Prizma 2’den (30 küsür yıl önce söylenmiş sözler):
“Hasım dünyanın tarih boyunca sergilediği tavır, aynı üslûpla günümüzde de sergileniyor ve gelecekte de sergilenmesi mukadderse ve onlar bu tavırlarını şiddet kullanmaya kadar götüreceklerse, Kur’ân’ın hadimleri de maruz kalacakları sıkıntılara karşı, önceden sabır ve mülayemetle hazırlıklı olmak zorundadırlar.
Gelecek hakkında teminat almış değiliz; her şey fevkalâde iyi de olabilir; çok şiddetli fırtınalar da esebilir. Ve şayet fırtınalar esecekse, işte o zaman sabr u sebatı kuvvetli olanlar, azmi, cehdi, gayreti, ikdamı tam ve meseleyi bir imtihan sırrı şuuruyla ele alanlar o fırtınanın şiddet ve tazyikine göğüs gerebilecek ve yarınlara yürüyebileceklerdir.
Kim bilir, belki de şartlar bu çığırı ilk açan çilekeşlerin dönemindekinden daha ağır da olabilir; olabilir de, bu yola gönül verenler “Keşke ölseydim de bu günleri görmeseydim!” diyebilirler. Yine, kim bilir, belki o gün yerin altı üstünden daha fazla arzu edilir hâle gelebilir; dolayısıyla da, şimdilerde böyle bir imtihan sırrını gözardı edenler elenip giderler.
O gün kimileri korkuyla elenecek, kimileri ikbal hırsına kendini kaptırdığından dolayı elenecek, kimileri şöhret marazıyla elenip gidecek.. bencillikten dolayı elenenler olacak. Bu işe ilk başladığı dönemdeki ihlâs ve samimiyetini koruyamadığından dolayı elenenler çıkacak; çıkacak, zira şimdiye kadar ne enbiyâ-ı izâm, ne evliyâ-i fihâm, ne asfiyâ-i kiram, ne müctehidîn-i izâm, ne müceddidîn-i kiram hiçbirisi böyle tekdüze yürüyerek hedefe varamamıştır.. varamamış ve defaatle imtihana tâbi tutulmuş, kaç defa elenmiş ve neden sonra gidip hedefe ulaşmıştır. Tekrar arz edeyim ki bu iş, elli defa imtihan vermiş, elli defa Allah’a karşı vefa ve sadakatini ispat etmiş insanların işidir.
Bu baştan böyle kabul edilmeli ve sonradan “Ne oluyor?” denmemeli. Zira bu ifade, Allah’ın takdirini tenkide açık, kazaya razı olmayan insanların ve daha doğrusu kâfirce düşüncenin ifadesidir.
Son asrın müceddidi, gelecek olan tazyik hususundaki endişesini ifade ederken “Dilerim Cenâb-ı Hak bize pahalıya satmasın.” der. Ne var ki, böyle bir şeye malik olmak için mal da verilir, menal de verilir. Bu iş her kişinin işi değil, er kişinin işidir. Bu iş, hiç başı, dişi ağrımayan hazırcıların omuzlayacağı kadar hafif bir iş de değildir.
Kim bilir belki gelecekte, yığın yığın sıkıntılar üstümüze tıpkı karabasan gibi çökecek ve defaatle sarsılacağız. Belki ilk etapta onun şokunu yaşayacak ve belli bir süre mânâsını anlayamama şaşkınlığı içinde kalacağız. Ancak daha sonra Cenâb-ı Hakk’ın icraatını esmâ veya sıfât dairesinden hayranlıkla temâşâ ediyor gibi seyredecek ve zevkten zevke ererek, kendimizden geçeceğiz.
