Fibromiyalji.
Adını koyunca hafiflemiyor hiçbir şey. Çünkü bu, kelimelerle anlatılabilen bir yorgunluk değil. Bedeninin içinde, kimsenin görmediği bir ağırlıkla yaşamaktır.
Ve en garip yanı; dışarıdan bakınca her şey normaldir. Gülümsersin, konuşursun, hayatın içindesindir… ama içeride, hiç dinmeyen bir yorgunluk sessizce varlığını sürdürür.
İnsanlar anlamak ister ama hissedemez. Sen anlatmaya çalıştıkça eksik kalır, sustukça içinde büyür.
Alışırsın sanırlar. Oysa insan alışmaz, sadece taşımayı öğrenir. Ve her gün, görünmeyen bir yükle devam etmek… sandığından daha fazla güç ister.
Doktora gitmek için, terapiye gitmek için, çiçek almak için, çok sevdiği birini görmek için, sahile inip kafasını biraz dağıtmak için, o ilacı bulabilmek için… Kendisini iyi etmek için uğraşan insanları seviyorum ya. Kendisine emek veren insanları seviyorum.
Eskiden insanların neden iyi okullara gitmek, elit sitelere yerleşmek istediğini anlamazdım.
“Önemli olan senin kendini geliştirmen, çevren çok önemli değil” der geçerdim.
Ancak zamanla öyle olmadığını anladım.
Bir insan her çeşit insanla fazla muhatap olduğunda, o insanların zamanla hayatına karışma ihtimali çok artıyor.
Halkçı olacağım diye, yüzyıllardan gelen kadın düşmanı fikirleri aktaran insanların fikirlerini çekiyorsun mesela.
Epistemik süreçleri şüpheli adamlara giyimin/yaşam tarzın hakkında yorum yaptırmaya başlıyorsun.
Taşrada büyümüş adam/kadın senin özgür kararlarına müdahale ediyor, sana laf gönderiyor, o hakkı kendinde buluyor.
Bir delüzyon içinde, seni bir kalıba sığdırabileceğini, yorumlayabileceğini sanıyor.
Çünkü zamanında seninle “muhatap” olabildi.
Çünkü zamanında senin aşırı kibarlığın yüzünden seni “kendi çevresinden” zannetti. Farkı ayırt edemedi, o derinliği de yok zaten.
İşte elitler bu sorunu görmüşler. Ve yüzyıllardır bu çözüm olarak “göreceli izole yaşam” uygulamasını bulmuşlar.
Kendilerine özel evler, restaurantlar, ortamlar kurup çocuklarını da buralarda büyütmüşler. Herkesle muhatap olmamışlar, çocuklarını da halkın gerilimlerinden uzak şekilde büyütmeyi başarmışlar.
Ne var ki bu sorunu onlar da tam çözememişler, çünkü onların da elitizm anlayışı sadece servete indirgenmiş.
Davranışsal klaslık, vizyon ve eğitime değil.
Bu yüzden onlar da başka iç mücadelelerle uğraşmışlar.
O sebeple bizim elitlerin bu “göreceli izole yaşam” pratiğini, çok daha akılcı ve insancıl şekilde pratik etmemiz lazım.
Nasıl? Herkesle muhatap olmamalıyız. Herkese cevap vermemeliyiz. Etik değerleri
şüpheli, yoksunluk geçmişini aşamamış, hala çocukluğuyla kavga eden, stres ve öfke dolu insanlarla vakit heba etmemeliyiz.
Sadece ve sadece insanlığa, evrensel kültüre, özgürlüğe, değişime ve empatiye açık, bilgi adaletsizliğinden uzak, kimlik ve etiketçi insanlardan uzak kimselerle yapmalıyız bunu.
Aksi takdirde, yaşamsal sorunlarınızın yüzde doksanının geçmişten gelen bu hatalı ilişkilerimizden kaynaklı olduğunu görürüz.
Özetle,
Bazı kapıları kapatmaktan korkmayacağız. Geç kalmış da değiliz. Ki, çok daha yüksek standartlı insanlara kapı açılsın.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir.
Başarılı olmak isteyen her gencin bilmesi gereken şey iyi bir çevre. Kibirli, kıskanç, kontrolcü insanlar sizi daima geri çekecektir. Belirli ideolojilere kafayı takmış insanlar için de aynısı geçerlidir. Size, çabalarınıza ve özneliğinize saygı duymayan herkese net güle güle.
Sen başardın. Ateşlere bile bassan, ayaklarına cam bile batsa kendi yolunda, bildiğin şekilde ve karanlık yanına yenilmeden geldin buraya. Sen başardın.