Bundan 250 yıl önce Amerikan Bağımsızlık Savaşı nasıl başladı biliyor musunuz?
Benzerliğe şaşıracaksınız.
Uzun hikayeyi birkaç cümle ve maddeyle açıklayayım.
Büyük Britanya krallığı, tıpkı şimdi Trump'ın bugün dünyaya dayattığının aynısını dayatmıştı.
İngiltere ile Fransa arasındaki 7 yıl savaşları (1757-1763) her iki ülkeyi de ekonomik ve siyasi açıdan öylesine bitirdi ki İngiltere, boşalan hazineyi doldurmak ve borçlarını ödeyebilmek için Amerikan kolonilerine tedavülden kalkmış vergileri dayattı.
Sadece vergi koysa yine iyi.
Koloniler ürettiklerini önce İngiltere'ye sunmak zorundaydı.
Endüstri ürünlerinin, rekabet yarattığı gerekçesiyle İngiltere'ye girişini de yasakladı.
Kolonilerle yapılan ticaretin sadece İngiltere'nin atadığı imtiyazlı şirketler üzerinden yürütülmesini yasayla zorladı.
Hatta nakliyatın sadece İngiliz gemileriyle yapılmasını zorunlu kıldı.
En sonunda Kolonilerin parlamentodaki temsili haklarını da ellerinden aldı.
Çay vergisi bardağı taşıran damla oldu.
Koloniciler Boston'da bütün çayı denize dökerek isyan ateşini yaktı.
13 Koloni, 1776'da önce bağımsızlık bildirgesini ilan etti, 1783'de de bağımsızlıklarını ilan ettiler.
Trump ne yapıyor?
O da İran savaşı yüzünden ve bol keseden harcamaları nedeniyle borç üstüne borç yaptılar. Şu anda ABD'nin borcu, 30 trilyon dolardır.
Doların saltanatı bittikçe, oraya buraya saldırıp haraç topluyor.
Silahlarımı almazsanız NATO'yu dağıtırım diyor.
Suudilere ve Körfez ülkelerine benden silah almazsanız, tahtınızı deviririm diyor.
Savaş suçu işledikçe BM'yi takmam diyor.
Müttefik falan bilmem Grönland'ı isterim diyor.
İran'ı dize getirip petrolünü alacağız diyor.
Çin'i dize getirmem lazım diyor.
Rusya'ya Ukrayna'dan çık diyor...
Diyor da diyor...
Sadece dünyaya vergi salarak aslında bindiği dalı kesmekle kalmıyor, müttefiklerini, Kanada, AB, Japonya, Güney Kore, Hindistan gibi sözünden çıkmayan ülkeleri de karşısına aldı.
Eli kulağındadır yakında tepesine binilecektir.
İtalya'da yıllardır 'antik Roma amfitiyatrosu' diye tanıtılan yapının aslında modern malzemelerle inşa edilmiş sahte bir yapı olduğu anlaşıldı. https://t.co/nau8CYFniy
2700 yıllık Apollo Tapınağı’nı görevliler değil, duyarlı bir genç korudu.
Antalya Side’deki Apollo Tapınağı’nda tarihi kalıntılara çıkan turistlere görevliler müdahale etmedi. Duyarlı bir genç ise turistleri Türkçe ve İngilizce uyararak tarihi alanı boşalttı.
:) iki dk akışa baktım Türkçe edebiyatın neden bu halde olduğunu daha iyi kavradım. Güzel abicim sence derdimiz logo mu şu an? Parti adı mı sorun? Bak yeni tüzük yayınlamışlar. Sosyalist demokrat diye, ordan kırsana iki lafın belini.
⭕️ SOSYAL GÜVENLİKTE SİNSİ BİR DEĞİŞİKLİK:
⭕️ SOSYAL GÜVENLİKTE DEVLET KATKISININ KALDIRILMASI NE ANLAMA GELİYOR?
AKP tarafından hazırlanan ve TBMM Genel Kurulunda görüşülmekte olan bir torba kanun teklifiyle SGK’ye devlet katkısı uygulamasına son verilmesi öngörülüyor. Kuvvetle muhtemel bu akşam yasalaşacak teklifle, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 81. maddesini değiştiriyor.
81. maddenin "Prim oranları ve Devlet katkısı" başlığından "ve Devlet katkısı" ibaresi çıkarılıyor.
Ayrıca devletin, SGK'nın her ay tahsil ettiği malullük, yaşlılık, ölüm ve genel sağlık sigortası priminin dörtte biri (yüzde 25) oranında kuruma katkı yapmasını öngören üçüncü fıkra madde metninden çıkarılıyor. Hüküm 1 Ağustos 2026'dan geçerli olacak.
Bu katkı 2008'de yasal güvenceye alınmış, formüle bağlı (primin ¼'ü) ve Hazine tarafından ödenen otomatik bir aktarımdı.
⭕️ Sinsi bir değişiklik!
