IVERMEKTİN: KANSER VE ÖNLEME İÇİN TAM DOZAJ ÇİZELGESİ
Binlerce kişi Dr. William Makis’in IVERMEKTİN dozaj çizelgesini kullanmaktadır. İşte vücut ağırlığına göre (günlük mg/kg) hazırlanmış, açık ve kategorilere ayrılmış bir döküm.
DÜŞÜK DOZ: ≤ 0,5 mg/kg/gün
**En uygun olduğu durumlar:**
- Remisyondaki kanserler
- Güçlü aile öyküsü veya genetik yatkınlık
- Profilaksi (önleyici tedavi)
**Yan etkiler:** Uzun vadeli yan etki bildirilmemiştir.
**Örnek:** Dr. Tess Lawrie, kemoterapi + günlük 12 mg ivermektin ile tedavi edilen bir 3. evre yumurtalık kanseri vakası bildirmiştir. Tümör belirteci CA125, 2 ay sonra 288'den 22'ye düştü ve tümör ortadan kayboldu.
ORTA DOZ: 1,0 mg/kg/gün
**En uygun olduğu durumlar:** **Çoğu kanser türü** (akciğer, pankreas, böbrek hücresi, mide kanseri vb.) için başlangıç dozu.
**Yan etkiler:** Uzun vadeli yan etki bildirilmemiştir.
**Örnek:** Dr. Shankara Chetty’nin 70 yaşındaki prostat kanseri hastası (PSA 89), günde 45 mg (artı laktoferrin) aldı. İki ay sonra PSA 10,9’a düştü.
YÜKSEK DOZ: 2,0 mg/kg/gün
**En uygun olduğu durumlar:** Çok agresif kanserler (lösemi, pankreas kanseri, beyin kanserleri).
**Yan etkiler:** Uzun vadeli yan etki bildirilmemiştir.
**Örnek:** Dr. Allan Landrito’nun 4. evre safra kesesi kanseri hastası, 14 ay boyunca günde 2 mg/kg aldı — kanser ortadan kalktı.
ÇOK YÜKSEK DOZ: ≥ 2,5 mg/kg/gün
**En uygun olduğu durumlar:** Yaygın metastatik hastalık, son derece kötü prognoz veya belirli beyin kanserleri.
**Yan etkiler:** Kısa süreli ve geçici görme bozuklukları görülebilir (genellikle birkaç gün içinde düzelir).
**Örnek:** Dr. Shankara Chetty, bir hastayı günde 2,5 mg/kg ile tedavi etti — herhangi bir yan etki bildirilmedi.
**Hızlı dönüştürme örneği (60 kg / 132 lb ağırlığındaki bir kişi için):**
- Düşük: ≤30 mg/gün
- Orta: 60 mg/gün (≈5×12 mg tablet veya 1 çay kaşığı sıvı)
- Yüksek: 120 mg/gün
- Çok Yüksek: ≥150 mg/gün
Ciddi toksisite görülmeden uzun süreli günlük kullanım (aylardan bir yılı aşan süreye kadar) ile ilgili birçok anekdot niteliğinde rapor mevcuttur, ancak bireysel tepkiler kişiden kişiye değişebilir.
Özellikle önceden var olan sağlık sorunlarınız varsa (örn. görme sorunları veya glokom), her zaman bilgili bir klinisyenle birlikte hareket edin. Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır.
🔴 Kanser teşhisi konulan Pete Sulack’a doktorlar, hayatta kalma şansının %1 olduğunu ve sadece 8 aylık ömrü kaldığını söylemişti… Şimdi ise TAM REMİSYONDA.
Kemoterapi ve radyasyon tedavisi gördü mü? HAYIR…
Standart tedaviye boyun eğmek yerine, IVERMEKTİN ve MEBENDAZOL ile iyileşmeyi tercih etti.
📚 Araştırmaların ortaya koyduğu bulgular şunlar:
• Ivermektin, kan-beyin bariyerini aşar, anjiyogenezi engeller ve bağışıklık kontrol noktalarını düzenler
• Mebendazol, glioblastom ve akciğer kanseri modellerinde mikrotübül oluşumunu bozar
• Bu iki madde birlikte, apoptoz, metabolizma ve daha fazlası için terrain tabanlı kanser modellerinde araştırılmaktadır
Pete, Ilyes Baghli’nin hazırladığı bir protokol kapsamında Ivermectin ve Mebendazole kullandı; bu protokol, oruç, hedefli beslenme, detoks, oksijen tedavisi ve inançla birleştirildi.
