Rojava’da Kürtler açısından ağlanacak bir durum yok ama kutlanacak bir durum da yok.
Kürtler, ABD ve Rusya dahil tüm bölgesel ve küresel aktörlerin Suriye’nin Sünni-Arap bir yönetime bütün olarak teslim edilmesine karar verdikleri dönemde yok olmak yerine oldukça karmaşık bir denklemi yöneterek zamana yayılacak bir entegrasyonu elde etmeyi başardılar. Tom Barrack’ın Suriye’deki Kürt aktörler hakkında bir daha asla konuşma ihtiyacı duymayacağı bir Suriye beklenirken Kürt komutanların yeni görevlerini kutladığı bir Suriye’nin olmasını sağladılar. Değişen ve ileride tekrar değişecek olan koşullara bu kadar esnek bir adaptasyon göstermeleri ileride yapacakları bütün ortaklıklarda ön açıcı ve güven verici olacak. Dünyanın Suriye’de bir gün dahi daha fazla savaşa tahammülünün kalmadığı bir dönemde Filistinleşerek marjinalleşmek yerine taviz vererek benzeşmeyi seçmek Kürtler için çok güçlü bir referans olarak kalacak.
Bu somut bir başarı ama kutlamayı gerektirecek bir ilerleme de değil.
Aynı şekilde, dünyanın az görülecek bir uzlaşıyla yeni Suriye’de Kürtlerin hiçbir payları olmamasına karar vermesine rağmen Kürtlerin pay almayı başarmış olmaları ağlamanın da yersiz olduğuna delalet.
Payları küçük ama yatırımları büyük.
Olabileceklerin en iyisi bu ama aynı zamanda da olasılıkların en kötüsü. Her iki yargı da aynı anda gerçek ve geçerli.
Emek ve Demokrasi Güçlerini dayanışmaya çağırıyoruz!
İhraçlara karşı yapacağımız Nöbet eylemimize yönelik göz yaşartıcı gazlarla, kalkanlarla saldıran güvenlik güçleri şu ana kadar Yürütme Kurulu üyelerimizden Sema Pınar, Döne Gevher, A. Bahadır Berdicioğlu, EĞİTİM SEN MYK üyeleri Simge Yardım, İzzet İldeş, ihraç üyeler Sinan Ok, Reşat Akıncı, Remzi Gençdal, Adnan Şahin, Özlem Üçler, Maruf Kurt ve çok sayıda arkadaşımız gözaltına alınmıştır. Bu açık hukuksuzluk ve pervasızlığı kınıyoruz. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Emek ve Demokrasi Güçlerini saat 20.00'da Konfederasyon binamız önünde yapacağımız açıklamaya katılarak dayanışma içinde olmaya davet ediyoruz.
Agit Özdemir, Kürdistan meselesini sermaye ve sömürgecilik ekseninde yeniden ele aldığı bu makalede Kürt sermaye sınıfının oluşumunu tarihsel ve ekonomi-politik bir perspektifle tartışmaya açıyor.
Sömürgecilik ve Kürt Sermaye Sınıfını Yeniden Düşünmek
https://t.co/5E3uRcerVy
Yazar Mizgîn Ronak 30 yıl kaldığı cezaevinden çıktıktan sonra, Kürtlerin Kürtçe konuşmaması ile ilgili yaşadığı şoku anlattı:
Arîn gel buraya anneciğim!
@aslanferit21 Be mesele biraz Kırklardağı projesine benzedi, belediyeniamea açtı yıllarca halkın tepkisine rağmen geri adım da atmadılar en sonumda kayyum geldi yıktırdı. Tuhaf benzer işler
@cakir_rusen Ruşen abi o makas sosyalist sol ile değil TİP ile açılıyor, Sera Kadıgil, Ahmet Şık ve nihayetinde Erkan Baş’ın açıklamaları nedeniyle biz Kürtlerde bir tepki oluşuyor, yoksa sen de bir solcusun ve sürece değerli katkıların çok önemli. Yani sol ve sosyalistlerle değil sorun.
