🏴İngiltere, kendi emperyalist hegemonyasından kurtulan bütün ülkelerde literatürden "kurtuluş" ifadesinin çıkarılması için çeşitli girişimlerde bulunmuş. Hindistan'ın ilk milli eğitim bakanı Mevlana Abulkalam Azad'a da "kurtuluş yerine ulusal bağımsızlık" ifadesinin seçilmesini önermişlerdi. Bunun, daha sonra başlayacak iyi ilişkilere zemin hazırlanması için dostluğu başlatacak bir temenni olduğu belirtildi ve kraliçenin yazısı iletildi. Çünkü Kurtuluş, bir hastalıktan, illetten ve kötüyü çağrıştıran bir şeyden kurtulmak demekti ve kraliçenin varlığına saygısızlıktı.
Hindistan İngilizlerin bu ricasını kırmadı. Abulkalam Azad'ın torunları bugün İngiltere'de Galler civarındaki büyük çiftliklerinin sahibidir. Sadece tesadüf tabi.
Kenya'da, Gana, Nijerya, Myanmar ve Papua'da da durum benzerdi.
Hiçbirisi kurtuluş ifadesini kullanmadı. İngilizlerden kurtulmak, emperyalizmden kurtulmak demekti. Zira İngilizler, çıktıkları bir karaya "işgal" değil "medeniyet" getiriyordu. İddiaları buydu. Öyleyse medeniyetten korkmak niye olsundu?
İngiltere, sömürge döneminde yalnızca toprakları değil tarih anlatısını, eğitim sistemini ve kullanılan kavramları da şekillendirmeye çalıştı. Bu nedenle sömürgecilik sonrası birçok ülkede tarih yazımı ve eğitim dili uzun yıllar tartışma konusu oldu
Ancak Türkiye'nin durumu birçok örnekten farklıdır
Türk Kurtuluş Savaşı, zaten bağımsız olan bir milletin işgalden, Sevr dayatmasından, kapitülasyonlardan ve emperyalist müdahaleden kurtuluşunu ifade eder. Bu nedenle "Kurtuluş Savaşı" kavramı tarihî bir tanımlamadır. Osmanlı'dan kurtuluş değil.
Zaten birçok kurumumuzun tarihî Osmanlı ile tarihlenir. Türk polis teşkilatı, Danıştay, Sayıştay hepsi Osmanlı tarihli. Kara kuvvetleri komutanlığı hariç çoğu kurumumuz Osmanlı ile tarihlenirken zaten ondan kurtulmak kelimesi kastedilmez. Bunu böyle anlayanlar aldıkları eğitimin hakkını vermemiştir bir defa
Kurtuluş Savaşı'nın yerine ikame edilmeye çalışılan "Millî Mücadele" ise bu dönemin tamamını kapsayan daha geniş bir kavram. Zira siyasi, diplomatik ve askerî süreci hep birlikte ifade eder. Dolayısıyla "Millî Mücadele" asla "Kurtuluş Savaşı"nın birebir karşılığı değildir.
Misal verelim ameliyat ile iyileşme de aynı şey değil mesela. Ameliyat, tedavi sürecinin önemli bir parçası ama iyileşme ise o sürecin sonucudur. Aynı şekilde "Millî Mücadele" sürecin adıdır, "Kurtuluş Savaşı" ise o mücadelenin işgalden kurtuluşla sonuçlanan tarihî mahiyetini ifade eder. Ameliyat kısmıdır. Birinin yerine diğerini koymak, sonucu süreçle değiştirmektir. Bu da İngilizlerin istediği şeydir.
Daha sonraki dönemlerde ise İngiliz yönetiminin negatif yönlerine ek olarak pozitif yani olumlu yönleri de eklenmiştir. Yavaş yavaş, şırınga edilmiştir.
Önce, İngilizler kolonyal yönetim, ekonomik sömürü sistemi ve kaynak transferi (wealth drain) üzerinden anlatılırken sonrasında ders kitaplarına İngiliz dönemi tek yönlü değil, iki yönlü bir anlatıyla verilmiştir.