Peki şimdi ne durumda? Tam remisyona girdi.
Küba'dan bir çığlık yükseliyor !
DÜNYAYA AÇIK BİR MEKTUP: Küba'dan bir kadın, kimsenin görmek istemediği suçu ifşa ediyor.
--- Tüm insanlığa, dünya annelerine, Sınır Tanımayan Doktorlar'a, dürüst gazetecilere ve hâlâ adalete inanan hükümetlere sesleniyorum:
İsmim, milyonlarca diğer insanınkiyle aynı. Ünlü bir soyadım ya da yüksek bir makamım yok. Ben sıradan bir Kübalı kadınım. Bir evlat, bir kız kardeş, bir vatanseverim. Ve bunları paramparça olmuş bir ruhla, titreyen ellerle yazıyorum; çünkü halkımın bugün yaşadığı şey bir kriz değil. Bu, Washington tarafından soğukkanlılıkla gerçekleştirilen, yavaş ve hesaplanmış bir cinayet.
Ve dünya başka yöne bakıyor.
👵 BÜYÜKANNEM VE BÜYÜKBABAM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yaşlı insanların vaktinden önce ölmesini ifşa ediyorum; çünkü abluka, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon ve diyabet ilaçlarının ülkeye girişini engelliyor. Mesele kaynak yetersizliği değil. Bu, kasıtlı bir yasak. Küba'ya satış yapmak isteyen şirketler para cezasına çarptırılıyor, baskı görüyor ve tehdit ediliyor. Kendi hükümetleri ise sessiz kalıyor. Ve bu sırada, Kübalı bir büyükbaba göğsünü tutarak bekliyor. Ölüm uyarı yapmaz; ama abluka yapar.
---
👶 ÇOCUKLARIM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yakıt yetersizliği nedeniyle kuvözlerin kapatılmak zorunda kalmasını ifşa ediyorum. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti hangi ülkelerin bize petrol satıp hangilerinin satamayacağına karar verirken, yenidoğan bebeklerin hayatta kalma mücadelesi vermesini... Washington'daki bir ofiste imzalanan bir emrin, kıyılarından sadece 90 mil ötedeki bir çocuğun feryadından daha önemli görülmesi yüzünden çocuklarının hayatının tehlikeye girdiğini gören Kübalı annelerin varlığını...
Uluslararası toplum nerede? Çocuk haklarını bu denli hararetle savunan örgütler nerede? Yoksa Kübalı çocuklar yaşamayı hak etmiyor mu?
🍽️ KASITLI AÇLIĞA KARŞI SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Ablukanın, kurgulanmış bir açlık yaratma girişimi olduğunu ifşa ediyorum. Gıda, sebepsiz yere ortadan kaybolmuş değil. Gerçek şu ki, onu satın almamız engelleniyor. Gıda taşıyan gemiler taciz ediliyor. Banka işlemleri engelleniyor. Bize tahıl, tavuk ve süt satan şirketlere yaptırım uygulanıyor.
Küba'daki açlık bir tesadüf değil. Bu, ABD hükümetinin bir devlet politikasıdır; 60 yıl boyunca geliştirilmiş, her yönetim tarafından güncellenmiş, Donald Trump tarafından şiddetlendirilmiş ve Marco Rubio tarafından acımasızca uygulanmıştır.
Buna "ekonomik baskı" diyorlar. Bense buna açlığa mahkûm etme terörü diyorum.
ÜLKEMİN DOKTORLARI İÇİN BİR ÇAĞRI:
Tüm dünya çökerken pandemi sırasında hayat kurtaran doktorlarımızın bugün şırınga, anestezi ve röntgen ekipmanından yoksun bırakılmasını kınıyorum. Bunları nasıl üreteceğimizi bilmediğimiz için değil; yetenekten yoksun olduğumuz için de değil. Aksine, abluka yüzünden malzeme, yedek parça ve teknolojiye erişimimiz engellendiği için.
