KKTC’de yapılan seçimin kazananı sevgili @tufanerhurman hocamı tebrik ediyorum. Hukuka bağlı, entellektüel ve vatan sever kimliğini öğrencileri olarak bizler iyi biliriz. KKTC halkı hiç bir dayatmayı kabul etmeyerek özgür iradesini sandığa yansıtmıştır.
Levent bey siz sadece “bazı CHP’liler İmamoğlu’nu yolsuzlukla suçluyor” da demediniz. Siz, “belgeler var, itirafçılar var, Rıza Akpolat 40 sayfa ifade vermiş, itirafçı olmuş” dediniz. Şimdi “dedikoduymuş” diyorsunuz. Ben bir gazeteci olarak görmediğim belgeyi konuşmam. Konuşursam dedikodu olur. Hatta bir tık ileriye gideyim, siyasi operasyonun bir aparatına dönüşmüş olursunuz. İktidar sizin gibi “muhaliflere” ihtiyaç duyar. Kendi kanallarından toplumun yüzde 50’sini ikna edemedikleri için, sizin gibilerin rızasına ihtiyaç duyar. Siz de bunu yaptınız.
Merve Holefter, 'Alınsam' isimli şarkısının nakarat melodisinin, 'Antidepresan'da izinsiz kullanıldığını iddia ederek dava açmıştı.
♦️Bilirkişi heyeti, iki şarkının ciddi ölçülerde benzerlik taşıdığına yönelik bir rapor hazırladı. ♦️Bu durumda; Merve, açtığı tazminat davasını büyük olasılıkla kazanacak. ♦️Mert Demir, Merve’ye 2 milyon lira manevi, 10 bin liralık da maddi tazminat ödeyecek.
ÖLÜMÜNÜN 39. YILINDA UNUTULMAZ BAŞKANIMIZ ORHAN ADLİ APAYDIN’I ÖZLEMLE ANIYORUZ
1976 – 1983 yılları arasında İstanbul Barosu Başkanlığı yapmış olan Av. Orhan Adli Apaydın’ı ölümünün 39. Yılında saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.
Yaşamı boyunca demokrasi, barış ve insan hakları mücadelesi vermiş olan Apaydın, 1983 yılında Adalet Bakanlığı tarafından Baro Başkanlığı görevinden alınmış ve tutuklanarak hapse atılmıştır.
12 Eylül rejiminin görevden alıp hapse attığı Av. Orhan A. Apaydın gibi, bugün de Baro başkanı ve yöneticilerimiz görevden alınma tehlikesiyle karşıya karşıya bulunmaktadır. Aradan geçen onlarca yıla rağmen, ne yazık ki İstanbul Barosuna yönelik saldırılar hala benzerlik taşımaktadır.
Adını Baro binamızın sokağında yaşattığımız unutulmaz başkanımız Av. Orhan A. Apaydın’ın mücadelesini ise bugün hala adliye koridorlarında, mahkeme salonlarında yaşatmaya devam ediyoruz. Başkanımızdan devraldığımız onurlu mirası korumaya devam edeceğiz.
23.02.2025 tarihinde gerçekleştireceğimiz Olağanüstü Genel Kurula giderken, önceki Baro başkanlarımız Av. Turgut Kazan ve Av. Mehmet Durakoğlu ile 19-20 Ekim 2024 tarihli Genel Kurulda yarışan seçim gruplarından Önce İlke Yükseliş Hareketi temsilcisi Av. Hasan Kılıç, Avukat Hakları Grubu temsilcisi Av. Turgay Bilge, Önce İlke ÇAG temsilcisi Av. Bilal Doğan, Önce İlke ÇAG temsilcisi Av. Turgay Demirci, İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu temsilcisi Av. Hakan Çatak, Bağımsız Avukatlar temsilcisi Av. Abdulhalim Yılmaz ile Baro başkanımız ve Yönetim Kurulu üyelerimizle ortak bir toplantı gerçekleştirilmiştir. Toplantıya katılamayan grup temsilcileri mazeretlerini iletmiştir.
