Ünlü bir sinir bilimci var: Robert Sapolsky.
“Zebralar Neden Ülser Olmaz?” adlı kitabında tam da taşı gediğine koyuyor.
Doğada bir zebra düşün.
Bir aslan tarafından kovalandığında inanılmaz bir stres yaşar. Kalp atışı hızlanır, kortizol yükselir, beden alarma geçer. Ama bu kriz kısa vadelidir. Ya kaçıp kurtulur ya da ölür. Eğer kurtulursa birkaç dakika sonra yeniden otlamaya başlar.
Aslan da bir sonraki hafta ne yapacağını düşünmez.
Emeklilik fonunu hesaplamaz.
Sosyal statüsünü sorgulamaz.
Modern insana geldiğimizde işler değişir.
Fiziksel bir tehdit olmadan, sadece düşünce gücümüzle geçmişi ve geleceği şimdiye taşıyarak bedenimizi sürekli alarm halinde tutmayı başardık. Bravo bize.
İşte insan stresini hayvanlardan ayıran temel fark burada başlıyor: bilinç.
Bu noktada bir başka önemli isim devreye giriyor: Antonio Damasio.
“The Feeling of What Happens” kitabında çok net bir ayrım yapıyor.
Diyor ki:
Duygular (emotions) biyolojik ve bedensel tepkilerdir.
Hisler (feelings) ise bu tepkilerin zihinsel deneyimleridir ve bilinç gerektirir.
Yani korku bir duygudur.
Ama “ya tekrar olursa?” diye zihinde dönen endişe bir histir.
Zebra aslanı gördüğünde korku yaşar.
Aslan gittikten sonra korku biter.
Ama insan…
O aslan gittikten sonra da zihninde yaşamaya devam eder.
“Ya yarın yine gelirse?”
“Ya bir dahaki sefere kaçamazsam?”
“Ya herkes benim zayıf olduğumu anlarsa?”
Biz duyguyu zamana yayarız.
Tehdidi zihinsel olarak üretiriz.
Henüz olmamış olana karşı bedenimizi savaşa sokarız.
Literatürde buna “öngörüsel endişe” denir.
Yani ortada gerçek bir aslan yoktur.
Ama beden yine de koşuyormuş gibi yaşar.
Sorun stres değil.
Sürekli açık kalan alarmdır.
Ve modern insanın en büyük paradoksu şudur:
Zekâ sayesinde geleceği planlayabiliyoruz.
Ama aynı zekâ yüzünden hiç gelmemiş tehditler için bugünümüzü yakıyoruz.
Yaşım ilerledikçe mutluluğun sakin sabahlar, temiz bir ortam, erken yatmak, güvenli ev ve enerjimi asla tüketmeyen insanlardan ibaret olduğunu daha çok anlıyorum.
DNA’ların bulaş olmadığı dün kesinleşti. Tam 1 yıl 1 ay sonraki Nizamettin amca, bunu ilk günlerden beri emin bir şekilde söylüyordu. Süre uzatılınca unutulur sanıldı; ancak böyle bir baba dirayeti hesaba katılmadı. Bizim de görevimiz, kendi babamızın canı yanmış gibi bu güzel babamıza derya deniz olup bu ateşi söndürmek; çünkü yoksa emin olun, bir gün mazlumun feryadı hepimizin ocağını yakar…
#rojinkabaişiçinadalet
Sadece 2025'in ilk 6 ayında 30 milyar TL kar eden Vakıfbank, sırtından rekor kar elde ettiği memurlara hakkını vermeli.
Promosyon en az 300 bin TL olmalı!
@yilmaztunc@VakifBank#AdaletinTerazisinde300Bin
Zabıt katibinden infaz koruma memuruna, teknisyeninden mübaşirine kadar tüm Adalet Bakanlığı personeli için hakkımızı istiyoruz.
📢 Promosyon = 300.000 TL
#AdaletinTerazisinde300Bin
215 bin Adalet Bakanlığı personelinin emeği, alın teri ucuz değildir!
Vakıfbank’ın teklifi kabul edilemez.
📌 Personelimizin hak ettiği promosyon en az 300 Bin TL’dir.
📌 Adaletin terazisi, alın terinden yanadır.
Üstelik Vakıfbank, geçmişte:
🔻 Kamu kaynaklarıyla milyonluk sponsorluklar dağıttı.
🔻 Yönetim kurulu üyelerine ballı maaşlar verdi.
🔻 Halkın alın terini şatafatlı harcamalara gömdü.
Şimdi sıra emekçiye gelince mi kasayı kapatıyorsunuz?
#AdaletinTerazisinde300Bin