Bilim insanlarımız beş COVID-19 aşısı geliştirdi. Beş tane. Kimsenin yardımı olmadan. Tüm zorluklara rağmen. Ablukaya ve yalanlara rağmen. Yine de imparatorluk, bunu başardığımız için bizi cezalandırıyor.
🌍 DÜNYAYA SESLENİYORUM:
Küba sadaka dilenmiyor.
Küba asker istemiyor.
Küba sevginizi istemiyor.
Küba adalet istiyor. Ne fazlasını, ne de azını.
Halkımın çektiği acıları normalleştirmeyi bırakmanızı istiyorum.
Ablukayı gerçek adıyla, yani İNSANLIĞA KARŞI BİR SUÇ olarak adlandırmanızı istiyorum.
Biz boğulurken "diyalog" ve "demokrasi" masallarıyla kandırılmamanızı istiyorum.
Hayırseverlik istemiyoruz. Sadece yaşamamıza izin verilmesini istiyoruz.
Sessiz kalarak buna ortak olan hükümetlere:
Tarih sizden hesap soracak.
Yalan söyleyen medyaya:
Gerçek her zaman bir yolunu bulup ortaya çıkar.
Yaptırımlara imza atan cellatlara:
Küba halkı unutmaz ve affetmez.
Kalbinde hâlâ insanlık taşıyanlara:
Küba'ya bakın. Ona neler yapıldığına bakın. Ve kendinize sorun: Tarihin hangi tarafında yer almak istiyorum?
---
Bu küçük adadan, devasa bir halkın içinden; pes etmeyi reddeden sıradan bir Kübalı kadından...
Ikay Romay
Eğer bu yazı içinizde derin bir his uyandırdıysa, paylaşın.
İster 10 arkadaşınız olsun ister 10.000 takipçiniz; fark etmez.
Profilinizin herkese açık ya da gizli olması; fark etmez.
Normalde hiç paylaşım yapmıyor olmanız; fark etmez.
Ama bu farklı.
Bu, bir gün batımı fotoğrafı değil.
Bu, bir dedikodu değil.
Bu, sadece bir fikir beyanı değil.
Bu bir HAYKIRIŞ. Ve haykırışlar kendine saklanmaz. Onlar DUYULUR. Onlar TEKRARLANIR. Onlar KOCAMAN BİR KALABALIĞA DÖNÜŞÜR.
Bugün sizden bir "beğeni" istemiyorum.
Sizden, başparmaklarınızı sadece ekranda gezinmekten çok daha büyük bir amaç için kullanmanızı istiyorum.
PAYLAŞIN.
Ki dünya, Küba'da yaşananların sadece bir kriz olmadığını bilsin.
Bu bir SUÇ.
Ki başka ülkelerdeki anneler bilsin; burada çocuklar, abluka yüzünden elektriği kesilen kuvözlerde hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Ki başka diyarlardaki büyükanneler ve büyükbabalar bilsin; burada yaşlılar, Washington'ın ülkeye girişine izin vermediği ilaçları beklerken can veriyor.
Ki bu duruma ortak olan hükümetler utanç duysun.
Ki yalan haber yayan medya organlarının saklanacak yeri kalmasın.
Ki sorumlular, SESSİZ KALMAYACAĞIMIZI bilsin.
Bu mesajı paylaşan tek bir kişi dünyayı değiştirmez.
Ama binlercesi, milyonlarcası—işte onlar değiştirir.
❗️🇺🇦🇧🇾Lukashenko is desperately trying to play the peacemaker by promising his troops they won't be sent to fight in Ukraine, but his sudden anti-war stance smells like pure panic rather than genuine pacifism. He is trapped in a corner, and his survival depends on making promises he likely cannot keep.
The Belarusian dictator gave this absolute assurance directly to his military, explicitly stating that no one has any intention of deploying them into the ongoing Ukrainian conflict.
This sudden burst of rhetoric is a desperate survival tactic to avoid a total collapse at home. Lukashenko knows that dragging his unwilling army into Putin’s meatgrinder would instantly spark a massive domestic mutiny and seal the end of his regime. By begging for peace, he is merely trying to buy time and dodge a frontline deployment that would prove fatal for his dictatorship. Whether his Kremlin master will actually allow him to sit on the sidelines remains the ultimate test of his crumbling autonomy.