Bugün değişik bir soruyla Diyarbakır’ın sosyal/siyasal durumuna bakalım.
Diyarbakır’a bu dönem neden kayyım atanmadı?
Mardin’e, Van’a, Hakkari’ye kayyım atanırken Kürt halkı açısından en sembolik kent olan Diyarbakır’ın bundan muaf tutulmasını ilk bakışta bazıları “devletin süreçten dolayı geri adım attığı” şeklinde yorumlayabilir. Ancak böyle düşünmek Diyarbakır’da son yıllarda yaşanan toplumsal ve siyasal dönüşümü görememektir.
Kanaatimce Diyarbakır’da artık klasik anlamda bir kayyıma ihtiyaç duyulmayan bir düzen kurulmuştur. Eskiden devletin dışarıdan zorla yaptığı müdahale; bugün içeriden, sermaye ağları üzerinden yapılmaktadır. Zira artık kayyım dediğimiz sistem, belediye binasına kolluk marifetiyle giren memur değildir. Artık kayyım, kentin bütün toplumsal ve siyasal damarlarını yavaş yavaş sermaye ilişkileriyle kuşatan görünmez bir ağdır.
Bugün Diyarbakır’da gerek büyükşehir belediyesi gerek demokratik kurumların önemli bir kısmı giderek sermaye çevrelerinin etkisi altına girmiştir. Eskiden halkın siyasal mücadelesiyle ayakta duran yapılar, bugün ticari ilişkilerin, kariyer hesaplarının ve ekonomik ağların etkisine daha açık hale gelmiştir. Bu dönüşüm tesadüfi değildir.
Kentte ismi sürekli gündemde olan ticaret odası başkanının yıllardır nasıl bir örgütlenme yürüttüğüne bakmak bile yeterlidir. Demokratik kurumlardan belediyeye, belediyeden Amedspor’a kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturulmuştur. Neredeyse kentte herhangi bir kurumda seçim olacaksa orada onun ağı hissedilmektedir. Bu kadar kapsamlı bir etkinin yalnızca “başarılı iş insanı” olmakla açıklanamayacağı açıktır.
Bazıları bu kişinin Kürt siyaseti tarafından desteklendiğini de düşünebilir. Oysa mesele tam tersidir. Bu kişi tam da devletle kurduğu çok boyutlu ilişkiler sayesinde bu gücü elde etmiştir. İlk bakışta bir ticaret odası başkanının devletle ilişkili olması tek başına şaşırtıcı değildir. Sorun, kendisine verilen rolün gereği örgütlemeler yapmasıdır. örgütlenmesinin ekonomik alanı aşarak siyasal ve toplumsal alanı yeniden dizayn edecek noktaya ulaşmış olmasıdır.
Bugün Diyarbakır’da yaşanan dönüşümün özü budur. Devlet doğrudan kayyım atamak yerine, özgürlük hareketinin yıllarca mücadele ederek oluşturduğu toplumsal alanları içeriden dönüştürmeyi tercih etmiştir. Ve açık konuşmak gerekirse bunda ciddi ölçüde başarılı da olmuştur.
Çünkü eskiden kayyım atandığında Kürt siyaseti toplumsal meşruiyet kazanıyordu. Halk açık baskıyı görüyordu. Belediye gasp ediliyor, irade çalınıyor duygusu büyüyordu. Bu da Kürt siyasetini yeniden güçlendiren bir sonuç yaratıyordu. Fakat bugün uygulanan yöntem daha sinsidir. Artık kurumların tabelaları duruyor ama ruhu değiştiriliyor. Asıl tehlike de budur.
Çünkü dışarıdan gelen kayyım halkta öfke yaratır ama içeriden gerçekleşen dönüşüm zamanla normalleşir. İnsanlar çürümeyi fark ettiğinde ise çoğu şey çoktan değişmiş olur.
