"Bu günkü kozmoloji evrenin tasarlanamaz olduğunu gösteriyor.
Bir yaratıcı var olsa bile tasarlayan bir yaratıcı olamaz.
Teistlerin hiçbir kanıtı yoktur.
Bazı fizikçiler laboratuvarda evrenler yarattıklarını iddia ediyorlar ama onlara hiçbir şekilde müdahale edemiyorlar."
Hoşgeldin milyonlarca Kürt, Arap, Yunan, Ermeni.
Türkler azınlığa düştü.
Oğlum hayal peşinde koşmanın lüzumu yok. İnsan gibi kendinize bir yaşam biçin. Gidin kendinizi fikren, fennen geliştirin. Spor yapın, bir sanat dalıyla uğraşın, müzik yapın, bilim ve teknolojiye ilgi duyun.
21.yy'da size hayalperest ideolojilerle gazı verip, birileri zevk sefa içinde yaşıyorlar.
Daha kendi ülkenin sınırları içerisinde başka şehrine gidecek ekonomik durumun yok, kalkmış hayal aleminde yaşıyorsun.
Biraz uyanık olun.
Diriliş Ertuğrul gibi dizileri izlemeyi bırakın. Yaşama gerçeklik perdesinden bakın. Acı gerçeklikleri, sizi uyutan ve aldatan tatlı yalanlara yeğleyin.
Memleket acayip ilginç...
“Memurların günde 30 dakikalık işi bile yok” dedim diye linç yemiştim.
Şimdi bir memur eğleniyor diye saldırıyorlar.
Halkın istediği net:
Memur çalışmasın ama vergilerimizle biz ona bakarız... Bunu sakın bize göstermesin, ezik hissettirmesin!
Afganistan'a gidip elimde megafonla "İnandığınız şeyler palavra Ateizme gelin" desem Müslümanlar kellemi alır. Fakat kendileri Müslüman olmayanların yurdunda her türlü İslamcı zorbalığı kendilerine hak görürler.
-Fatih Sultan Mehmet 29 Mayıs 1453’te İstanbul'u fetheder. Padişah VI. Mehmed Vahdettin döneminde 1918’de işgal edilir.
-Atatürk, Fatih’in emanetini 6 Ekim 1923’te işgalcilerden kurtarır.
-Atatürk kurtarmasaydı, İstanbul işgalcilerin olacaktı.
-İnsan bu vatanda yaşar da Atatürk’ü sevmez mi? Fatih’i ve Atatürk’ü saygı ve minnetle anıyorum…
It’s been exactly 573 years since Istanbul was freed.
The city was falling apart from within, and the Ottomans arrived to save it, starting the glorious era we still celebrate today.
1609 da bir adam kendi geliştirdiği ilkel bir teleskopla gece gökyüzüne baktı ve o an insanlığın binlerce yıllık evren algısı tek bir çizimle paramparça oldu herkes o güne kadar gökyüzündeki her şeyin kusursuz ve pürüzsüz olduğuna ayın ilahi bir kristal küre olduğuna inanıyordu çünkü koskoca aristoteles öyle demişti ve kilise bu kusursuzluğu kendi dogması yapmıştı ama galileo o mercekten baktığında gördüğü şey pürüzsüz bir mükemmellik değildi ayın yüzeyinde devasa dağlar derin kraterler ve karanlık gölgeler vardı tıpkı üzerinde yürüdüğümüz dünya gibi yamuk yumuk kusurlu ve sıradan bir taş parçasıydı
O gece oturup gördüklerini kağıda çizdiğinde sadece bir gökcisminin haritasını çıkarmıyordu bütün bir inanç sisteminin çöküş belgesini imzaladığının farkındaydı 1609 daki o sessiz geceden sonra bu çizimleri 1610 da yayınladı ve beklenen oldu kusursuz sandıkları gökyüzünün bizim dünyamız kadar çirkin ve gerçek olduğunu kabullenemediler
Şimdi şunu düşün sen yıllarca gökyüzüne bakıp orada ilahi bir mükemmellik görüyorsun sonra bir adam bir cam parçasının arkasından bakıp sana o mükemmelliğin bir yanılsama olduğunu gösteriyor galileonun o ilk ay çizimleri bilimin kibri nasıl yendiğinin en net kanıtıdır kusursuzluk evrenin hiçbir yerinde yoktu sadece bizim onu öyle görmek isteyen beynimizin bize söylediği en tatlı yalandı
Ve o yalan 1609 da bir kağıt parçasının üzerinde sonsuza dek öldü
arkadaşlar durun bir saniye beyninizi toplayın çünkü bu duyuru sandığınızdan çok daha büyük bir statü illüzyonunu ve insanlık trajedisini saklıyor