Прем'єр-міністерка Данії Метте Фредеріксен зробила кілька надзвичайно важливих заяв про Україну. Я хочу розібрати їх детально, бо це фактично визнання на найвищому рівні того, про що я кажу вже довго.
«Я їм дуже вдячна за цю роботу, створювали данську модель. І що ми зрозуміли? Ми зрозуміли, що ви, як країна, здатні виробляти швидше, креативніше і розумніше, ніж решта з нас, навіть попри те, що ми не перебуваємо у стані війни. І це, чесно кажучи, досить незручно для решти Європи, але водночас це справді вражає.
І дешевше. Так, і до всього іншого це ще й дешевше. Тож ми багато чого навчилися.
Те, що ви зробили, це поєднали свою промислову базу з інноваціями, технологіями, університетами, стартапами, своїми солдатами, військовими експертами та реальним досвідом того, що відбувається на полі бою. І цим ви показали всім нам приклад.»
Це і є точний опис того, що ми збудували за чотири роки війни. Не просто «заводи зброї», а цілу екосистему: інженери, стартапи, університети, військові і виробники, з'єднані в один контур, який працює зі швидкістю війни, а не зі швидкістю мирної бюрократії. Поки великі західні концерни роками узгоджують один контракт, українська компанія за кілька тижнів проходить шлях від ідеї до бойового застосування на фронті — і одразу допрацьовує продукт за реальними даними з поля бою.
І ключове тут — слова «дешевше» і «швидше». Це не випадковість, це нова математика війни, про яку я повторюю постійно. Майбутнє оборонної промисловості — не дорогі платформи з мільярдними бюджетами розробки і десятиліттями виробництва. Майбутнє — за швидкістю циклу інновацій, за здатністю виробляти масово і дешево, за доступом до власних виробничих потужностей. Програмне забезпечення і алгоритми вже майже знецінились — їх пише штучний інтелект. Значення має фізична спроможність виробляти і доступ до ресурсів. І Україна довела це краще за будь-яку країну світу.
Про місце України в європейській безпеці:
«Тож, думаю, ми винесли дуже багато уроків. Як на мене, якщо ви запитаєте мою думку, Європа має повністю переозброїтися до 2030 року. Не до 2035, а до 2030. І для мене захист Європи тепер означає включення України до Європи. Європа не може зробити те, що повинна зробити, без України. Тож, на початку війни ми допомагали вам. Зараз це не те, щоб повністю змінилося, але тепер ми вже залежимо одне від одного.»
Прем'єр-міністерка європейської країни прямо каже: Європа залежить від України. Не Україна випрошує допомогу, а Європа не може забезпечити власну безпеку без нас.
Але найголовніше Фредеріксен сказала про «червоні лінії» та рівень допомоги від «союзників»:
«Одна з речей, через які я також не погоджувалася з деякими своїми колегами — це всі ті червоні лінії, які були встановлені для України. Ви пам'ятаєте, що на початку ми були готові передати частину наших F-16, але нам не дозволили цього зробити, тому що деякі союзники сказали, ми не можемо передавати наші винищувачі Україні. Потім було питання далекобійної зброї, і це також стало червоною лінією.
І ви знаєте, таких червоних ліній було дуже багато. Але я не думаю, що можна виграти війну, постійно обмежуючи себе червоними лініями. Звісно, потрібно поважати міжнародне право, закони війни і так далі, але це майже виглядало так, ніби ми просили вас захищати Європу з однією рукою, заведеною за спину.»
Ось воно. Головна правда цієї війни, яку нарешті озвучив західний лідер. Чотири роки нас змушували воювати з однією рукою за спиною.
Згадайте, в яких умовах ми воювали. Поки Іран відкрито постачав Росії «Шахеди» і балістику. Поки КНДР відправляла Путіну тисячі солдатів і мільйони снарядів. Поки Китай тримав на плаву російську економіку. У цей самий час Україна отримувала від партнерів нескінченні «червоні лінії»: не можна F-16, не можна далекобійну зброю, не можна бити по російській території, не можна, не можна, не можна. Нам давали рівно стільки, щоб ми не програли, але недостатньо, щоб ми перемогли.
