This type of headlining is a clear example of bias through selective framing.
Describing 20 July 1974 solely as the beginning without mentioning in the headline anything about the fascist irredentist Greek-junta-backed coup five days earlier, the attempted annexation of Cyprus by Greece in the name of "Enosis", or the preceding violence and displacement experienced by Turkish Cypriots alongside the threat of ethnic cleansing, presents the intervention as a random unprovoked act.
It is a bit awkward that these developments are just treated as if they are no big deal or just footnotes. Because if they happened today, a lot of people in the international community would be quite alarmed and critical. It is just weird that the existence of a brutal military regime with violent ultra-nationalist irredentist intentions that ended democracy in their own country is just overlooked in this story most of the times. A regime which came down, by the way, after its attempt to annex Cyprus failed.
The casualty and missing-person figures are also reported without clarifying their scope or the existence of Turkish Cypriot victims which are actually a part of those figures alongside Greek Cypriots. The full article very briefly acknowledges the Greek-backed coup and the displacement, again relegating it to a sidenote, and its focus, language and sourcing remain overwhelmingly aligned with the official narrative of a single side.
A historically responsible international journalist account need not necessarily adopt Turkey's official terminology, and can certainly point out the shortcomings of Turkey since the initial developments in 1974 as well, but there is a bare minimum responsibility to provide the immediate context more properly, distinguish between competing interpretations and avoid presenting one community's narrative as the complete history of the conflict. That is, if we hope for a common solution and proper reconciliation on this issue.
Adnan Menderes imzası ile yıkılan bütün eserlerin tam listesini çıkartsak, inşaat mühendisleri ve mimarlar seksen bir ilde protesto yürüyüşü düzenler öfkelerinden. Yeterince konuşulmuyor, konuşulması lazım her fırsatta...
Germany ranks third globally in the number of billionaires despite having only 1/4 of the population of the US and 1/17 of China’s -
but is FIRST - by FAR - in the percentage of INHERITED wealth: 76%.
Guess what’s going to fix its rapid economic decline:
Avrupalıların özellikle de Almanların klima kullanmaması, çöpleri ayrıştırması, komşularını ihbar etmesi falan çevreye duyarlılık adı altında övülecek şeyler değil. Bu çevreye duyarlılık değil, çevre sorunları karşısında sermayeyi ve devleti aklayabilmek için tüm suçu bireylerin üstüne atan neoliberal anlatıyı boğazından taşıncaya kadar yemiş olan bir toplumun beynini dahi kullanamayacak aptallara dönüşüp kendisine her denileni düşünmeden, sorgulamadan kabullenmesidir. Bunu övdükçe sermayeyi ve devleti aklama amaçlı neoliberal anlatıya meşruiyet kazandırırsınız. Tam tersine bu aptallığı iyice ifşa etmeli, iyice alay konusu haline getirmeliyiz ki belki beyni iğdiş edilmiş olan Avrupalılar da çevre sorunlarında asıl suçluların kim olduğunun farkına varabilir. Özel jetleriyle dünyada fink atan zenginlerin veya İsrail’in bombalarının yarattığı kirliliği canlarıyla telafi etmeye çalışan adamlar duyarlı falan değildir, dümdüz koyundur. Bir de bu halde dahi gidip komşularını ihbar ediyorlar, tam bir çılgınlık hali. Hani o derece “rasyonel” Alman halkı nasıl olmuş da Nazilerin arkasına takılmış diye şaşıranlar var ya; işte cevabı burada saklı.
Abitur aldım, alman tedrisatından geçtim, sonradan almanlaşanlar kadar almanyanın savunulacak yönünü görmedim. daima tarihin yanlış yerinde durmuş bi toplum. köhne bina elektrik altyapılarının, fetişizm düzeyine gelmiş ve silahlaştırılan bina yönetim kurallarının, çevre savunuculuğu kisvesi altında zenginlerin akarbon borcunu fakire kesen, bunlardan dolayı insanların bakımevlerinde yoğun bakımlarda bile süründüğü almanyanın avukatlığını da siz yapmayıverin. kibirlerinden ötürü, dün eleştirdikleri toplumların durumuna düştüler. daha da kötü olacaklar. bugün almandan çok almancı olan bu kişileri izleyip gülme günüdür. rayların ise klimayla alakası yok "o kadar da sıcak değil" diyen kibirli almanların "olm raylar eriyor cidden sıcak olabilir ve bu insanlar serinlemek istiyor olabilir" diye düşünmesi lazım.