Bazı ahvalde fertlerin birbirlerine sıkıca kenetlenmeleri onların kayıp düşmelerini önlediği gibi, geleceğin mutlu dünyasını imar etmeye azmeden ve yüce bir mefkûreye gönül verenlerin de hak ve hakikat etrafında kenetlenip ihtilaflara girmemeleri kaydırıcı, düşürücü sebeplere karşı öyle bir teminattır. Bunun içindir ki, her fert hakperest ve salih kullarla irtibatını mutlaka devam ettirmeli ve kardeşleriyle, sırf hak ve hakikat düşüncesiyle bütünleşmelidir…
Evet, nasıl ki ibadetlerimizde geldiğimiz doruk noktalar, zamanla ve temrinatla elde ediliyor; salih amellerle bütünleşme, dine ve millete karşı mesuliyet düşüncesiyle dolma ve salih kimselerle beraber olma meselesi de aynı ciddiyet ve aynı dikkati ister. Bu açıdan ibadet ü taatimizi, ihlâsımızı, yakînimizi, takva anlayışımızı diğer mü’minlere dayanarak hassasiyetle sürdürdüğümüz gibi, geleceğe ait gaileleri ve devâhiyi aşma mevzuunda da, yine sadıklarla beraber olma, bizim için çok önemli bir kalkan vazifesi görecektir.”
Turkey’s intelligence service has orchestrated over 118 “renditions” in the past decade, making it one of the most aggressive practitioners of such extralegal operations.
They used secret detentions, terrorism watch lists and torture against exiles. https://t.co/BvgEd0ERI9
BELKİ BEN SENDE YOKUM AMA SEN HEP BENDESİN.
Rüyalarımı hep seninle süslerim.
...
Rıfat abi, Yağmur Gözlün şimdi senin diyarında. Doya doya sarıldın mı, bağrı hasretle yanmış güzel abim?? 😓😓😓
#FethullahGüleneVeda#FarewellToFethullahGulen
Büyük zatların kıymeti genellikle hayatlarında tam olarak anlaşılamıyor. Fakat bu, sadece onların muhalifleri ve hasımları için geçerli değil; bir yere kadar sevenleri ve taraftarları için de geçerli. Ülfet, ünsiyet, yakın körlüğü gibi faktörler devreye girebiliyor. Hocamızın yokluğu inşallah bir kere daha onun eserlerine, fikirlerine yönelmemiz ve onun yolunu, yöntemini daha iyi anlamaya çalışmamız adına da bir vesile olur.
“İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn” her fâni gibi Hocamız ‘da dâr-ı bekaya intikal etti. Bütün hizmet câmiasının başı sağ olsun. İnsanlar gelip geçer, ancak Hakka ve insanlığa hizmet davası dâimidir. Biz, Hocamızdan râzı idik , Sen’de (cc) ondan râzı ol Yâ Râbbi. Âmin
ASRIN DERTLİSİNİN ARDINDAN
Hocaefendi, son yıllarda fark edilir bir şekilde sürekli Allah’a ve Resulüne kavuşma iştiyakından bahsediyor, dualarında sık sık bunu tekrarlıyordu. “Dualarda sürekli ‘el-iştiyak ila likaullah ve likau habibillah (Allah’ım Sana ve Habibine kavuşma işyakı lütfeyle)’ demeli, dualardan bunu hiç eksik etmemeli.” diyerek başkalarına da bunu tavsiye ediyordu. Ona göre en büyük sabırlardan biri de likaullaha karşı sabırdı. O, şimdi kavuşmak için can attığı sevdikleriyle birlikte. Ömrü boyunca destanını yazdığı Peygamberine, sahabe efendilerimize kavuştu. Cenab-ı Hak, onu sevdiklerinden ayrı düşürmesin, Efendiler Efendisine komşu eylesin, rahmet ve mağfiretiyle kuşatsın, en yüce mertebelere ulaştırsın.
Fakat geride kalan bizler için onun yokluğuna alışmak hiç de kolay olmayacak. Ölümün en büyük gerçek olduğunu bilsek de ölüm, canımızdan çok sevdiğimiz insanları elimizden aldığında bunu kabullenmekte zorlanıyoruz. Yaşadıklarımız rüya gibi geliyor. Tıpkı şu anda olduğu gibi.