І знаєте, що перевернуло хід цієї війни? Не зняття чужих обмежень. А те, що ми перестали на них озиратися. Ми побудували власний ОПК. Ми створили власні далекобійні дрони і ракети, на які не поширюється жодна чужа «червона лінія». Ми самі вирішили, що полюватимемо на ворога скрізь — у Москві, у Татарстані, на Каспії, у Новоросійську. Без дозволів. Без погоджень. Без оглядки на тих, хто боявся «ескалації».
Саме власна зброя, на яку ніхто не може накласти заборону, зробила нас суб'єктом.
Я окремо хочу подякувати Метте Фредеріксен. За данську модель, яка стала прикладом для всієї Європи. За чесність, з якою вона заявила про помилковість «червоних ліній». І за принципову позицію щодо членства України в ЄС і європейській безпеці. Данія — приклад справжнього союзника, який допомагає не словами, а ділом.
🔻Gülistan Doku’nun yıllar sonra beliren katili: Bir Vali'nin oğlu.
🔻Ege’de palalı bir zorba: Arkasında bir Savcı babanın gölgesi.
🔻Dün okula saldıran saldırgan: Arkasında bir Emniyet Müdürü zırhı.
🔻Bu failler, sanıldığı gibi toplumun dışına itilmiş marjinal profilleri değiller. Aksine, sistemin tam kalbinde beslenen, güç zehirlenmesinin yansıması olarak karşımızdalar.
🔻Adaleti sağlamakla görevli olanların, adaletten muaf tuttuğu bir "imtiyazlılar nesli" yetişti. Yasalar halk için birer prangaya dönüşürken; onlar için babadan miras, kurşun geçirmez birer zırh oldu.
🔻Bu, sadece bir asayiş sorunu değil; liyakatin yerini kan bağına, hukukun yerini ise "kimin oğlu" olduğuna bıraktığı bir sistemin iflası.
🔻 Tepedeki egemen gücün sarhoşluğu, bir alt basamakta halkın canına kasteden bu şımarık izdüşümleri yaratıyor.
Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik.
Şeyma Çekici
#çocuk #eğitim #aile #anne #baba
📰 Monologue of a Russian mobilized soldier: “Our lives are cheaper than a cigarette. There’s no frontline unity. Out of our company of 98 men, only one is left. Many were ‘zeroed out’ by our own commanders.”
Mobilized soldier Maxim K. spent three and a half years on the front line. As a result of a severe injury, he lost a leg and believes he was lucky. According to him, most of those mobilized in the fall of 2022 are already dead.
Leaving the front, Maxim says, is only possible in three ways: like him — through a devastating injury, by deserting, or by going home as “Cargo 200.”
“After a year of service, I heard nothing but curses directed at the president and his entourage — the speakers, deputies, and armchair patriots.
I still don’t understand why the hell we went into Ukraine. I think if Putin somehow ended up on the front line, his throat would simply be torn out.
If Prigozhin had marched on Moscow six months later, half the front would have followed him. And now — probably everyone except the high-ranking brass, because the further it goes, the angrier people get. Half the front dreams of a drone striking the Kremlin.
I don’t understand what’s in the heads of those who praise him [Putin] and applaud him. To ruin a country like this… even the laziest haven’t yet smacked us on the forehead. Number one politician.
If I could turn back time, I wouldn’t hesitate — I’d rather spend three and a half years in prison than go to this war.
There… you walk through trenches over bodies. Yours and theirs mixed together. In the summer, the smell of decay is everywhere. You dive from a ‘bird’ under a bush — and there’s a half-decomposed body. And you end up resting there, holding it. Or after a strike, you see the guy you were laughing with yesterday lying torn apart.
I’d give anything to forget these images. Sometimes you sit, think, and tears come to your eyes — how we were betrayed and sold so cheaply. And most of all — for what?”
@samiltayyar27 Ben de seni akıllı bişey sanırdım , 4 mü 10 mu diyeceğine bir savcı maaşı ile bu sürede 4 ev alınabilir mi... Hem de en lüx konut projelerinden. Hadi ordan sahte gazeteci.. pardon avukat!!!