Bir tarafta demiryolları, modern bürokrasi, hukuk sistemi ve İngilizce eğitim gibi modernleşme unsurları da eklenmiştir... ama hintlilere arada uyanmasınlar diye yine diğer tarafta ağır vergiler, kıtlıklar ve yerel üretimin çöküşü gibi sömürü boyutu anlatılır sadece ortalarda İngiliz yönetiminin iyi yanları da aktarılır.
Yani şeytan kötüdür şöyle böyledir diye anlatıyorsun ama arada "Allah'ı çok sevdi ve ona aşıktı o yüzden mazur görülebilir" diyorsun ardından şeytanı kötüleyerek bitiriyorsun ki dinleyenler "bir dakka lan neler oluyor?" Demesin
Yani İngilizler ne tamamen iyi ne tamamen kötü olarak değil, modernleştirirken aynı zamanda sömüren bir güç olarak anlatılmıştı.
Bir millet işgale uğradığında verdiği savaş yalnızca bir mücadele değil, aynı zamanda bir kurtuluş savaşıdır arkadaşlar. Türkiye'de bu kavramın yüz yılı aşkın süredir yerleşmiş olması tesadüf değil milli bir kasıttır.
Bu tür ifadeler ve kavramlarda, milletlerin kuruluş hafızasına ilişkin tarihî yatar. Bu kavramlara savaş açmak pek masum birer kasıt değildir.
Tıpkı yaralı atları vurdukları gibi...
🐎
Vazgeçecekler. Senden, benden, bizden. Yaralı atları daha çok acı çekmesin diye vuruyorlarmış. Bu bir vazgeçme biçimidir. Hayatta yolu yarılamanın bir kuralı da bu galiba. Etrafını gönlün acı çekmesin diye boşaltmak. Etrafını boşaltırken taşlaşmak belki de.
🍂
(Bekir Fuat)
Erich Fromm ne güzel söylemiş: "Çelişik gibi görünse de yalnız kalabilme yeteneği, sevebilme yeteneğinin tek koşuludur." Yalnızlıktan kaçmayan insan, sevgiyi bir esaret değil, özgürlük olarak yaşar. Çünkü sevgi, içimizdeki boşluğu doldurmak değil, dolu bir ruhu başka bir ruhla paylaşabilmektir. Yalnız kalamayan insan, gerçekten sevemez; yalnızca tutunur.
YÜKSEK MAHKEME KARARIYLA DÜNYA ÜÇÜNCÜLÜĞÜ KAMU DAVASI VE 2002 HATIRASININ 2026'YA KAYYUM OLARAK ATANMASI
⚽️
2026 Dünya Kupası ilk maçımızda, Avustralya karşısında millî takımımızın aldığı 2-0’lık yenilginin millî vicdanı sakatlayan ağır bir usul hatası taşıdığı gerekçesiyle "mutlak butlanla hükümsüz sayılmasına", maç görüntülerinin delil yetersizliğinden imhasına ve takvimin ihtiyati tedbir yoluyla 2002 yazına döndürülmesine karar verilmelidir. Maçın hakemi, VAR kayıtları ve skor tabelası mahkemece mühürlenmeli; Hasan Şaş’ın Brezilya’ya attığı efsane gol, elmacık kemikleri talihimizin karasıyla boyanmış kaleci Rüştü’nün kurtarışları, Bülent Korkmaz’ın olağanüstü mücadelesi, Ümit Davala'nın Mohikan saçıyla yazdığı destan ve İlhan Mansız’ın Senegal’e indirdiği altın darbe yeniden "millî ruh" olarak bir gece yarısı kararnamesiyle yürürlüğe konulmalıdır.
Şenol Güneş’in teknik direktörlüğe, o kadronun da nüfus yaşlarına bakılmaksızın millî göreve iadesiyle zamanın 24 yıl geriye alınmasına hükmedilirse ve bu şanlı hatırayı şimdiki zamana kayyum olarak atarsak hem bu uğursuz 2026 başlangıcı tarihten silinecek hem de yeniden dünya üçüncüsü olmamızın önündeki sportif ve metafizik engeller ortadan kalkacaktır. İtalyan devşirmesi Montella'nın şaibeli teknik direktörlük lisansı derhal iptal edilmeli, Montella millî hazımsızlıktan Silivri'yi boylamalıdır.