Hocaefendi, son yıllarda, ilerleyen yaşının ve ağırlaşan hastalıklarının da etkisiyle kısmen uzlete çekilerek, tebdil-i mekan eyleyerek, kıllet-i kelamı ihtiyar ederek, işleri erbabına havale ederek bizleri yavaş yavaş adeta yokluğuna alıştırmaya çalışıyordu. Yine de yokluğuna alışmak çok zor ve çok acı olacak. Zannediyorum şu anda onu gönülden seven binlerce insan kendini yetim gibi hissediyordur.
En büyük tesellimiz, onun geride bıraktığı güzide eserlerinden, vaaz u nasihatlerinden istifade etmeye, bu tatlı su kaynağından kana kana içmeye devam edecek olmamız. Onun Kur’ân ve Sünnetten istifadeyle asrın şartlarına göre ortaya koyduğu hizmet usul ve prensiplerini devam ettirecek olmamız.
Zulümlerin bittiğini, mescunların hürriyetlerine kavuştuğunu, mazlumların nefes aldığını göremeden gitmesi ayrıca üzüntü verici. Aynı şekilde ömrünün son demlerinde çile ve eziyetlerin en ağırlarına katlanmak zorunda kalması, yetişmiş binlerce hizmet insanının biçilmesine şahit olması, binbir emek ve gayretle yapılmış hizmet müesseselerinin kapılarına kilit vurulduğunu görmesi de onun için katlanması çok ağır imtihanlardı. Ama zaten hayatı boyunca her zaman yükün en ağırını o yüklenmedi mi, çilenin en fazlasını o çekmedi mi, acının en büyüğünü o yaşamadı mı?
Hocaefendi ölçüsünde hakarete maruz kalan, hakkında bin bir türlü yalanlar iftiralar atılan, karalama kampanyaları yürütülen, haksız eleştirilere muhatap olan insan sayısı çok azdır. Ne yazık ki bütün bunları yapanlar açısından artık helalleşme imkanı da kalmadı. Gerçi o hakkını helal etse bile Allah bu yapılan zulüm ve kötülükleri affeder mi onu da bilemiyoruz!
Onu tanıyanlar bilenler şahadet ederler ki o, kendine düşen sorumluluğu fazlasıyla yerine getirdi. Yazdı, çizdi, konuştu, fikir verdi, ilham verdi, uyardı, ikaz etti, yönlendirdi, ağladı, ağlattı… Sade yaşadı, dünyaya aldanmadı, istikametten ayrılmadı, karakterinden taviz vermedi, her daim üslubunu korudu, herkese karşı civanmert oldu, kadirşinas davrandı, sevenlerinin başını öne eğdirmedi. Şimdi sıra onu sevenlerde, yani onun emanetine sahip çıkmakta, onu örnek almakta, onun gösterdiği hedeflere yürümeye devam etmekte. Esasında bu hedefler Kur’an ve Sünnetin hedefleri değil mi?
Bediüzzaman hazretleri gibi, Muhterem Hocaefendi de Kur’an ve iman hizmeti adına hayırlı ve bereketli bir yol açtı. Geride sadaka-i cariye sayılacak çok güzel eserler bıraktı. Peygamber Efendimiz, hayırlı bir yol açanın, o yoldan yürüyenlerin tamamının sevabını alacağını müjdeler. İnşallah Hocaefendi de vefat etse de açtığı yoldan yürüyenler onun amel defterine sevap akıtmaya devam edecektir.
Üstad Hazretleri son Urfa yolculuğunda “Beni anlayamadılar” diyor. Maalesef Hocaefendiyi de anlayamadılar. Gerçi büyük zatlardan hangisi yaşadığı dönemde hakkıyla anlaşılmıştır ki Hocaefendi anlaşılsın. Ama şundan eminiz ki bugün Hocaefendi hakkında kim ne derse desin, yarının insanları onu hayır dualarla yad edecekler.