SON DAKİKA: Trump, İran savaşını sürdürmek için Körfez ülkelerinden 5 trilyon dolar, savaşı durdurmak için ise 2,5 trilyon dolar fidye istemekle suçlanıyor!
Ummanlı bir gazeteci ve uluslararası ilişkiler uzmanı BBC'ye bomba etkisi yaratacak bir açıklama yaptı: Trump yönetimi, İran'daki savaşı devam ettirmek veya sona erdirmek için Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerine büyük miktarda para ödemeleri konusunda baskı yapıyor. Kaynaklara göre, Trump, Körfez ülkelerinin savaşın devam etmesini istemesi durumunda 5 trilyon dolar, sona ermesi için ise 2,5 trilyon dolar talep ediyor.
Bu klasik bir dolandırıcılık örneği: Trump, halihazırda ABD askerlerinin ölümüne, okulların bombalanmasına, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasına ve dünya çapında benzin fiyatlarının fırlamasına neden olan yasadışı bir savaş başlatıyor; sonra da dönüp zengin Körfez müttefiklerinden trilyonlarca dolar koparmaya çalışıyor, ya bu savaşı finanse etmeleri ya da kendisini kurtarmaları için.
Konsey, savaşa açıkça karşı çıktı ve ABD'nin kendi topraklarını kullanmasına izin vermediğini belirtti; ancak kanıtlar, Körfez topraklarından Amerikan roketlerinin ateşlendiğini ve ABD savaş uçaklarının hava sahalarını geçtiğini gösteriyor.
İran'ın Körfez genelinde petrol ve doğalgaz altyapısına sert darbeler indirerek, bölge genelinde üretim kesintilerine ve büyük ekonomik kayıplara yol açmasıyla birlikte, durum son derece kritik bir hal aldı.
Körfez ülkeleri, hem Trump'ı petrol gelirlerini ve turizmi mahveden bir savaş başlatması nedeniyle cezalandırmak, hem de savaşın daha da tırmanması durumunda kendi paralarını daha fazla kaostan korumak için, ABD ekonomisine taahhüt edilen 1,2 trilyon dolar da dahil olmak üzere, küresel yatırımlardan trilyonlarca doları geri çekiyorlar. Şimdi ise eski "Ne güzel bir ülkeniz var" taktiğiyle karşı karşıyalar.
Bu liderlik değil. Bu, Trump'ın dış politikayı bir koruma şantajı gibi ele alması: ateşi yak, sonra söndürmek veya yanmaya devam etmesi için ödeme talep et. Amerikan aileleri benzin istasyonlarında daha fazla para öderken ve askerler ölürken, iddiaya göre müttefiklerinden trilyonlarca dolar gasp etmeye çalışıyor.
(Çeviri haberle birlikte gelmiştir.)
YAZIK!
Özlem Zengin’in Meclis’teki antrikotlu iftar menüsünü savunurken “Peynir ekmek de yeriz, hiç fark etmez. Milletimiz ne yerse biz de ona talibiz.” sözleri ibretliktir.
Sayın Zengin, millet sizi peynir ekmek yemeniz için değil; kendi yediğinizi millete de yedirecek bir refahı sağlamak için seçti. Milletin peynir ekmek yediğini kabul etmeniz doğru; fakat bu millete bunu reva görmeniz de tarihi bir yanlıştır!
Milletvekilliği ayrıcalık değil, görevdir.
• Ömür boyu emeklilik ayrıcalığı kaldırılmalı.
• 600 vekil fazla — 200 yeterli.
• Vekil maaşı öğretmen maaşını geçmemeli.
• Emekliyle alay eden bir vekil o koltukta oturmamalı.
Bu millet geçim derdindeyken, kimse konfor siyaseti yapamaz.
Devlet ciddiyeti, önce adaletle başlar. @halkkursusu01
600 MİLLETVEKİLİNİN DEĞME KEYFİNE…
Türkiye’de Milletvekili maaşı yeter mi, yetmez mi? tartışmaları devam ede dursun, biz sizler için milletvekili maaş ve haklarını biraz araştırıp tek tek kaleme aldık.
