Doğan Gürpınar: “İskender Büyük, Ergenekon’da hesaplaşılmak istenen eski devlet yapılanmasının temsilcisi hâline gelmişti. Polat Alemdar’ın onunla mücadelesi de dönemin değişen siyasi atmosferini yansıtıyordu.
Bir noktadan sonra Kurtlar Vadisi Pusu, bir nevi Cemaatin haftalık bülteni gibi çalışmaya başladı. Kaşif Kozinoğlu olduğu öne sürülen karakterin resmedilişini de bu dönüşümün bir parçası olarak değerlendiriyorum.
Kurtlar Vadisi, umutsuz gençler için mafyada ayakçılıktan başlayarak yükselme hayalini kesinlikle cazip hâle getirdi. Kurtlar Vadisi, mafya dünyasında yükselmenin yalnızca zenginlik değil, aynı zamanda güç ve toplumsal itibar kazanmanın da bir yolu olabileceği hayalini gençlere sundu.”
RÖPORTAJ | “Müslüman olduğum için değil, adaleti hak ettiğim için desteklenmek istiyorum”
Bu yılki Hrant Dink Ödülü’nü alan Gazzeli hukukçu Raji Sourani, Serbestiyet’e konuştu:
@bybns
https://t.co/ATHf7UvW0f
🔺“İnsan haklarında seçici davranamazsınız. Müslüman olduğum için desteklenmek istemiyorum; adaleti ve onurlu bir yaşamı hak ettiğim için desteklenmek istiyorum.
🔺”Türkiye’nin yaptıklarını takdir ediyoruz ama daha fazlasına ihtiyacımız var.”
I will not defend the phenomenon of Israelis winning awards for films about the suffering of Palestine; It feels like a terrible insult, and I share that feeling.
But know this: there are Israelis who are pure-hearted and pained and insulted to the roots of their existence by the shame of the apartheid and genocide. They are a very small minority - a fraction of Israeli Jewish society - but they exist, and they are some of the best and most committed people you'll meet.
I know Rachel from some work we did together year ago, and I will vouch for her conscience with my life. And she is a phenomenally gifted and sensitive photographer.
Palestinians need to be the ones telling their story, and the world must hear them first and foremost. But some Israelis resist and hate the racism and privilege of Zionism like some white people hated apartheid is South Africa, and like some white Americans marched for black liberation.
It is not easy to accept, I know. But life is not always simple and clearcut this way. The small minority of Jews and Israelis who abhor Zionism are not you enemy, and not humanity's enemy; they are your partners.
InshaAllah, in years to come, justice will be done with Palestinian talent and ownership of the the Palestinians story as well, smack at the center of the world stage, the way it should be. I personally long for this day, and see it as inseparable from the liberation of Palestine and Palestinians
Şam’da entegrasyon zirvesi: SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim yetkilisi İlham Ahmed, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bir araya geldi.
🔺 Görüşmenin ana gündemi SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu oldu.
🔺 Kürtçe eğitim, yerel yönetimlerin Şam’a bağlanması ve Kürtlerin anayasal statüsü masadaki başlıklar arasında.
https://t.co/rDJdMeng0V
Yeni yazı dizimde; Azerbaycan muhalefetinin önde gelenleri ile konuşarak; Azerbaycan'daki rejimi okurlara aktarıyorum
İlki yayında. Sciences Po’da araştırmacı olarak görev yapan siyaset bilimci Altay Göyüşov ile konuştum ilk bölümde
Yeni Parti’nin tasarıyı desteklemesi, siyaseten ipleri eline alma fırsatı yaratır.
Meclise sunulan yasa tasarısı, Şubat 2026’da kabul edilen Meclis Komisyonu raporunun 6. bölümünün, yani “Sürece İlişkin Yasal Düzenleme Önerileri” başlığının ürkek bir uyarlamasından ibaret.