Böylece hukukun futbola nihayet yetiştiği o kutlu kararla tüm Türkiye tekrar sokaklara dökülür ve bugünkü yenilgiyi kötü yazılmış bir ara karar sayıp dosyayı dünya üçüncülüğüyle kapatırız.
Geleceği inşa edemiyorsak geçmişe sığınalım dostlar.
#BizimÇocuklar
Mantıklı insan dünyaya uyum sağlar, mantıksız olansa ısrarla dünyayı kendine uydurmaya çalışır. O yüzden tüm ilerlemeyi mantıksız insanlara borçluyuz.
🪶
(Bernard Shaw)
Dostoievski, el gran maestro de la novela rusa, sobre la primera novela universal:
«En todo el mundo no hay obra de ficción más sublime y fuerte que ésta. Representa hasta ahora su suprema y más alta expresión del pensamiento humano, la más amarga ironía que pueda formular el hombre, y si se acabase el mundo y alguien le preguntase a los mortales: "Veamos, ¿qué habéis sacado en limpio de vuestra vida y qué conclusión definitiva habéis deducido de ella?", podrían los hombres mostrar 'El Quijote' y decir: "Ésta es mi conclusión respecto a la vida… ¿y podríais condenarme por ella?"».
(Imagen: 'Don Quijote', Pablo Picasso, 1955).
OSMANLIYA DAİR HİKÂYAT
KISSA XVII
üç kıtanın bir atlas yorganısın uçlarından ağızlarıyla tutar
üç kanatlı melez turnalar
sen ki kilitli suların bir lodos urganısın tutuşmuş bir ucundan akdeniz kanar
....
Murathan Mungan
@mungan_murathan@Metiskitap
şiirdeki jara, victor jara. şilili, antiemperyalist bir şarkıcı, allende'ci. pinoche'nin darbesinden sonra stadyumda, insanların gözü önünde, işkencede ellerini kırıyorlar. oysa bu şiir ne kadar romantik. jara'nın elleriyle okşuyor sevdiğinin başını. izzet yasar, müthiş şair.
“The beginning of love is the will to let those we love be perfectly themselves, the resolution not to twist them to fit our own image. If in loving them we do not love what they are, but only their potential likeness to ourselves, then we do not love them: we only love the reflection of ourselves we find in them.”
— Thomas Merton
Hiçbir şey bozulmuş iyilik kadar kötü kokmaz. İnsan hem ilahî hem de kokuşmuştur. Eğer bir insanın bilinçli bir tasarıyla bana iyilik yapmak için evime geldiğini kesinkes bilseydim Afrika çöllerinde insanın ağzını, burnunu, kulaklarını ve gözlerini kumla dolduran kuru ve yakıcı samyeli rüzgârlarından kaçar gibi koşarak kaçardım çünkü bana yapacağı iyilikten nasibimi almaktan, kanıma virüsünün karışacak olmasından korkardım. Böyle bir durumda kötülüğe doğal bir şekilde katlanmayı tercih ederim.
🍂📜🍂
(Henry David Thoreau, "Walden", Can Yayınları, syf. 83)
Kadınların, yazdıkları kitapları sevgililerine okutmamaları gerekir. Bir bölümü yazıp bitirdiğimde onlardan saklıyordum. Bana sorarsanız bu öylesine doğru bir şey ki kadınsanız ve kocanız ya da sevgiliniz varsa başka türlü nasıl davranılır, ne yapılır, bunu kendi kendime soruyorum. Bu durumda ayrıca kocanıza duyduğunuz sevgiyi de sevgililerinizden saklamanız gerekir. Benim duyduğum sevgi, bir başkasıyla hiç paylaşılmadı.
🍂
(Marguerite Duras, "Yazmak", Can Yayınları, syf. 18)
@canyayinlari