nobel ödüllü fizikçi roger penrose hiçliğin diye bir şey olmadığını söylüyor ve hemen ardından bir kuantum haber başlığı bunu alıp ruhunuz ebedidir diye satıyor burada sıradan bir haber aktarımı yok burada insanların tuhaf bir duyuruda bile kendilerine düşecek varoluşsal bir unvan ihtimalini araması var
olayı bir teknoloji veya bilim haberi olarak değil tamamen insanın statü arzusu olarak okumak zorundasınız yüzyıllardır dinlerin ve felsefenin vaat ettiği ölümsüzlük fikrini bugün kuantum mekaniği üzerinden meşrulaştırmaya çalışıyoruz neden çünkü modern insana sadece inanmak yetmiyor kendi inancının nobel ile tasdiklenmesine ve bunun zekice görünmesine ihtiyaç duyuyor
kısım şu madde yok edilemez kuralını ruhun ebediyetine bağlamak termodinamiği ruh çağırma seansına çevirmektir ama asıl olay insanların buna atlaması çünkü bilimsel bir şeye inanıyorum demek ben de rasyonel ve aynı zamanda ebedi bir varlığım demenin en havalı yolu haline geldi
sen hayatın boyunca her şeye dokunduğunu sanıyorsun ama aslında hiçbir şeye dokunmadın evren sadece atomlardan ibaret ve biz o atomların yok olmama kuralını alıp kendi egomuzun sonsuz olduğuna yoruyoruz simülasyonda bir bug buldum galiba insanın kendi yok oluşunu reddetme kapasitesi render edilmemeliydi ama fena halde edildi
Bu görüntülere iyi bak Türk.
Her sene sırf sen gireme diye binlerce polisin seferber edildiği, onlarca tomanın, barikatın önüne dizildiği, tam 13 senedir hiçbir etkinliğin yapılmadığı Taksim Gezi Parkı'nda elin Avrupalısı için içkili müzikli panayır düzenleniyor.
Sen bu hükümet için üvey evlatsın, anla artık. Bunlara göre sana mutluluk haram, sana kendi ülkende özgür olmak haram.
Geçen sene depremzeleder buraya çadırlarını açmak istediklerinde çevik kuvvet diktiler başlarına yahu daha ilerisi var mı? Hala neyi tartışıyoruz, hala neyin hesabını yapıyoruz?
durun bir dakika olayı kaçırıyorsunuz fizikçiler negatif zamanın gerçek olduğunu atomların kendisine sorarak doğruladı haberini okuyup geçmişe gidebilecek miyiz diye heyecanlanan kitle algoritmaların en kolay avıdır olayın asıl ikinci derece okuması insanların gerçekliği esneten her başlığa neden bu kadar çaresizce tutunduğudur
bizler entropinin mahkumlarıyız ekrana baktığın şu an akıp giden her saniye seni yok olmaya yaklaştırıyor fizikçiler sadece mikroskobik bir kuantum durumunu negatif zamanın o boyutta gerçek olduğunu teyit ettiler bunu bizzat atomların davranışlarını ölçerek kanıtladılar ama insan zihni bunu kendi lineer acılarına anında merhem yapıyor başlık ne diyor sorusundan çok biz buna içgüdüsel olarak neden açız sorusu daha değerli
evren 13.8 milyar yıl önce başladı ve makro dünyada zaman hep tek yöne aktı kuantum dünyası bizim trajedilerimizi umursamıyor seni bir zaman makinesine koymayacaklar sadece evrenin temel bloklarının uydurduğumuz kurallara uymadığını yüzümüze vurdular
sen hayatın boyunca her şeyi kontrol ettiğini sanıyorsun ama zaman algın bile kuantum seviyesinde bir illüzyon işte bu zihnimizin evren karşısındaki mutlak acizliği gerisi sadece kendi ürettiğimiz yanılsamalar
uzayda ağlamaya çalışsan gözyaşların düşmez ve bu düşündüğünden çok daha tuhaf
yerçekimi olmadığı için gözyaşı gözünde birikir küresel bir su damlası olur ve orada asılı kalır gözünü yakar ama akmaz
astronotlar en zor anlarında bile fizik buna izin vermiyor
insanlığın en insani eylemi uzayda işe yaramıyor
evrenin bize en tuhaf derslerinden biri bu bazen en doğal şeyler en yanlış yerde anlamsızlaşıyor
Bu haber akışınıza düştüğünde içinizde bir şeylerin koptuğunu hissettiniz çünkü beyniniz o kozmik düzenin içinde nerede durduğunu hesaplamaya çalıştı.
Şu an dünyadaki en lüks şeyin zaman olduğunu sanıyoruz değil mi?
