Böyle videolara yazmayayım diyorum ama kendimi tutamıyorum.
Göçmenliğin çeşitleri var. Mesela haberlerde görüyoruz; ünlü oyuncu çocuklarının eğitimi için Londra’ya taşındı. Bu, zengin tipi göçmenlik.
Sonra iş bularak yapılan göçmenlik türü var. İş hazır diyelim; gidiyorsun ve orada yeni bir ülkede yeni bir hayata başlıyorsun. Bu, iş nedeniyle yapılan göçmenlik.
Bir de iş güç olmadan yapılan göçmenlik türü var. Bu göçmenlik türünde hem zengin değilsin, hem de işin hazır değil. Evet, zorluk yaşayacağını tahmin etmek zor değil.
Bu noktada kâr-zarar hesabı yapılması gerekiyor. Göçmenlik ne götürüyor, ne getirecek? Ne kadar sürede getirecek? Hiçbir şey de belirli değil. Altı ay sonra iş bulabilirsin de, iki yılda iş bulamayabilirsin de…
İnsanlar bir yere gitmenin heyecanı ve şevkiyle bu kâr-zarar hesabını atlıyor. Bir süre sonra da “Bu kadar geldik, artık dönemeyiz” diye gurur yapıyorlar.
Hâlbuki “sunk cost fallacy” denilen bir şey var. Türkçesi: batık maliyet yanılgısı.
Yani bir şeye emek, zaman veya para harcadığın için aslında yanlış olduğunu bildiğin hâlde geri dönememek ve hatalı yola devam etmek.
İşsiz ve parasız yapılan gocmenlikte; insanlar bu batık maliyet yanılgısı yüzünden kötü koşullarda göçmen olarak kalmaya devam ediyorlar. Zor…
İlk vahiyden sonra iki yıl boyunca depresyona giren Hz. Muhammed'e ikinci surenin neden bu kadar geç geldiği konusu çok ilginç bu arada. Kafadan ayet uydursa bir insan, 2 yıl boyunca varoluş krizi içinde yaşamazdı bir insan mutlaka sallardı bir şeyler ya. Ama böyle olmamış
Bugün 27 yaşında bir annenin cenazesi vardı mahallemizde. Kalp krizi geçirmiş yatağında. İki evladı 5 ve 3 yaşlarında ortalıkta koşturuyorlar, her şeyden bihaber. Abi ağlayan kardeşine “Sus lan annem hastanede dediler ya, hadi ebesin, koş.” diyo. Bazı şeyleri çok abartıyoruz.
Cem Yılmaz bence sadece bir komedyen değil, aynı zamanda bir sosyolog. Toplumu o kadar iyi tanıyor ki ancak bu kadar isabetli örnekler verebilir bir insan...
“Arjantin Patagonyası, sırt çantalı gezgin gibi poz veren İsrailli askerlerle dolup taşmış durumda…”
Terör örgütü IDF militanlarının Patagonya’ya girmelerine kim izin verdi?
Netanyahu’nun üvey kardeşi Arjantin Devlet Başkanı Milei.
Milei Arjantin’i İsrail’e dönüştürüyor.
Latin Amerikalılar uyanıyor!
Bir psikolog olarak şunu çok net söyleyebilirim: Bir insan “çok çabuk sinirleniyor” gibi görünüyorsa çoğu zaman bu bir karakter sorunu değil, uzun süre taşınmış yüklerin sonucudur. Sinir sistemi aylarca hatta yıllarca tehdit, stres, kırgınlık ve yalnızlık altında kaldığında, küçük uyaranlara bile büyük tepkiler verir. Bu, zayıflık değil; bedenin hayatta kalma çabasıdır.
İnsanlar genellikle başkalarının sadece tepkisini görür, mücadelesini görmez. Oysa çoğu insan, kimsenin bilmediği sorunlarla aylarca tek başına savaşmıştır. Dışarıdan “sabırsız” ya da “huzursuz” görünen hâl, içeride biriken yorgunluğun ve görülmeme duygusunun ifadesidir.
Bu yüzden birinin davranışını yargılamadan önce, arkasında ne yaşadığını merak etmek iyileştirici bir adımdır. Çünkü çoğu zaman insanlar zor değil, çok yorgundur.
Sünnetten bir tane dua bilmediği halde, kafasında bir sürü çöp şarkı, önemli adam lafı ıvır olan kişiler önce bir köşeye şark usulü çökmeli, başını iki avucunun içine alıp için için ağlamalı. Ama sorun değil İmam Nevevi’nin Ezkâr’ı veya Hüsnü’l-Müslim ile tekrar ayağa kalkabilir.
Birleşik arap emirlikleri, isviçreli bir şirkete para verip islam karşıtlığını yaydırıyormuş. Politik olarak ne hedeflediklerini bilemem ama bu işlerin ucunun nereden başlayıp, nereye gidebileceğinin güzel bir örneği.
Mesela sosyal medyada sürekli X görüşteki insanları hedef alan bir grup trol düşünün. Bu troller isviçreli bir şirketin kontrolünde olabilir. O firmayı da başka bir ülkenin istihbaratı tutmuş olabilir.
Bunlara karşı çok dikkatli olmak lazım. Özellikle anonim hesaplara karşı 10 kat fazla dikkatli olmak lazım. Çok acayip bir dönemdeyiz.