Kafamın içinde bir tiyatro oynanıyor sanki. Sessiz bir sahnede, sadece benim duyabildiğim repliklerle. Kim ne dedi, ne demedi, ne demek istemiş olabilir… En basit cümlelerin altını çiziyorum zihnimde, sanki her kelimenin bir alt anlamı varmış gibi. Oysa insanlar geçip gidiyor, söylenmiş sözler çoktan dağılmış bir duman gibi havada yok oluyor. Ama ben... ben hâlâ orada takılı kalıyorum. Aynı anı defalarca oynatıyorum zihnimde. Aynı ifadeye, aynı bakışa takılıyorum.
Kafada kurma olayını azaltmazsam, bir gün çöküp yok olacağım diye korkuyorum. İnsan, dışarıdan ne kadar sakin görünürse görünsün, kafasının içinde bir savaş varsa eğer sessizlik en çok orada acıtır. Her şeyin yolunda göründüğü bir hayatta, sadece düşüncelerin yüzünden paramparça hissetmek çok garip. Sanki dünya sana ayak uyduramıyor.
İçten içe biliyorum, çoğu şeyin cevabı yok. Bazı insanlar açıklama yapmadan gider, bazı yaralar sessizce kanar ve sen bazı soru işaretleriyle yaşamak zorunda kalırsın. Ama ben yine de anlamaya çalışıyorum. Belki kendimi, belki başkalarını… Belki de sadece delirmemek için bir mantık arıyorum. Ama kurdukça çözüleceğine daha da karışıyor her şey. Her düşünce bir diğerini tetikliyor. Bir bakmışım, sabaha kadar kendi zihnimde dolaşmışım.
Keşke "boş ver" diyebilmek kolay olsaydı. Keşke her şeye rağmen gülüp geçmek bir beceri değil, içgüdü olsaydı. Değil işte. İçimde bir şey var, her şeyin üzerini örten bir şey. Bir kalp kırıklığı mı, bir yorgunluk mu, bir hayal kırıklığı mı bilmiyorum ama orada ve hiç susmuyor.
Bu yüzden kafamı biraz olsun susturmak istiyorum. Sadece bir gün düşünmeden uyuyabilmek, sorgulamadan geçirebilmek bir anı. Ama zihnim hep tetikte. Hep bir şeyleri eksik buluyor. Ben de bu eksiklikle yaşamaya çalışıyorum.
Her insanın hayatında bir dönem vardır. Konuşmak istemediği ama susunca da rahatlayamadığı… Ne üzgünsündür ne de mutlu. Tam ortada, tanımsız bir yerde takılı kalırsın. Kimseyi kırmak istemezsin ama kimseyi görmek de istemezsin.
Telefonu açmaya gücün olmaz, kalabalığa karışmaya isteğin olmaz ama yalnız kalınca da
zihnin bir türlü susmaz.
İşte bu,sadece zihnin “bir dur, toparlanayım” deme şeklidir.Bazen hayattan geri çekilmezsin, hayat senden biraz uzaklaşır.
Ve o sessizlikte insan kendi sesini duymaya başlar: Kimin yanında kendin gibi olamadığını…
Kimin seni yorduğunu…
Kimin seni eksik hissettirdiğini…
Zihnin yavaşça, bir bir fısıldar her şeyi.
Bu yüzden bu hâl kötü değil;
belki de en çok kendine yaklaştığın andır.