Doktora gidiyorsun masraf cikmasin diye en ufak testleri yapmiyorlar. Kadinin birine doktor cay ic demis tedavi olarak, 3 ay sonra kanser teshisi konmus. Masraf cikmasin derken, kim ve ne icin masraf cikmamasi kismi önemli ve bu da ideolojik bir tercih. Tutumluluktan degil. Türkler bunu Almanlar cok namuslu insanlar, kamu kaynaklarini carcur etmezler diye anliyor sadece.
Klimatokratie!
In ihrem 13stöckigen Hauptgebäude in Brüssel - zufällig auch Wohnsitz vonderLeyens (Appartement im 13. Stock) - hat die Kommission gestern die Klimaanlage abgeschaltet. Aber nur für die unteren 7 Stockwerke, in denen rund 2.000 subalterne Mitarbeiter schwitz.. Pardon: sitzen.
"'Es ist wie im Feudalismus', sagte ein Beamter, der auf einer der unteren Ebenen arbeitet und dem Anonymität gewährt wurde, um frei sprechen zu können, und bezog sich dabei auf die Tatsache, dass die Kommissare in den oberen Stockwerken ihre Klimaanlagen weiter laufen lassen durften. Ein zweiter Beamter stimmte zu und sagte, dass dies eine 'Schande' sei." (Politico)
Da sage noch jemand, in der Demokratie gäbe es kein OBEN und UNTEN... Smiley!
@dilanistedilan Tez yazdığım dönem günün yarısı ekrana baktığım için geçici göz kuruluğum olmuştu, o zaman bluelighta geçtim. Yaklaşık 5 yıldır kullanıyorum, geçen hafta camım düşünce taktırmaya üşendim, eski gözlüğü kullandım bi süre. Fark çok net, gözlerime bir avuç kum atılmış gibi.
Deniz Göktaş'ın gösterisini izledikten sonra koşa koşa twitter'a gelip "kesin alırlar" yazanların, bunu Deniz Göktaş için endişelendiklerinden değil, Deniz Göktaş'ın cesaretini takdir ettiklerinden de değil, kendi siyasal sinikliklerini onaylatma refleksiyle yaptıklarını düşünüyorum. Bu aptallığın başka açıklaması olamaz.
Deniz'i alırlarsa, "Deniz'i maalesef alırlar" demenize güvenerek alırlar zaten, onun yerine "Skkimin başını alırlar" denir ve bu sözün altı eylemle doldurulursa Deniz ve diğerlerinin artık alınamayacağı bir sürecin çarkları işlemeye başlar.
Daha önce de söyledim şimdi de söylüyorum, dünyada tarım teknoloji her ne alan olursa olsun açık ara lider olduğumuz tek ihracat ürünümüz fındık, haliyle bu pastayı bize bırakmaktan rahatsız olanlar var. Biz fındığımızı sökmeden küresel arz fazlası olacağından kimse bize rakip olmaya cesaret edemez. Fındığımıza küresel oyunlar dönüyor, küresel şirketler ve yerli işbirlikçileri fındık çiftçisinin şevkini kırmaya çalışıyor. Bize düşen daha çok çalışmak ve daha çok üretmek. Bu haberlerin hepsi gerçek dışı ve çiftçi fındıktan vazgeçirmek üzere planlanıyor.
Bir Alman akademisyenin, Nazi Almanyası ve Hitler’in ideolojik kaynaklarını Atatürk’te arama çabasını nafile bir çaba olarak ciddiye almıyorum. George Orwell’ın 1943’te yazdığı Who are the War Criminals? makalesindeki şu satırlar sanırım yeterli olacaktır. Kaynak: Feroz Ahmad.
Tüm bunlar sıfır kamusal tartışma ve istişareyle ve muhalefetin baskılanması hukuk dışı yollardan yapılıyor. Çözüm demokraside ama sorun demokrasinin ötesine çoktan geçti. Milli egemenlik, "bizim" diyebileceğimiz bir eve, kente ve vatana sahip olmak, güvenlik, yaşanabilir iş ve aş, 3 Dünya Savaşları'nın ezileni olup olmamak, yurtseverlik, haysiyet, yurttaşlık, "Kurtuluş Savaşı"yla kazandıklarımızın kalanını tutmak meselesi. Laik devrimlere kızgınlıkla Cumhuriyet'in ilk 80 yılında "kendi vatanında öksüz edilmek" siyaseti yapan aşırı sağ, 21. yüzyılda iktidara gelince hepimizi hem maddi hem manevi anlamda öksüz etmek üzere.
Boğaza yabancı üs kuruyorlar, köprüleri uluslararası finans aracılığıyla özelleştiriyorlar, Blackrock ile görüşüyorlar, Kanal İstanbul projesi sürüyor, giriş-çıkışı büyük şirketlerin yöneteceği bir adacık oluşturuyorlar, İstanbul’un seçilmiş başkanını hapse atıyorlar. Uyanmalı.