Toplantı sonunda tüm katılımcılar, İstanbul Barosuna yöneltilen hukuka aykırı soruşturma ve görevden alma talebine ilişkin 23 Şubat’ta gerçekleştirilecek Olağanüstü Genel Kurula, İstanbul Barosunun tüm bileşenleriyle birlikte, hukuk ortak paydasında ve ‘seçimle gelen seçimle gider’ ilkesi doğrultusunda katılma kararlarını teyit etmişlerdir.
Bu itibarla, tüm kararlığımızla bir kez daha duyuruyoruz;
İstanbul Barosu susturulamaz.
Genel Kurulumuzun demokratik iradesine dönük hiçbir müdahale kabul edilemez.
Savunma susmadı, susmayacak.
Üç Günlük Bilanço
Baromuz yönetim kurulu üyesi Av. Fırat Epözdemir, kesinleşmiş takipsizlik kararı olan bir dosyadan hukuksuzca delil üretilerek tutuklanmıştır.
Menajer Ayşe Barım, on iki yıl önceki görüşmeleri gerekçe gösterilerek “hükümeti yıkmaya teşebbüs” suçlamasıyla tutuklanmıştır.
Gezi protestoları, on iki yıl sonra sanatçılar üzerinden topluma korku salmak amacıyla suçlamalara dayanak yapılmaktadır.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında ise olağan siyasi beyanlar gerekçe gösterilerek jet hızıyla soruşturmalar açılmaktadır.
İstanbul Barosu, insan haklarını ve hukuku savunduğu için yargılanmaktadır
Bir hakkın kullanımına ceza verilemeyeceği Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiştir.
Haber verme hakkını kullanan gazeteciler Barış Pehlivan, Serhan Asker ve Seda Selek gözaltına alınmıştır. Toplumun haber alma hakkı, gazetecinin haber verme hak ve görevi anayasal koruma altındadır.
Hukukçular, gazeteciler ve siyasetçiler hukuksuz soruşturmalarla susturulmaya çalışılırken binlerce yurttaş da artık "Sabaha karşı kapım çalınır mı?" endişesiyle yaşamaktadır.
Ülkemiz, hukuksuzluk ve keyfiliğin karanlığına gömülmüş durumdadır.
Hukuk güvenliğinin tesisi için meslek onuruna sahip hâkim ve savcıları göreve çağırıyor; yargı mensuplarını Anayasa'ya ve yasalara uymaya davet ediyoruz.
Hakim: Arabanda DNA çıktı.
Salim: Arabanın kapısı bozuk, herkesin çocuğu arabaya biniyor.
Hakim: Arabanın şoför koltuğunda var Nevzat dedi ya Narin'in ağzından köpük çıkıyor dedi
O köpük arabaya senin elinden bulaşmış olabilir mi
Salim: Kesinlikle hayır.
Benim petrol istasyonunda da battaniye içinde Narin'in naaşını taşıdığım söylendi ama asılsız çıktı.
Hakim: Ramazan Atasoy'la konuşmanda şüpheli bir araç var diyorsunuz bu ifadeniz örtüşmüyor.
Salim: ben arıza var diyince panikle oraya gittim
Hakim: konuşmalarınızda 16'dan beri kayıp her yarım saatte bir kayıp olduğu söyleniyor oysa sizin yönlendirdiğiniz kişilerin hepsi 17:30 sonrası kayıp diye söylüyor.
Salim: Bilmiyorum
Hakim: Nevzat kaçta aradı?
Salim: Suyu olmadığı için aradı.
Hakim: daha önce aramadığını söyledin
Salim: aradı ama su arızasını söyledi gerçekten de aradı mı bilmiyorum.
Duruşma Savcısı soruyor;
- Senin silinen mesajlarda kırmızı arabadan bahsediyorsun o araba Nevzatın mı?
- Çingenelerin arabasıydı
- Nevzat seni aradığında bayağı evde kalmış olman lazım
- Biraz kaldım.
- Silinen mesajları kim silmiş olabiiir?
- Bilmiyorum.
- Narin kayıp olduğu akşam Dicle Üniversitesi'nin orada ailenize ait bir kafede baz vermişsiniz.
- Ben girmedim oraya
- Muhammet'i o akşam gördün mü?
- Görmedim.
- Bir gün sonra Muhammet çingenelerin orada terlik buldugunu söylüyor sen mi ayarladın?
- Kesinlikle öyle bir şey yok.
- Nevzat, Narin'in naaşını bıraktığı yere çalı koymamış sen mi koydun?
