Hasan Ali Yücel, Köy Enstitülerini kapatalım diyenlere karşı Meclis’te köylüyü okutmanın yararlarını anlatır ve sonunda “zararları nedir?” diye sorar. Toprak ağası bir milletvekili:
“Ben üçü beşi bilmem, bindiğim eşek benden akıllı olmayacak. Olursa düşürür, okuyan köylü zapt olmaz”der.!!
Köy enstitüleri kapatılır...
Fotoğraftaki kız çocuğu ,Elazığ Köy enstitülerinden mezun olup hemşire olur ,Cumhuriyet aydınlanması işte budur.
Cumhuriyet aydınlanmasının en önemli meşalelerinden ,köy enstitüleri kurucusu, eski milli eğitim bakanı Hasan Ali Yücel'i vefat yıldönümünde saygıyla anıyorum.
Hasan Ali Yücel, aslen Giresun Görele'li olup, Japonya'da batan Ertuğrul Fırkateyni'nin komutanlarından süvari deniz albay Ali Bey'in torunudur. Ruhu şad olsun.
#HasanAliYücel #Köyenstitüleri
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 30 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan “Yönetici Görevlendirme Yönetmeliği” eğitim biliminin temel ilkelerine ve liyakat esaslarına aykırı bir düzenlemedir. Yapılan değişiklikle; sınıf öğretmenlerinin okul öncesi eğitim kurumlarına yönetici olarak atanmasının önü açılmıştır.
Okul öncesi eğitim, çocuklarımızın gelişimi gereği kendine has pedagojik yöntemler, uzmanlık ve formasyon gerektiren, çocukları ilkokula hazırlayan, eğitim sisteminin en kritik kademesidir. Bu alanda formasyonu olmayan branşların yönetici olarak atanması, eğitimin bilimsel niteliğine vurulmuş bir darbedir.
Söz konusu düzenleme; okul öncesi eğitimin uzmanlığını ve niteliğini hiçe saymaktadır. Okul öncesi öğretmenlerinin kendi kurumlarında yönetici olabilme önceliğini ortadan kaldırmaktadır. 0-6 yaş eğitiminin niteliğini zedelemekte ve çalışma barışını bozmaktadır. Eğitimin her kademesi, o kademenin dinamiklerine hâkim olan eğitimciler tarafından yönetilmelidir.
Eğitim-İş olarak; hukuka, uzmanlığa ve liyakata aykırı düzenleme nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici Görevlendirme Yönetmeliği’nin iptali için Danıştay’da dava açacağımızı tüm kamuoyuna ve eğitim emekçilerine ilan ederiz.
Eğitim alanında liyakat ve adalet mücadelemiz sürecektir.
Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “En büyük eserim” dediği Cumhuriyetimizin 102. yılını aydınlanma ve çağdaşlaşma ilkelerine olan inancımız, ilk ve tek Başöğretmenimiz Atatürk’e duyduğumuz derin saygıyla kutluyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti; 102 yıl önce emperyalizme karşı verdiğimiz ‘tam bağımsızlık’ mücadelesiyle kurulmuş, aklın ve bilimin rehberliğinde toplumsal ilerlemeyi hedeflemiş insanlık tarihinin en büyük devrimlerinden biridir. Cumhuriyetin temeli yalnızca siyasi bağımsızlık değil; üreten, sorgulayan, özgür yurttaşların yaratılmasıdır. Bugün mücadelesini verdiğimiz laik ve bilimsel eğitim, bu devrimin hem teminatı hem de geleceğidir.
Açıklamamızın tamamını okumak için tıklayınız;
https://t.co/YoTUw4hb4B
#29Ekim #29ekimcumhuriyetbayramı #29ekimcumhuriyetbayramımızkutluolsun #Atatürk #türkiye
LGS 2025 geride yalnızca bir sınav değil; eşitliğe, güvene ve adalete dair derin şüpheler bıraktı. Özellikle Mahmut Celaleddin Ökten adını taşıyan okullar bu tartışmaların odağında.
İmam Hatiplerin “manevi kurucusu” olarak sembolleştirilen ve aynı zamanda İlim Yayma Cemiyeti’nin kurucularından olan Mahmut Celaleddin Ökten’in adı, AKP iktidarıyla birlikte İmam Hatipleri bir eğitim kurumu olmaktan çıkarıp ideolojik bir dava okulu olarak sunmanın aracına dönüştürüldü. Trabzon’daki Mahmut Celaleddin Ökten İmam Hatip Okulu’nun kendi internet sitesinde paylaştığı veriler bunu açıkça gösteriyor:
• 274 öğrencinin %96’sı ilk %10’luk dilimde,
• %5’lik dilime giren öğrenci oranı %62,
• İlk %1’de 45 öğrenci
• 4 öğrenci 500 tam puan
Bu tablo, istatistiksel olarak bile dikkat çekici ve şu soruları beraberinde getiriyor:
Bu farkın kaynağı nedir? Gerçekten bir başarı mı, yoksa özel programlar, özel kaynaklar ve ayrıcalıklar mı?
Okulun açıklamasında yer alan “İmam Hatip ruhu” ve “Alınları ak olsun” ifadeleri, eğitimdeki eşitsizlik tartışmasını büyütmektedir. Peki nedir bu “İmam Hatip ruhu”? Nedir bu “dava bilinci”? Bu dava kime karşıdır ve neye karşıdır?