• Aylık Maaş ≈ 273.000 TL
• Yolluk (maaşın %50’si) ≈ 136.500 TL
• Emekli milletvekili aylığı ≈ 177.000 – 180.000 TL
• Eğer emekli aktif çalışan vekil ise çift maaş ≈ 453.000 TL
• Milletvekilinin vefatı durumunda ailesine ölüm yardımı ≈ 3.3 – 3.5 milyon TL (tek seferlik)
• Eş için dul aylığı (%50) ≈ 88.500 – 90.000 TL / ay
• Çocuk için yetim aylığı (%50) ≈ 88.500 – 90.000 TL / ay
• Vizesiz seyahat için diplomatik pasaport (kendisi, eşi ve çocukları)
• Sağlık giderlerinin karşılanması (kendisi ve bakmakla yükümlü oldukları)
• Ömür boyu kamu sosyal tesislerinden yararlanma
• TBMM’de çalışma odası tahsisi
• 3 danışman görevlendirme hakkı
• Milletvekili kimlik kartı (eşe özel tanıtım kartı)
• Milletvekili meclis amirliği veya katipliği görevi de alırsa kırmızı plakalı araç tahsis hakkı
• Trafikte geçiş üstünlüğü ve çakarlı lamba kullanma hakkı
• Özel her görevlendirmede ulaşım masraflarına ödenek
•Havalimanı ve gümrüklerde Vip salonlardan yararlanma ve hızlı geçiş üstünlüğü
•Ekonomi fiyatından da ucuz rakama BUSİNES vip hizmeti ile uçuş hakkı
• Yurt içi ve yurt dışı Resmi Görevler için Ekstra Ödenek
• Telefon ve iletişimde bedava kullanım
• İletişim Operatörleri tarafından Milletvekillerine Özel Ucuz Tarifeler
• Yasama sorumsuzluğu (Meclis’teki oy ve sözlerinden dolayı yargılanamama)
• Yasama dokunulmazlığı
• Ömür Boyu Trafik Cezasından Muaf
• Meclis yerleşkesindeki hizmet ve imkânlardan yararlanma
• TBMM misafirhane/konukevi imkânı
• Milletvekili lojmanlarından yararlanma
• Posta/kargo ve resmî yazışma imkânları
• TBMM kütüphane, araştırma ve dokümantasyon hizmetlerinden yararlanma
•Ceylan derisi koltuklarda uyuklamanın keyfini ise hangi sinema veya tiyatroda bulabilirsiniz ki?
Şimdi soru şu; 600 milletvekiline, 1800 danışmanına gerek var mıdır? Ayrıca buna bağlı olarak, restaurant, cafe, içecek servisi elemanları, sağlık, güvenlik, temizlik vs. için 2026 yılı içinde TBMM'de yaklaşık 4.576 personel görev yaptığı belirtiliyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) yıllık masrafı 2026 yılı için yaklaşık 27,2 milyar TL olarak belirlenmiştir.
HER MİLLETVEKİLİNİN AYLIK MALİYETİ 4 MİLYONU BULUYOR!
TBMM 27.2 milyar bütçesini 600 milletvekili sayısına bölersek bir milletvekili maliyeti yaklaşık 4 milyon TL olarak ortaya çıkıyor.
Biz 600 milletvekiline TBMM’de bizim emekli maaşını 20 bin TL yapıp kendi maaşlarını 450 bin TL’ye çeksin, ekonomiyi, yargıyı, ülkeyi bu hale getirsin diye her birine aylık 4 milyon civarında masraf ediyoruz.
Bunca masrafı kim ödüyor?
Tabiki biz vatandaşlar olarak cebimizden ödüyoruz.
Peki bunca milletvekiline, personele ve masrafa gerek var mı?Bir milletvekili halkın arasında gezerken sorunları öğreniyor ya; peki bu sorunların çözümü için ne yapıyor?
Tabiki hiçbir şey yapmıyor!
Peki neden onca masraf
edip halkın sorunlarını dinliyor gibi davranıyorlar?
Tabiki kendisinin ve partisinin propagandasını yapıp diğer dönemlerini de garantiye almak için.Yani bizim vergilerimiz ile sağladığımız imkanlarla onlar partisinin ve kendisinin propagandalarını yapsınlar diye aylık her birisine 4 milyon TL civarında imkan sağlıyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün; “bir milletvekili maaşı bir öğretmen maaşını geçemez” demesinin ne anlama geldiğini şimdi daha iyi anladınız mı?
