bu dava için kullanıldı
İmamoğlu’na yapılanlar referans alınsa bu yolsuzluğa ve yağmaya uygulansa Topbaş’ın mezardan çıkarılıp yargılanması ve tüm akrabalarının (bu binalar dahil) malvarlıklarına el konulması lazım.
Dolmabahçe Sarayı’ndaki yağmur suyu drenaj borularını döşeyen arkadaş acaba köyündeki evine mi yaptığını sanıyordu?
Bu nedir arkadaşlar yahu!
#kaybolantarihinpeşinde
İngiltere’ye dönünce geri dönüşüm atıklarının Türkiye’ye gönderilmemesi için resmi kanallara başvuru yapacağım. Madem geri dönüşüm yapmak için bu atıkları ithal eden firmalar bunu beceremiyor. Yapmasınlar. Ne işi var İngiltere’nin plastiğinin Türkiye nehirlerinde, denizlerinde.
Şu meselenin o kadar çok boyutu var ki sadece kısa bir özet geçelim.
1. Çin ve Hindistan dönüşüm oranı düşük çöp ithalatını yasakladı
2. Bu Avrupa için bir yıkımdı. Onca işe yaramaz çöpü nereye göndereceklerdi
3. O da ne bir anda Türkiye’de bu çöpleri alana teşvik kararı çıktı.
4. Türkiye’ye gelen çöp miktarı yıllar içinde bir anda yüzlerce kat arttı
5. Bu çöpler o kadar değersizdi ki alan iktidar yanlısı geri dönüşümcüler bunları özellikle Adana bölgesinde dağa taşa dökmeye başladı
6.Bazıları nakliye parasından kurtulmak için biriktirip biriktirip yaktı (bakınız @geridonusyangin hesabı. Bu yangınlar hep gece çıkar, kimse yaralanmaz ve ne tesadüf ki sadece depolama alanı yanar)
7. BBC bile Adana dağlarında sadece İngiltere’de satılan bazı ürünlerin atıklarından belgesel yaptı
8. 2-3 yıl önce bu iş iyice ayyuka çıkınca kısmen yasaklandı
9. Ancak yasa lobi faaliyetleriyle geri çekildi
Sonuç Afrika’nın Çin’in Hindistan’ın bile kabul etmediği artıklar Türkiye’ye geliyor. İngiltere çöpünün misal %70’i Türkiye’de
Dağlar çöp doldu, tesisler yanmaya doymadı ama durun denizler var dök gitsin aşamasına geldi.
Büyük ülkeymiş İHA’ymış Siha’ymış Trump’ın arkasına dizilen 150 beygirmiş
Büyük ülke dediğiniz çöp ülke.
Yargısı çöp basını çöp demokrasisi çöp olanı mecazi bırakmazlar denizi toprağı da çöp olur.
Hem de kamu teşviğiyle. Hani emekliye yok işçiye yok öğrenciye yok ama Avrupa’nın çöpünü toplayan vahşi sermayedarlara var!
Çok yeni olduğum ama inanılmaz heyecan duyduğum bir projeyi paylaşmak istiyorum.
Bir Balkan göçmeni olarak yıllardır Balkanlar'da geçen tarihsel bir polisiye oyunu yapmak istiyordum. Çocukluğumda dinlediğim hikâyeler, tarihe olan ilgim ve özellikle @SonGulyabani'nın çalışmaları bu hayalin oluşmasında büyük rol oynadı.
Son dönemde ise sevgili @d1ncturk ve geliştirdiği @undeadchro'nun bağımsız oyun yolculuğunu görmek, bu projeyi ertelemek yerine sonunda başlamam için bana cesaret verdi.
Bu amaçla yazmaya başladığım ZABİT, 1876 yılında İşkodra'da geçen izometrik bir dedektif RPG'si olacak.
Amacım sadece bir cinayet oyunu yapmak değil; Osmanlı'nın bürokratik yapısını, gerçek tarihî kayıtlarını ve adalet arayışını oynanışın merkezine yerleştiren farklı bir deneyim ortaya koymak.
Bu dünyada bazen bir kan lekesi değil; bir mühür, bir tapu, bir mahkeme kaydı ya da bir nüfus defteri en önemli delil olacak.
Yolun çok başındayım ama bu süreci de sizlerle birlikte paylaşmak istiyorum. Umarım keyifli bir yolculuk olur. 🙂
Önemli Not: Paylaştığım görseller, oyunun sanat yönetimini ve atmosferini keşfetmek amacıyla yapay zekâ desteğiyle hazırladığım konsept tasarımlardır. Nihai oyun içi görselleri temsil etmiyor; yalnızca geliştirme sürecindeki görsel yön arayışını yansıtıyor.
