Pazartesi sendromu diye bir şey yoktur; işsiz, aşsız, parasız kalmamış; dağ başında kar altında nöbet tutmamış, yerin altında madende kömür tozu yutmamış, güneşin altında üç kuruş için saatlerce çalışmamış; el bebek gül bebek büyütülmüş züppe, zibidi takımının şımarıklığı vardır.
Akademisyenlerin YouTube’dan çekilmesi, yalnızca birkaç kanalın kapanması anlamına gelmiyor; kamusal bilgi alanının nitelikli ve güvenilir seslerden mahrum kalması anlamına geliyor.
Bilgi kirliliğinin giderek arttığı bir dönemde, akademisyenlerin görevinin yalnızca makale ve kitap yazmakla sınırlı görülmemesi gerekir. Bilimsel bilginin toplumla buluşması, karmaşık meselelerin anlaşılır biçimde açıklanması ve gençlerin güvenilir kaynaklara yönlendirilmesi de akademik sorumluluğun bir parçasıdır.
Akademisyenlerin olmadığı bir dijital alan boş kalmaz; ancak o boşluğu bilginin, uzmanlığın ve akademik etik anlayışının dolduracağının hiçbir garantisi yok. Bu nedenle akademisyenleri YouTube’dan uzaklaştırmak değil, onları nitelikli içerik üretmeye teşvik edecek açık, adil ve uygulanabilir bir çerçeve oluşturmak gerekir. Aksi hâlde, kaybeden üniversite ile toplum arasındaki bağ olacaktır.
Öğretim Üyesi atamalarındaki garabet durum bir an önce düzeltilmelidir. Herkes biliyor, farkında ama kimse adım atmıyor. Yıllardır HERKES şikayetçi fakat idare kendi elinde olunca imtiyazları kıymetli olduğundan vazgeçemiyor. YÖK tüm ilanları şaibeli hale getiriyor.
* Ya tüm ilanları şartsız hale getirin, herkes başvursun hak edeni atayın,
* Ya da yükseltme kadrolarını ilan etmeyin. Usullerini belirleyin, sağlayanı atayın.
Bu hali rezalet malesef. Bölümde 10 hoca var, biri doçent olmuş sanki dışardan birini almaya ihtiyacınız varmış gibi tüm ülkeye ilan ediyorsunuz. Başkası başvuramasın diye saçma şartlar yazıyorsunuz. Başvuranı elemek için jürileri etik dışı davranmaya zorluyorsunuz.
Daha da kötüsü, YÖK üniversite yönetimine diyor ki, ben bu kadroyu sana iç atama için verdim, ne yapın edin dışardan başvuranı almayın (gayri resmi olarak söylüyor) . Eğer bu kadroyu dışardan başvurana verirsen sana bir daha kadro izni vermem.
Eğer dosyası iyi, yeterliliği olan biri, Hacettepe, İTÜ, ODTÜ ya da herhangi bir yerde bir kadroya başvurduğunda giremeyecekse, bunu ilan etmenin anlamı nedir? O zaman kurum içi kadroları doğrudan atamaya bağlayın.
İdare Mahkemelerinde yüzlerce dava var, sırf kanunun net olmayışından, YÖK'ün, Rektörlüklerin sanki adil ve şeffafmış gibi yapışından...
Allah aşkına biri buna dur desin artık. Net olun, akademisyenleri kadroları için el etek öper hale getirmeyin. LİYAKAT, ADALET azıcıkta CESARET....
#yök #akademikatama #liyakat #adalet
Akademi için sorunlu bir durumdan bahsediyorum. Geliştirilmesi gereken, sorun çözmeye odaklı, israfı engelleyecek, adaya ve üniversiteye yararı olacak bir durumdan bahsediyorum çıkıp diyor ki "hiç hoş olmamış başka üniversiteye başvuru yaptığınızda sorun olur" kime ne dedim ki? Hakaret mi ettim? İsyan mı ettim? Durum tespiti yapıyoruz ki belki biri fark eder ve düzeltir. Korku krallığı kurmaya çalışan bir kesim var. Yok arkadaş öyle bir dünya yanlış yanlıştır. Çözüm üreteceksek konuşacağız.
Araştırma görevlisi sayısının artırılması gerekiyor. Ancak bu elemanları bölüme değil bir hocaya yetiştirmesi için asistan olarak vermek gerekiyor. Tabii geçmişte kötü örnekler yaşandı ve yaşanıyor. Danışman kaderdir. Umarım bekleyen dinamik gençler akademide yerini alır.
ozel sektorde kole gibi calistigin isinden zar zor izin alip 4 ceyrekte devlet dairesine isini halletmeye gidiyosun ve lavuklar diyo ki mesai bitti bilgisayarlari kapattik
Yazıyorum, sığmıyor. Gerekçelendirmekten vazgeçtim. Özel bir okulda öğretmenlik yapmaktansa git pazarda sarımsak-soğan sat, daha mutlu, daha saygın, baskı ve stresten uzak olursun. Türkiye şartlarında en kötü işlerden biri özel okullarda öğretmenlik olabilir.