Bugün Diyarbakır’daki belediyeciliğin zayıflığını, demokratik kurumların etkisizleşmesini ya da Amedspor etrafındaki tartışmaları birbirinden bağımsız görmek büyük yanılgıdır. Bunların hepsi aynı dönüşümün parçalarıdır. Amedspor meselesi de tam burada önem kazanıyor. Böyle bir alanın da sermaye ilişkileriyle kuşatılmak istenmesi tesadüf değildir.
Bugün ortaya çıkan tablo, klasik devlet baskısından daha farklı ve daha derin bir müdahale biçimidir. Artık amaç yönetmek değil; dönüştürmektir. Mücadeleyle oluşmuş kurumları zamanla sistemle uyumlu hale getirmek, siyasal reflekslerini törpülemek ve onları toplumsal mücadeleden koparmaktır.
Bu yüzden Diyarbakır’a neden kayyım atanmadığını anlamak isteyenler yalnızca Ankara’ya değil, Diyarbakır’daki sermaye-siyaset ilişkilerine de bakmalıdır. Hatta bu çevrelerin ailelerinin geçmişe bakılmalı, anlamak için. Geçmişlerinin şeyh Sait isyanında oynadıkları uğursuz role, o günden bu yana oluşturdukları ilişkilere bakılmalı. O gün isyanın başarısız olması için yaptıkları ihbarcılık , bugün içten çürümeye dönük örgütleme görevine dönüşmüştür …
Dilan’ın ölümü üzerinden 102 gün geçti. Dilan’ın intihara sürüklenmesi ve sürecin soruşturulması ve Dilan’ın ölümüne kadar olan sürede ihmali sorumluluğu olan kişilerin yapıların belirlenmesi ve "Dilan’ın Hakikatinin” açığa çıkarılması konusunda önemli bir işleve sahip olmasını beklediğim/beklediğimiz rapor bugün yayınlandı. Raporu hem pozitif hem negatif anlamda oldukça cesur bulduğumu ifade etmeliyim. Mobing ve çalışma koşulları başlığında durum çok net ifade edilmiş, şiddet faili erkeğin uyguladığı fiziki, psikolojik şiddet de açıkca ifade edilmiş.
Ama ne yazık ki Erkek şiddetini ve kadına yönelik şiddeti konu alan soruşturma süreçlerinin diğer soruşturmalardan farklı bir yaklaşımı zorunlu kıldığı ve patriyarkanın toplumsal siyasal tüm zeminlerde çok güçlü olduğu, farklı hiyararşik ilişkiler ile işbirliği içinde yapılandığı gerçeğini gözeterek şiddete uğrayan kadını koruyan bir şekilde bu soruşturma süreçlerinin yürütülmesi ilkesi ise adeta yok sayılmış.
Kadın Cinayetleri Politiktir / Kadın intiharları Politiktir diyerek yürüttüğümüz mücadele sadece devlete dışımıza söylediğimiz bir slogan değil içeriği çok katmanlı ve kendi zeminlerimizdeki yapılarda da temel alacağımız bir prensip olmayı sürdürüyor. Dem Parti kadın meclisi üyesi ve bir feminist olarak ve de Dilan’ın mücadele arkadaşı olduğumu düşünerek sorumluluk duyuyorum, neyi nasıl farklı yapabilirdim / yapabilirdik sorgulaması bitmeyecek zaten bitmemeli de.
Rapora dönersek:
Rapor komisyonu raporun amacı bölümünde “yargısal süreçlerin yerine geçmeyi değil; olayın insan hakları, toplumsal sorumluluk ve kurumsal işleyiş boyutlarını görünür kılmayı amaçlamaktadır”diyor. Ve sonra: “Raporda yer alan değerlendirmeler, yargısal bir hüküm yerine geçmez; ancak yargının ve ilgili kamu kurumlarının hesap verebilirliğini güçlendirmeyi amaçlayan kamusal bir belge niteliği taşır. Kadın mücadele politikası klasik ceza adalet sistemi gibi çalışmaz.” diye eklemiş olmasına rağmen “ UZUN DÖNEM PSİKOSOSYAL ARKA PLAN” adeta faile/faillere mazeret bulan ve Dilan’ın mahremiyetini gözetmeyen odağa şiddete mobinge maruz kalan kadını yerleştirerek onun kişisel yaşamını tartıştırarak bir kez daha Dilan’nın yaşamını patriyarkal kodlarla yargılanmasına zemin hazırlamıştır ne yazık ki. Üstelik bu bölümde aileyi sorumlu tutan dil de kadın mücadelesi açısından oldukça sorunlu.