Dolayısıyla ortada esasen “yeni” bir durum ya da sürpriz bir çerçeve yok. 51 komisyon üyesinin 48’inin oyuyla kabul edilen raporun, kimse açıkça söyleyemese de, son derece yetersiz bir biçimde hayata geçirilmesi söz konusu.
Türkiye’nin birinci partisi olan Yeni Parti’nin çekingen davranması ve kendisini oyunun dışında bırakması için hiçbir sebep yok.
Zira tasarı öyle bir tasarı değil.
AKP öyle çekingen davranmış ki muhalefete bir tuzak bile kurma teşebbüsünde bulunamamış.
Komisyona girerken Özgür Özel ne demişti?
“CHP’nin olduğu komisyondan kimse korkmasın; olmadığı komisyondan korksun.”
Bu söz, mevcut aşamada hâlâ geçerliliğini koruyor.
PKK’nın silah bırakacağı süreci takip eden komisyonda Yeni Parti’nin mutlaka yer alması ve Türkiye’nin birinci partisi olarak süreci millet adına denetlemesi gerekiyor.
Yeni Parti’nin tasarıya destek vereceğini ve bunun doğru bir siyasi hamle olacağını düşünüyorum.
Ancak işin asıl ilginç yanı şu: Yüzeysel biçimde kopyalanarak yasa tasarısına dönüştürülen 6. bölümün ardından gelen 7. bölüm, “süreci başarıya ulaştırabilmek için uygulanması gereken demokratikleşme hamlelerini” özetliyor.
İşler tam da burada biraz karışıyor.
Süreci destekleyen entelijansiya tarafından Erdoğan ve AKP adeta pamuklara sarılıyor. Kamuoyunda “müsaade edilen” tek tartışma ise fırsat buldukça ana muhalefete saldırmak ve onu bir şeylerden sorumlu tutmaktan ibaret.
Bu tasarının kabul edilmesinin ardından, şayet komisyonu fiilen dağıtmak istemiyorsanız, Özgür Özel’in ipleri eline alması için önemli bir fırsat doğuyor.
Zira muhalefet, meşhur tabirle “oy hesabı yapmadan” üzerine düşeni yapmış; önce Meclis’te sürece dâhil olmuş, ardından da bunun gereğini yerine getirmiş olacak.
Tasarının kabul edilmesiyle birlikte top artık iktidarın (Öcalan-Erdoğan "pazarlığının") sahasına geçecek. Ortaklaşa kabul edilen metinde, bir sonraki adımın demokratikleşme hamleleri olacağı ve örneğin AYM ile AİHM kararlarının uygulanması gerektiği açıkça belirtiliyor.
Bu noktadan sonra, bu yönde atılmayan adımlar karşısında, en azından vicdan ve özsaygı sahibi olanlar bakımından, muhalefeti oyunbozanlıkla suçlama imkânı kalmayacak.
AKP, tahmin ettiğimden de korkak davranıyor. Durum böyleyken cesur olmak, ipleri ele almak ve ortaya çıkan inisiyatif boşluğunu doldurmak bana en doğru yaklaşım gibi geliyor.
Bu görselden dolayı ifadeye çağırmışlar. "Halkların Düşmanı NATO ve Soykırımcı Trump Defol!" demek ve bunun için eylem çağrısı yapmak "Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama (TCK 216)" kapsamında ifade vermeye çağırma sebebi olarak görülmüş.
Despotik rejim kurma arzusunu gizlemeyen Trump'a kendi ülkesinde yüzüne karşı bırak soykırımcı demeyi, en koyu küfürü edenin kılına zarar gelmez ama biz burada soykırımcıya defol dediğimiz için ifadeye çağrıldık!
Garip ama gerçek!
Üstelik bu eylem, çeşitli sebeplerle iptal edilip yapılmadığı halde durum bu.
Haydi hayırlısı. Bugün İmralı heyetinin 2/Ağustos/2026 tarihli
İmralı görülmesinin mesajı yayınlandı:
“Bin kilometrelik yol bir adımla başlar….
…Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Önemli olan, bu adımın doğru anlaşılması ve herkesin sürecin başarısı için sorumluluk üstlenmesidir.”