Hükümetin gerekçesi teknik/muhasebe esaslı bir sadeleştirme olarak sunuluyor. Gerekçeye göre, "devlet katkısı" ile "açık finansmanı" adı altında yapılan benzer ödemelerin tek kalemde toplanması ve böylece bütçe kalemlerinin daha izlenebilir hâle gelmesi amaçlanıyor. Nakit olarak Hazine'den SGK'ya giden toplam kaynağın azalmayacağı iddia ediliyor.
Hükümet, desteğin hiçbir eksilme olmadan Kurumun gereksinimi kadar sürdürüleceğini söylüyor. Ne var ki "eksilme olmayacak" güvencesi nakit tutara ilişkindir. Kaldırılan şey ise primin dörtte biri oranındaki formüle bağlı, yasal, otomatik yükümlülüktür.
Nakit büyüklük aynı kalsa bile, kuralın niteliği, "güvenceli bir yükümlülük"ten "ihtiyaç kadar takdiri transfer"e dönüşüyor. Bu, salt muhasebenin ötesinde gerçek bir yapısal değişikliktir ve gerekçedeki "sadeleştirme" dili bunu görünmez kılıyor.
⭕️ Bir Meşruiyet Operasyonu
Bu bir meşruiyet operasyonudur. Bugüne kadar devlet katkısı SGK'nın gelir kalemi olarak kaydediliyordu. Bundan sonra aynı para açık kapatma transferi olarak kaydedilecek.
Sonuçta SGK'nın mali tablolarında “açık” daha yüksek görünecek. Nitekim 889 milyar liralık devlet katkısı sayesinde 2025'i teknik olarak 35 milyar lira fazlayla kapatan SGK, 2026'da 1 trilyona ulaşan bir “açık” miktarıyla karşılaşacak.
Eski düzende katkı, formüle bağlı, yasayla güvence altına alınmış, koşulsuz bir yükümlülüktü. Yeni düzende transfer, ihtiyaç oldukça yapılan, takdiri bir açık finansman yöntemine dönüşüyor.
SGK geçmiş alacaklarını tahsil eder ya da mal varlığını satarak gelir elde ederse, o ay Hazine'den destek yapılmayacak. Bu, devletin sosyal güvenliğe kural-temelli, otomatik taahhüdünü, konjonktürel ve koşullu bir kaleme indirgiyor.
⭕️ Katkı Yerine Açık ve Kara Delik Demagojisi!
Teknik muhasebe perspektifinden bakıldığında, "devlet katkısı" ile "açık finansmanı" arasındaki ayrım zaten büyük ölçüde yapaydır — ikisi de bütçe transferidir ve devletin sosyal güvenliği fonlama kapasitesi bu muhasebe etiketinden bağımsızdır. Dolayısıyla değişikliğin parasal özü değil, siyasal-söylemsel işlevi belirleyicidir.
Aynı parayı "gelir" saymaktan vazgeçip "açık" olarak yeniden tanımlamak, ekonomik bir kötüleşme değil, bir yeniden-etiketlemedir. "Açık büyüdü" cümlesi bu nedenle işin püf noktasıdır.
Değişiklik nakit/ekonomik düzeyde nötr olabilir ama asıl dönüşüm hukuki-kurumsal düzeydedir — formüle bağlı yasal güvencenin takdiri transfere indirgenmesi ve bunun sosyal güvenliğe taarruz için hükümete açtığı meşruiyet alanıdır önemli olan.
Kalemi "gelir"den "açık kapatma"ya çevirmek, SGK'yı yapısal olarak "batık", "sürekli zarar eden" bir kurum gibi gösterir, “karar delik” demagojisini yeniden başlatır. Bu, sosyal güvenliğin bir hak değil bir "yük" olduğu şeklindeki ana akım ve ortodoks anlatıyı besler ve gelecekteki kısıtlamalar/parametrik reformlar (emeklilik yaşı, aylık bağlama oranı vb.) için zemin döşer.
Açığın büyümesi söylemiyle emeklinin zam talepleri veya emeklilikte iyileştirmeler (kademe veya intibak) "açık çok büyük, para yok" denilerek daha kolay geri çevrilebilecek.
⭕️ O yüzden bu değişiklik sadece teknik bir muhasebe işlemi değil sinsi bir zihniyet değişikliğidir ve faturası ağır olabilir.
The ruling class does not fear your anger.
It has focus groups for your anger. It has consultants who have modeled your anger and priced in your anger and designed messaging strategies calibrated to your anger that redirect it toward their preferred targets.
Left anger gets redirected at the right. Right anger gets redirected at the left.
The people funding both redirect flows meet for dinner and discuss the quarterly results.
What they have not fully modeled is contempt.
Contempt is different from anger. Anger wants to be heard, wants to win, wants to change something. Anger still believes in the arena.
Contempt has stopped believing in the arena.
Contempt looks at the Senate hearing and sees theater. Looks at the election and sees casting. Looks at the press conference and hears the specific cadence of people who know that nothing they say will have consequences and have long since stopped trying to make it true.