9. Bölümün ise bu rapora neden dahil olduğunu anlamak oldukça güç, yüz yüze görüşme yapılmamış sadece mesaj yoluyla iletilmiş tek bir kişinin iddialarını bu derece esas alan ifadeler niyet ne olursa olsun Dilan’ın hakikatine gölge düşürme dışında bir işlev taşımıyor.
Dilan’ın yaşamı bu kadar didik didik edilirken beyanlarda ismi geçen Servet ve Kesire’den söz edilmemesi (soyadlarını bilmediğimden bu şekilde yazıyorum ), şiddet faili Mazlum Toprak’ın, bu ilişkilerde hiyerarşik konumu üzerine bir şey söylenmemiş olması da bir başka sorunlu yön.
Son olarak rapordaki şu ifadeler ise bırakalım feminist ilkeleri en basit kadın hakları açısından bile kabul edilemez: “Bu olayda da Dilan’ın çocukluğunda yaşadığı istismar ve akabinde intihar girişimi neticesinde koruyucu, önleyici ve destekleyici bir mekanizmadan mahrum bırakılarak, kendi kendini yalnızlaştırarak sağaltması beklenmiş ve yaşamının kalanında da sağlıksız ilişkiler kurmasına neden olmuştur.”
Peki bundan sonra ne olacak?
Hala serbest dolaşan Şiddet faili erkek için yargı süreci nasıl takip edilecek?
İsmi geçen diğer failler hakkında yargı süreci başlatılacak mı?
Dem Partinin bu iddilar üzerine milletvekili danışman ilişkilerini yapısal olarak dönüşüme uğratması zaten elzem bir görev olarak önümüzde duruyor, ama Dilan özelinde parti zemininde de bir soruşturma, yaptırım mekanizması da başlatılmalı.
“ Özel olan Politiktir” ilkesi gereği Dilan’ın yaşadıkları ona yaşatılanlar bireysel değil yapısaldır. Aslında rapor da bunu ifade ediyor ama “O gün yaşananlar” başlığında adeta bütün yükü arkadaşlarının omuzlarına bırakarak çok büyük bir hata yapmakla kalmıyor bir kez daha yakınlarını sevdiklerini yaralıyor...
Son olarak patriyarkaya karşı mücadelede feministler olarak bir çok defa yollarımızın kesiştiği Dilan’a karşı ve bu sürecin kadına yönelik şiddet vakalarında izlenmesi gereken teamüllere uygun olarak sonlandırılması için çaba harcamamız gerektiği açık...
Şimdilik bu kadar olsun...
@ohdamed@dbkadinhaklari@rosakadinderne1@dakahder_@tjanavend Bu bir rapor degil, bu bir kadının hayatının en zor anlarını teşhir ederek, ait olduğu toplumsal sosyoloji içerisinde yarattığı algı tamamen erk zihniyetinin bir sonucu. Bu "rapor" olarak sunulan teşhirci metni derhal geri çekmelisin.
🔴CANLI
‘Konferansın gündemi kaydırıldı’
📍Günay Aslan: Sosyalizm tartışmaları diğer gündemlerin önüne geçti / İlham Ahmed Türkiye’ye barış eli uzattı
Barış ve Demokratik Toplum Konferansı’nda hangi mesajlar öne çıktı?
🔸Güler Yıldız moderatörlüğünde Banu Güven, Eyüp Burç, Günay Aslan ve Tuncay Doğan ‘Olduğu Gibi’ de konuşuyor
Programı tamamını Nûmedya24 YouTube kanalından izleyebilirsiniz👇
https://t.co/Hek3AcrIYu