Abdullah Öcalan
✌️👏✌️
2002 öncesinde de gizli/açık ambargolar vardı gayet. kısa bir süreyi değil konjonktürün değistiği ve Erdoğan'in sabit kaldığı 25 seneyi diğer 25 sene ile kıyaslarken bu faktör ortadan kalkar.
Biz zaten bu ambargo meselelerini çözsün diye birilerini iktidar yapıyoruz. Olan biteni ben de izah ediyorum.
Türkiye nüfusu, konumu ve Dünya dengelerindeki yeri açisından her türlü 25 senede güçlenmeli normal olarak. Hindistan da Çin de Endonezya da Brezilya da güçlendi. Hatta Rusya bile 90larda ne haldeydi. Bağımsız güç, üretmek istiyorum demekle üretilmez. O şartlar da zaman geçtikçe daha olgunlaştı. biz fırsat penceresi bu kadar kullandık. AKP'den önce de bu arada Kıbrıs Harekatı, Kardak ve Terörle Mücadele Operasyonları yapıldı. Adana Mutabakatına giden süreçte olduğu gibi Türkiye gayet caydırıcı bir ülkeydi.
"... Uzun lafın kısası, iktidar çevrelerinde 15 Temmuz darbe girişiminden beri muhalefeti ve işlerine gelmeyen herkesi FETÖ’cü ilan etmek adeta bir milli spor halini aldı. FETÖ’cü/FETÖ irtibatlı/FETÖ zihniyetli/FETÖ kafalı olmakla suçlamak haliyle birini ‘terörist’ ve ‘vatan haini’ olmakla suçlama imasını da içeriyor.
Artık iktidarın iyice tıkandığı son dönemde bu suçlama çabası iyice rayından çıktı. İktidara yönelik en hafif bir eleştiri bile FETÖ’cü olmakla suçlanma riskini beraberinde taşıyor.
Yalnız Anayasa’da hak ve hürriyetleri tanınmış bir vatandaş olarak ben bu haber sitesinde bana ayrılan köşede bu duruma bir itirazda bulunmak istiyorum. Anayasa Mahkemesi’ni umursamayanların benim anayasal haklarımı umursayacaklarına inanacak kadar saf değilim elbette. Ama konuşmamız da gerekiyor; çünkü konuşmaz ve itiraz etmezsek bunun bedelini hem toplum hem de fertler olarak ileride çok daha ağır bir biçimde ödeyeceğiz.
Bugünlerde resmi söylemde FETÖ olarak adlandırılan Fethullahçı yapıya ve genelde cemaat yapılanmalarına her zaman karşı çıkmış biriyim. Bu karşıtlığım da Kemalist, CHP’li, laikçi, Batıcı veya sosyalist bir bakış açısına sahip olmaktan kaynaklanmıyor. Bir başka deyişle, iktidar mahfillerinin jargonuyla konuşacak olursak “Müslüman mahalleye düşman CeHaPe zihniyeti”nden ve solcu gelenekten gelen biri değilim. Kendimi muhafazakâr olarak da görmüyorum. Muhafazakârlık özünde verili durumu çoğunlukla onaylayan bir tavır ve tutum.
Ben ise Müslüman olmamı dünyada, yaşadığımız bölgede, ülkemde ve çevremde cerayan eden olaylara eleştirel bakmada ve onları anlama ve değerlendirmede önemseyen biriyim. Müslüman/İslamî kimliğini ve adalet/adil olma kriterini düşüncesinin merkezine koyan biri olarak, kendisine ‘dini’ bir vasıf atfetmesine rağmen Fethullahçılık hareketini ve lideri Fethullah Gülen’i tanıdığım andan itibaren sürekli eleştirdim. Çünkü İslam algıları ve anlayışları benim algım ve anlayışımdan çok farklıydı. İleride bir köşe yazımı bu oluşumu neden başından beri tasvip etmediğimi analiz etmeye ayıracağım inşallah.