Rasim Ozan Kütahyalı hakkında: iddialar çok vahim ama bekleyip görelim hemen peşin yargılamayalım… lekelenmeme hakkı var!
Mehmet Akif Ersoy hakkında: iddialar çok vahim ama bekleyip görelim hemen peşin yargılamayalım… lekelenmeme hakkı var!
Cem Küçük hakkında: iddialar çok vahim ama bekleyip görelim hemen peşin yargılamayalım… lekelenmeme hakkı var!
Ve herhangi bir CHP’li belediye hakkında: bak gördün mü telefonundan neler çıkmış, yapay zeka diyorlar ama ne malum gerçek olmadığı…
Tekrar söylüyorum Hakimlerin ve savcıların maaşları arttırılmalıdır. Bu maaşlarla yargıda nasıl bir verim bekliyorsunuz? Denetimler ve maaşlar da eşit oranda artmalıdır. Dosya sürelerinin gereksiz uzaması,her halta bilirkişiye gitme adeti, etik dışı davranışlar ve haksız kararlarda çok katı bir sistem uygulanmalı ancak maaşlar da arttırılmalıdır. 120 bin tl alan savcı hakim geçim derdi dışında verim sunamaz.
The genocide of Jewish people called “holocaust”
The genocide of the Irish people called “famine”
The genocide of Native Americans called “discovery”
The genocide of Africans called “colonization”
The genocide of Palestinian called “self-defense”
The genocide of Lebanese called “security threat”
Language matters. A genocide is unjustifiable wherever happens. Never again
''Lütfen evet deyin her şey daha demokratik olacak''
2007 Anayasa
''Lütfen destek verin her şey daha demokratik olacak''
2009 Çözüm Süreci
''Lütfen evet deyin her şey daha demokratik olacak''
2010 Anayasa
''Lütfen evet deyin her şey daha demokratik olacak''
2017 Anayasa
''Lütfen komisyona gelin her şey daha demokratik olacak''
2025 Terörsüz Türkiye Komisyonu
''Lütfen imzalayın her şey daha demokratik olacak''
2026 Çerçeve Yasa
(…) Unutmadım mesela “ucube” diyerek yıkılan heykeli, “güvenli internet” maskesiyle yasaklanan siteleri, “bomba” gibi toplatılan basılmamış kitapları.
Ramazan programı yaptırılan Huysuz’un zamanla nasıl ekranlardan kovulduğunu, şarkılar söylerken ilk aşkı yaşadığımız festivallerin nasıl kaybolduğunu, çocukluğumuzun çizgi film karakteri Piglet bir domuz diye artık gösterilemez olduğunu gördüm...
Saldıray Abi gibi bir rolü artık televizyonda izleyemeyeceğimi, Haydar Dümen gibi bir yazarı artık gazetede okuyamayacağımı, Olacak O Kadar’ın artık hiç olamayacağını anladım...
2012’deki “Çocuklara içki verildi” haberi bir kurguydu. Aynı ekip benzer operasyonu “Gezi’de camide bira içtiler” yalanıyla sürdürdü. Soruşturmalar sessiz sedasız kapandı ama önce AVM’lerde içki tanıtımı dönemi sona erdi. Sonra Meclis’ten çıkan yasa ile alkollü içecek reklamı yasaklandı. Çocuk da kutsal da kaldıraç olarak kullanıldı, öğrendim...
Saraylarda ağırlanan şarkıcıyı da tanıdım, hakkımı savunduğu için sürgüne gönderilen sanatçıyı da. “Yasaklarla mücadele edeceğiz” diyen de “iki ayyaşın çıkardığı yasa” diyen de aynıydı, duydum.
İçerileri yazmıyorum bile. Özel yasayla hücrede tecritteyken aynı yasanın diğer maddesiyle tahliye edilen tecavüzcülere dahi tanık oldum.
Şimdi dansözler ancak daha kapalı elbiselerle ve özel izinlerle çıkabiliyor ekrana. “Fethullahçı değil Nurcudur” diye soruşturması kapatılanlar, ünlü market zincirini alıp alkol reyonunu kapatıyor. Gittiğin barın kapısı, izlediğin oyuncunun rolü, dinlediğin şarkının sesi kısılıyor. (…)