Devlet okulları, birilerinin siyasi ve ideolojik davasının laboratuvarı değildir; bilimsel, laik ve eşit eğitim sağlamak anayasal bir zorunluluktur. Eğer bazı okullar kendilerini “dava okulu” olarak tanımlıyor ve “özel bir ruh”la diğerlerinden ayrılıyorsa bu, eğitimde tarafgirliğin ve ayrıcalığın açık göstergesidir.
Bu nedenle çağrımız nettir:
• İl, ilçe ve okul türlerine göre tüm sıralama verilerini kamuoyuna açıklayın.
• Bazı okul türlerinde üst sıralarda bu kadar yoğunlaşmanın nasıl oluştuğunu verilerle açıklayın.
• Sınav güvenliği tartışmalarını şeffaf biçimde aydınlatın.
Siz de biliyorsunuz ki sınavlarınız, mülakatlarınız ve uygulamalarınız şaibelidir; çünkü liyakatinizle değil, sadakatinizle o koltuklardasınız. Gerçekler eninde sonunda ortaya çıkacak ve tüm sorumlular hesap verecek! Biz bu haksızlıkları ifşa etmeye, halka gerçeği söylemeye devam edeceğiz.
Liselere Geçiş Sınavı (LGS) 2025 ile ilgili iddiaların soruşturulması ve şaibelere dair sürecin aydınlatılması için ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunduk.
Öğrencilerimizin hak ve emeklerinin korunması için sürecin takipçisi olacağız.
#lgs#lgs2025
Eğitim - İş Genel Başkanı Kadem Özbay Tele 1 TV'de...
Mahir Baş’ın sunduğu Söz Bizde programına konuk olacak olan Eğitim - İş Genel Başkanı Kadem Özbay eğitim gündemi ve LGS Sınav Sonuçlarına dair değerlendirmelerde bulunacak.
@tele1comtr@kademozbay_
YÜKSEKÖĞRETİMDE
Yükseköğretim kurumlarında Şube Müdürlerinin atamalarında liyakat esas alınmalıdır. Özellikle teknik (yapı işleri, bilgi işlem vb.) birimlerdeki daire başkanlarının ve şube müdürlerinin alanlarında en az lisans mezunu (mühendislik, teknoloji fakültesi vb.) olması şartı getirilmelidir.
#emekçinindediği
YÜKSEKÖĞRETİMDE
ÖSYM ve Açık Öğretim Programları tarafından yapılan sınavlarda yükseköğretim çalışanlarının sınav görevlerinin eşit ve adil bir sistemle dağıtılması sağlanmalıdır.
#emekçinindediği
YÜKSEKÖĞRETİMDE
Fakülte sekreterliği, meslek yüksekokulu sekreteri ve endüstri sekreteri gibi kadrolarda görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınav kapsamına alınmalıdır. Bu kadroların şube müdürlüğüne geçişte bir yöntem olması engellenmelidir.
#emekçinindediği
YÜKSEKÖĞRETİMDE
Doktor öğretim üyesi kadrosu, şarta bağlı sözleşme yenilemenin yapıldığı tek akademik memuriyet kadrosudur. Belirlenen şartlar üniversiteye göre değişmekte, keyfi kriterler getirilerek yenilenmektedir. Doktor öğretim üyelerinin sahip oldukları kadrolarına yeniden atamalarının yapılması için, bu kriterleri her yeni atama döneminde yerine getirmeleri istenmektedir. İş güvencesinin sağlanması için bu uygulamanın sonlanması gerekmektedir.
#emekçinindediği
YÜKSEKÖĞRETİMDE
Üniversite idari personeline en yüksek devlet memuru brüt aylık (ek gösterge dahil) tutarının %70’i oranında yükseköğretim görev tazminatı ödenmelidir.
#emekçinindediği
12 Eylül 1980 darbesinin ardından “Kamu çalışanları sendika kuramaz” diyen anlayışa karşı, demokratik haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak 28 Mayıs 1990’da Türkiye’nin ilk kamu çalışanları sendikası Eğitim-İş’i kuran, tabelasını duvara asan, mücadelemizin yolunu açan ve bugün bizlere ilham kaynağı olan kurucu Genel Başkan Sayın Niyazi Altunya ve yönetim kadrolarıyla 35. kuruluş yıl dönümünde Denizli’de bir araya geldik.
Bugün, köklerimiz olarak kabul ettiğimiz ilk Eğitim-İş’in değerli yöneticileriyle bir araya gelerek, ilkesel duruşlarına, birbirilerine karşı saygı ve sevgilerine şahitlik ettik; geçmişten geleceğe uzanan sendikal mücadelemizin anlamını bir kez daha derinlemesine hissettik.
Eğitim-İş’in bugünkü mücadelesi ve başarısıyla ilgili güzel sözlerini duymak bizler için büyük bir onur.
Dayanışma, emek ve örgütlülük bilincini bizlere miras bırakanların izinde yürümekten gurur duyuyoruz. Kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Bugün Cumhuriyetten, emekten ve aydınlanmadan yana Türkiye’nin en büyük sendikası haline gelen Eğitim-İş’imizi ülkemizin genelinde de yetkili sendika haline getireceğiz. İyi ki Eğitim-İş var! @egitimis