İktidar çevrelerinin her önüne gelene FETÖ’cü demelerine, her hadiseye FETÖ operasyonu yaftası yapıştırmalarına ve ağzını açanı FETÖ zihniyetli veya kafalı olmakla suçlamalarına itiraz ederken de Fethullahçılara karşı sahip olduğum eleştirel yaklaşıma sahibim. Bana göre hakiki FETÖ zihniyetinin ne olduğuna ayna tutmaya çalışırken de aynı bakış açısından yola çıkıyorum.
Daha önce de belirtiğimiz gibi her önüne gelene FETÖ’cü denmesi ve her işlerine gelmeyen olaya FETÖ operasyonu ilan etmeleri adeta yerli ve milli spor oldu. Aslında her ayk��rı sese FETÖ’cü denmesi sermayeyi tüketmiş olmanın bir tezahürü.
Ben şahsım adına FETÖ/FETÖ’cü ifadelerini bir sıfat veya birini tanımlamak için kullanmıyorum (lakin bu yazının devamında bu yakıştırmaları kullanacağım ama bu iktidar mahfillerinin kullandığı amaç ve manada bir kullanım olmayacak). Sebebi çok basit: İktidarın dilini kullanmak, söylemine ortak ve propagandasına alet olmaktır…
Fetö demediğim için de bazen bazı anlayışı kıt zevatın ‘yoksa FETÖ’cü müsün?’ sorusuyla karşılaşıyorum! Geçmişte ve bugün kendini konumlandırdığım yerde benim ve bana benzer tutuma sahip olanların ne Fethullahçılığı ne de iktidarı müspet görmesi mümkün değil çünkü her ikisi de ayrıldıkları hususlardan çok daha fazla ortak paydaya sahipler; adeta birbirlerine düşman olmuş ikiz kardeşler!
FETÖ/FETÖ’cü etiketi mevcut kullanılış şekliyle aslında Fethullah Gülen’le aynı din anlayışında ve zihniyette olanların işine gelmeyenlere yapıştırdığı bir iftira ve bir küfür halini aldı. Oysa bunlar bir aynaya baksalar Gülen’in yüzünden başka bir şey göremeyecekler."
***
Size tavsiyem verdiğim linkteki yazının tamamını okumanız.
https://t.co/OSypuk8BWL
Muhalefet değil de İktidar buna benzer bir yargı ablukasında kalsa, neler konuşurduk?
2007'de Cumhurbaşkanlığı sećiminde 367 krizi, 2008'de Adalet ve Kalkınma Partisinin kapatılma davası vardı.
1 seçimde çözüldü her şey.r
Evren Buçan…
İTÜ mezunu, 21 yıllık şehir plancısı, kamu görevlisi.
Hayatı boyunca tek derdi kamu yararı oldu. Makam değil, mevki değil; sadece işini doğru yapmak, mevzuata uymak ve vicdanıyla çalışmak…
20 yıl aynı yönetim tarafından idare edilen, son yerel seçimle yönetimi değişen Şile Belediyesi’nde Nisan ayında göreve başladı. Bu belediyede sadece 3 ay çalıştı.
İmza yetkisi yoktu, ihale komisyonunda değildi. Buna rağmen tanık(!) beyanları nedeniyle tutuklandı.
Bugün 381 gündür cezaevinde. Sadece 3 ay çalıştığı bir kurum için 13 aydır iddianame bekliyor.
Belki isteneni söyleseydi bugün özgürdü. Ama Evren Buçan, özgürlüğünü onuruna tercih etmedi.
Bugün halkın iradesini yok sayanları da dün söylediklerinin tam tersini yapanları da görüyoruz.
Biz ise onurlu kalmayı seçenlerin yanındayız.Kızların, ailen ve ben seninle gurur duyuyoruz.
O kapı açılacak.
Yine takım elbiseni giyip işinin başına döneceksin.
Çünkü gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkacağına inanıyoruz.
#İddianameNerede
#EvrenBuçanİçinAdalet