Yanlış. En büyük lüks, evrenin o devasa mekaniğini kendi gözlerinle kanıtlayabilmek. Bir fotoğrafçı çıkıp tam üç yıl boyunca hayatındaki tüm kaosu bir kenara bıraktı. Her gün bıkmadan o aynı nokta üzerine gitti ve saniye şaşmadan aynı saatte deklanşöre basarak Güneş'i görüntüledi. İşin teknik tarafı bir yana, asıl sarsıcı olan şey ardından tüm bu pozisyonları birleştirerek inanılmaz bir görüntü ortaya çıkarmasıydı. Bizler günlük telaşlar içinde boğulurken, bir adam gökyüzündeki o devasa ateş topunun her gün çizdiği o sekiz rakamını, yani analemmayı yakalayıp evreni ve o ürkütücü sonsuzluğu tek bir kareye kilitledi.
Ama asıl mesele insanların buna neden bu kadar aç olduğu. Çünkü modern insan o kadar ufak dertler içinde kayboldu ki, kozmik bir saatin tıkırtısını gördüğünde anında ona ait olmak, o büyük hikayenin bir parçası olduğunu hissetmek istiyor. O fotoğrafa bakarken aslında Güneş'in yörüngesini değil, kendi varoluşumuzun ne kadar küçük bir pikselden ibaret olduğunu izliyoruz.
Kısım şu, bu bir astronomi haberi değil bu tam anlamıyla modern insanın anlam arayışının görselleşmiş hali. Gerisi dekorasyon.
19 Mayıs 1919 | Türk milletinin kaderini değiştiren ilk adımın atıldığı gün.
Atatürk’ün gençliğe emanet ettiği bu büyük mirası, esareti kabul etmeyen bir milletin kararlılığıyla geleceğe taşımaya devam edeceğiz.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’mız kutlu olsun!
19 Mayıs 1919, Türk milletinin esarete boyun eğmeyeceğini tüm dünyaya ilan ettiği gündür.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkışı, yalnızca bir yolculuk değil; işgal altındaki bir vatanın yeniden ayağa kalkışının ilk adımıdır.
Mondros’tan sonra parçalanmak, manda altına girmek ve teslim olmak istenen Türk milleti, 19 Mayıs’ta bağımsızlık iradesini yeniden ortaya koymuştur.
O gün Samsun’da yakılan kıvılcım; Erzurum’da direnişe, Sivas’ta milli birliğe, Ankara’da ise bağımsız bir devlete dönüşmüştür. Türk milleti, yokluk içinde dahi vatanından vazgeçmeyeceğini, bayrağını indirmeyeceğini ve hür yaşamaktan asla taviz vermeyeceğini göstermiştir.
19 Mayıs;
Teslimiyete karşı başkaldırıdır.
İşgale karşı milli direniştir.
Türk gençliğine bırakılan bağımsızlık emanetidir.
Bir milletin küllerinden yeniden doğuşudur.
Samsun’a adım atarak bir milletin kaderini değiştiren, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarını saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz. 🇹🇷
Samanyolu galaksisinde 400 milyar yıldız var ve sadece bizim görebildiğimiz evrende 2 trilyon galaksi bulunuyor
Bize en yakın yıldız sistemi proxima centauri 4.2 ışık yılı uzakta saniyede 300 bin kilometre hızla gitsen bile oraya varman yıllar sürüyor
Böyle bir mesafeyi aşmak biyolojik bir canlı için neredeyse imkansız kozmik radyasyon sıfır yerçekimi ve mutlak soğuk DNA yı paramparça ediyor
Eğer yıldızlararası seyahat edebilen bir medeniyet varsa çoktan biyolojinin sınırlarını aşmış silikona ya da makine formuna dönüşmüş olmaları gerekiyor
Şimdi şunu düşün kendi yıldızının enerjisini tamamen kontrol edebilen uzay zamanı büküp binlerce ışık yılı yolu aşan bir zeka buraya kadar geliyor ve bir çöle çakılıyor
Termodinamik yasalarını altüst eden bir teknoloji Dünya nın atmosferik sürtünmesine mi yeniliyor
Insanlık yıldızlararası zekayı hala kendi evrimsel zaaflarıyla hayal etmeye devam ediyor
Evrenin başka bir köşesinde hayat muhtemelen var ve belki de bizi çoktan buldular
Ama buldularsa bile gökyüzünden düşen şey etten kemikten yapılmış 4 farklı canlı türü değil kendi kararlarını veren bir bilinç simülasyonu veya otonom bir robottur
Biyolojik yaşam evrenin en kırılgan evresi ve o evrede olan hiçbir şey o devasa karanlık okyanusu yüzerek geçemez