Atatürk’ün bu sözleri üzerinden uzun yıllar geçti ve bugün milletvekilleri sarayın veliahtları gibi saltanat sürüyor.
İşin ilginci ise; bu saltanat karşısında ne saray yanlısı milletvekilleri ne de saraya muhalif milletvekilleri sesini bile çıkarmıyor.
Emekli açlık, sefillik ve rezillik sevisinde yaşam mücadelesi verirken; milletvekilleri saray saltanatından memnun görünüyor.
Emekli bayat ekmek kuyruklarındayken milletvekilleri ıstanoz yeme peşindeler.
#EkonomiDertEmekliPert
Romanya 'ya çağrı Soybağından müracaata dil engeli varsa ÜCRETSİZ KURS ve SINAV MERKEZİ ol - Kampanyaya imza ver! https://t.co/PT1R9fNXyu @ChangeTR aracılığıyla
Romanya 'ya çağrı Soybağından müracaata dil engeli varsa ÜCRETSİZ KURS ve SINAV MERKEZİ ol - Kampanyaya imza ver! https://t.co/JBdyh5anof @ChangeTR aracılığıyla
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali 4. yılına girerken, Türkiye Ticaret Bakanlığı’nın aldığı karar tam bir vicdansızlık örneği oldu.
Savaş başladığında:
• Evleri bombalanan Ukraynalılar
• Ukrayna’da iş yapan Türk vatandaşları canlarını kurtarmak için araçlarıyla Türkiye’ye sığındı.
Hiçbir Avrupa ülkesi bunu yapmazken, Türkiye ani bir kararla:
“2025 sonuna kadar araçlarınızı ülkeden çıkarın, süre uzatımı yok” dedi.
Peki gerçekler ne?
1️⃣ Ukraynalıların çoğu hâlâ işgal altındaki şehirlerde evi var, dönemiyorlar.
2️⃣ Türk vatandaşlarının Ukrayna’da zaten binlerce $ zararı var, Bir de burada kullandıkları araçları ellerinden gidecek
3️⃣ Türk Vatandaşları için daha büyük sorun; araçları çıkarmak için Bulgaristan-Romanya transit Şengen vizesi lazım → 1-2 ayda imkânsız!
4️⃣ İnsanlar burada iş bulmuşlar, araçlar çoğunun elerinde kalan son varlıkları , araçları elleri ayakları olmuş, çocuklarını okula arabayla götürüyorlar. vs. Yeni araç alacak paraları yok.
Sonuç?
Sosyal medyada simsarlar türedi: “Aracınızı ölü fiyatına alalım, Ukrayna’ya götürelim” ilanları çoğaldı. İnsanlar çaresiz, mağdur ediliyor.
𝗧𝗔𝗟𝗘𝗣 𝗩𝗘 ÇÖZÜM:
Eğer bu karardan vazgeçilmezse bile:
• Savaş bitene kadar GEÇİCİ PLAKA uygulaması yapılsın Türkiye’de uygulanan diğer araçlar gibi vergi sistemine dahil edilsin veya
• Çıkış için verilen son süre 2 ay değil, en az 6-12 ay olsun! İnsanlar ona göre hazırlık yapsınlar.
Bu insanlar zaten evini, yurdunu kaybetti.
Bir de Türkiye’de ellerindeki son varlık olan araçlarını kaybetmesinler.
Lütfen RT edip seslerini duyuralım. 🇺🇦🇹🇷
@ticaret@omerbolatTR@tcbestepe@RTErdogan@UKRinTR@HakanFidan@andrii_sybiha@narimandzhelyal
#Ukrayna #Türkiye #AraçMağdurları #GeçiciPlaka
📌 Bir vatandaş, milletvekili emekiliğine son verilmesi için TBMM'ye dilekçe yazdı❗️😎
📌 Milletvekilliği bir meslek değildir.
📍Milletvekili emekliliği kaldırılmalıdır.
📍Ben böyle diyorum.
📌 Siz ne diyorsunuz❓️
@TBMMresmi