Çünkü dolu dolu bir hayat yaşadı. Seksen küsür yıllık ömre, saymakla bitmeyecek hizmetler sığdırdı. Gençlere ufuk kazandırdı, gaye-i hayal verdi. Allah’a, Peygamberimize, değerlerimize, mukaddesatımıza, seleflerimize saygıyı öğretti. Gönüllerimize peygamber sevgisini nakşetti. Sünnetin pek çok meselesini ihya etti. Adanmış bir nesil yetiştirdi. Sönmüş ümitleri yeşertti. Düşünce ile aksiyonu birleştirdi. Peygamber yolunu yeniden işlek hale getirdi. Hoşgörünün, sevginin, affın, insanlığın ne olduğunu hem yaşayarak hem de fikirleriyle öğretti. Radikalizm ve şiddetin önüne aşılmaz setler inşa etti. Ve daha neler neler yaptı…
Hocaefendi’nin fikirleri sadece hizmet insanları için değil, sadece Türkiye halkı için de değil, bütün insanlık için çok önemli. İnsana saygı, farklılıkları hoşgörüyle karşılama, birlikte yaşama tecrübesi geliştirme, herkesi kendi konumunda kabul etme, ihtilaf ve çatışmalarla mücadele etme, şiddet dalgaları önüne dalgakıranlar inşa etme, her yerde sulh adacıları oluşturma, başkalarının huzuru için gayret etme, dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirme… Her yerde hiddetin, şiddetin, nefretin, düşmanlığın ve savaşın hakim olduğunu çok daha yakından gördüğümüz şu günlerde yukarıdaki fikirlerin önemi daha iyi anlaşılmıyor mu? İnşallah hayattayken onun kıymetini bilemeyenler vefatından sonra bilirler…
Cenab-ı Hak, bizlere onun emanetine hakkıyla sahip çıkacak irade, güç, akıl, ilim ve imkan ihsan eylesin. Onun sıklıkla tekrarladığı gibi hiç durmadan hak bildiğimiz yolda yürüyebilmeyi nasip eylesin. Tekrardan sevenlerinin başı sağolsun, Allah hepimize sabr-ı cemiller lütfeylesin.
Kenya’da kaçırılan Öztürk Uzun’un eşi Sevgi Uzun’dan acil çağrı:
Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Örgütleri, Avrupa Parlementosu milletvekilleri, Hollanda milletvekilleri, Dışişleri yetkilileri ve ABD kongre üyelerine sesleniyorum.
Çok endişeliyiz. Uzun ailesi olarak
desteğinize ihtiyacımız var. Bizi yalnız bırakmayın. Hala eşim ve arkadaşlarının Kenya’da olduklarını düşünüyoruz.
Müdahale edin. Türkiye’ye iade edilirlerse hayati tehlikeleri var. Lütfen bize yardımcı olun
BASRİ DOĞAN | ARNHEM, TR724
Dünya ayağa kalkmışken umarım kaçırılanlar Türkiye’ye iade edilmeden serbest bırakılırlar. Bu tepkiler karşılığında önceki kaçırılanlarda olduğu gibi Türkiye utanmadan “yakaladık” diye bir açıklama yapamamalı. Lütfen ailelere destek olalım.
@UN@DrAliceJEdwards@WilliamsRuto
Sayın vekilim çok aşikar kaçırıldıkları. Kenyadaki medya bile kaç tane haber yaptı ve Türkiyeyi suçladılar.
Türkiye dut yemiş bülbüle döndü.
İyi ki varsınız. Mazlumların sesi oluyorsunuz.
🚨 DESTEK ÇAĞRISI
👉 Kaçırılan 4 Türk vatandaşından iki gündür haber yok!
🔴 Alparslan Taşçı'nın eşi Saadet Taşçı: "Can güvenliklerinden endişe ediyoruz. Halen Kenya'da olduklarını düşünüyoruz. SOSYAL MEDYADA DESTEK İSTİYORUZ."
https://t.co/xXUjOfrnzd
https://t.co/73suu3RrsM