- Kesinlikle hayır o dere çok uzun jandarma bulamamış ben mi bulacağım.
- Narin'in DNA'sı sizin arabanızda nasıl çıktı o Narin’in saçı?
- Kesinlikle arabaya binmedi
- Narin arabaya binmediyse DNA senden dolayı mı bulaştı?
- Kesinlikle hayır.
#Narin
#nariniçinadalet
Salim Güran savcılık tarafından dosyaya toplanan somut delilleri -Salim Güran’ın araba ile gitti yerlere ilişkin kayıtları- reddedince mahkeme başkanı “Diyarbakır cumhuriyet savcıları neden senin adını söylüyor, neden Nevzat değil Enes değil, sen vatan haini misin” diye sordu.
#NarinDavasıHepimizin
Yıllardır adeta baroya çökmüş ve yerinden kımıldatılamayan, ne avukatların meslek sorunları ne de ülkedeki adalet meseleleri ile ilgilenen yönetime karşı kazanmış olmamız ne kadar rahatsız etmiş... Sataşmalara çamur atmalara iftiralara cevap vermeye kalksak iş yapamayız zaten
AYM’nin ikinci ihlal kararı öncesinde bugün yeniden meslektaşımız Av. Can Atalay için Çağlayan Adliyesi’ndeydik.
Can, tutuklu meslektaşlarımız ve tüm siyasi tutsaklara özgürlük için mücadeleye devam edeceğiz.
Tarihte ilk kez Anayasa Mahkemesi üyeleri, verdikleri karar nedeniyle alt mahkeme tarafından suç işledikleri ithamı ile karşılaştı
Yargıtay, Can Atalay hakkında 'hak ihlali' kararı veren AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.
Bu ülkeki olaylar komedi filminde bile olmaz.
Yargıtay’ın anayasa mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması anayasal düzene karşı yapılmış bir darbe girişimidir. Ülke açısından korkunç bir tablo.
Yargı tarihimizde görülmemiş bir yargı darbesi yaşıyoruz!
Yargıtay, Milletvekili Can Atalay hakkında AYM nin verdiği “hak ihlali” ve “tahliye” kararına uyulmamasına ve imza atan Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.
AY md. 153 gereği AYM kararları kesindir, yasama yürütme yargı organlarını bağlar, uyulması zorunludur.
AY md. 6 gereği hiçbir organ anayasadan kaynaklanmayan bir devlet yetkisi kullanamaz.
AYM kararının yerine getirilmesi, kararda da belirtildiği gibi, Yargıtay’ın değil 13. ACM nin zorunlu görevidir.
AYM kararlarını
değerlendirmek,uyulup uyulmamasına karar vermek,
AYM nin görev sınırlarını belirlemek, Yargıtay’a verilmiş anayasal bir yetki değildir.
İlk derece mahkemelerinin Yargıtay kararlarına “yetkilerini aştıkları gerekçesi” ile uymama gibi bir yetkileri olmadığı gibi Yargıtay’ın da AYM kararlarına karşı böyle bir yetkisi yoktur. Aksi kabul, her mahkemenin ve hatta herbir bireyin yargı kararlarına uyulup uyulmayacağı hususunda geniş bir takdir alanı kazanacakları anlamına gelir ki bu kamu düzenini altüst eden bir kaos ortamı ve kabile devletinin bizzat Yargıtay eliyle inşası demektir.
Anayasadan kaynaklanmayan bir yetkiyi kendi kendine metazori olarak yaratıp, üstelik 13ncü ACM nin yerine geçip anayasayı ilga ederek yetki ve görev gaspında bulunan Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin bu hukuka aykırı kararı YOK hükmünde olup ilgili kararı veren üyeler suç işlemektedir.
Bir de yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmaları hukuki bir garabet olduğu kadar hukukun üstünlüğüne dayalı hukuk devletinin Yargıtay eliyle temelden yok edilmesidir.
Beyoğlu ara sokak çay ocaklarında solculuk konuşacak adam, CHP genel başkanı, Atatürk’ün koktuğunda oturan kişinin yanında bağırıp çağırıyor, tek başına karar alıyor!! Orada olan partililer “delegemize, tabanımıza saygısızlık yapma” diyemiyor. Bunlardan bir kişi bile kalmamalı.