Contempt is not a political position that can be triangulated against.
It is a withdrawal of legitimacy.
And when enough people withdraw it simultaneously, not to a different party, not to a different candidate, but from the entire performance, the performance becomes very expensive to maintain.
They can manage your vote.
They cannot manufacture your belief.
And they are running, for the first time in a long time, genuinely low on it.
Trump İran’ı neden vurdu?
Fransız Senatör’den çarpıcı cevap:
“Bir avuç uyuşturucu bağımlısı ve alkolik Amerika'da iktidarı ele geçirdi ve Epstein dosyası gündeme gelince dünyayı bombalıyorlar!”
Sapık çiyan!!
İflasın nedeni Çin.
Varta, Çin yüzünden en büyük müşterisi olan Apple’ı kaybetti.
Yıllardır şarj edilebilir pil ürettiği Apple, AirPods için kullandığı pilleri artık Çin’den tedarik etme kararı aldı.
Bu yüzden şirket en kârlı işlerinden birini Çin’e kaptırdı.
2024 yılında Varta yine benzer bir durumun içine girmişti ama o tarihlerde Porsche ve yatırımcı Michael Tojner’in desteğiyle şirket kurtarılmıştı.
Bu sefer iki ortak da şirkete yeni sermaye koymayı kabul etmeyince en büyük darbeyi yediler.
Haliyle borçlarını ödeyemediler ve şirketin dört farklı birimi için iflas başvurusu yaptılar.
Yani Varta’yı batıran en kritik olay, Apple gibi en büyük müşterisini kaybetmesi oldu.
Apple gibi bir müşteriyi yerine koymak için belki irili ufaklı 100 tane şirketle anlaşmanız lazım ki kaybedilen pazar payı geri gelsin.
Bu da mümkün değil.
Çünkü Çin daha ucuza satıyor.
Fabrikada 5.000 kişi çalışıyorsa, Apple gibi bir müşteriyi kaybedince yerine ya yeni müşteri bulacaksınız ya da çalışan sayısını yarı yarıya azaltacaksınız.
Çalışanların tazminatları vs. derken bu işin içinden çıkmak da kolay değil.
Bir de 2020 yılında pil talebinin artacağını düşünerek 500 milyon dolarlık yatırım yapmışlardı.
Beklenen siparişler gelmeyince de iflas süreci hızlandı.
Aslında sipariş çoktu ama bu siparişler genelde daha ucuz olduğu için Çin’e verildi.
Daha ucuzu varken kimse gidip de şirketimiz batmasın diye pahalı yerden ürün almaz.
Nasıl ki şirket zamanında kazandığı parayı insanlara dağıtmıyorsa, zarar ettiğinde de insanların gelip o şirketi kurtarması beklenemez.
Herkesin kendi başının çaresine bakması lazım.
Almanya, Volkswagen’den sonra en büyük şirketlerinden biri olan Varta’yı da Çin yüzünden kaybediyor.
Bunlar daha başlangıç.
Bir şirketin herhangi bir üretim ya da hizmet alanında karşısında Çinli bir rakip varsa işi çok zor.
Avrupa’daki adam hem yüksek enerji faturası ödüyor, hem yüksek işçilik maliyetiyle uğraşıyor hem de çevre kuralları nedeniyle her istediğini yapamıyor. Kurallar çok katı ve bu kurallar şirketlere zarar veriyor.
Sonra dönüp aynı ürünü Çinli firmayla aynı fiyata satması bekleniyor.
Yani imkansız bir şey isteniyor.
Bu durumu elektrikli otomobillerde görüyoruz.
Batarya sektöründe görüyoruz.
Tekstilde görüyoruz.
Yarın başka sektörlerde de göreceğiz.
Maalesef önümüzdeki yıllarda buna benzer haberleri daha sık göreceğiz.
Herkesin hazırlığını ona göre yapması lazım…
Bu konuşmayı orada o an dinleyen birini düşünün. Aidiyet ihtiyacının ama aklını zaptetmiş ait olma isteğinin geldiği yeri görüyor musunuz? Peki o aklın zapdedecek kasar ait olma istencini ortaya çıkaran, buna katkı veren insanlar kimler? Ne şekilde dışlanmış ki böyle bir konuşmaya inanmayı isteyecek kasar basireti bağlanmış olsun?
İşte o bulduğunuz damarı çalışın. Cübbeyle çarşafla uğraşmayın.
😅😅😂 şirke 100 m engelli koşunun USAin Bolt’u musun amcacığım? Sen hakikati Allah’a ayan ettiğini mi söylüyorsun insanlara? İnsanlar da bunun karşılığında sana hizmet mi ediyor? Aferin size. Karahanlı sizi takdir ediyor.
Menzil şeyhi:
"Bize hizmet edenlerin listesini Allah'a bildiriyoruz."
İşte tarikatların insanları nasıl yönlendirdiğini özetleyen bir cümle.
Böylesi iddialar, dini istismar etmektir.