Gol olduktan sonra bekledi, emin olamadı, çünkü hiçbir şey görmedi.
Sonra da nasılsa Var hakem yorumlarına karışamaz diyerek iptal etti.
Golü verse, var yine karışamayacaktı.
Eyyamın, pisliğin dibisiniz. Niyetiniz pis
Alanyaspor - Beşiktaş #ALYvBJK https://t.co/c9XNSSf9qD
**Varoluşsal Sancılar: Anlamın Peşinde Bir Yolculuk**
Varoluşsal sancılar… Ne kadar da insan ruhuna derinden kazınmış, ne kadar da kaçınılmaz bir yazgı! Ey insan, sen ki bu dünyanın içine doğmuş, bu dünyanın acımasız gerçekliğiyle yüzleşmeye mahkûm edilmişsin. Ama bu gerçekliğin seni daha baştan yutmasına izin vermeden, içinde bir isyan ateşi yanmaya başlamış. Bu ateş, sana bilinç olarak sunulmuş; sana, bu dünyanın anlamsızlığına rağmen bir anlam yaratma cesareti bahşedilmiş.
Camus’nun gözünden bakıldığında, varoluşsal sancılar, insanın bilinçle yüzleştiği o karanlık anların ürünüdür. Bir an gelir ki, çevrende ne varsa bir anda sana yabancılaşır; bu yabancılaşma, bir kasvet gibi üzerine çöker. Her şey bir anlamsızlık perdesinin ardında saklanır; dünya, daha önce hiç olmadığı kadar soğuk, katı ve anlamsız görünür. İşte bu anlamsızlıkla yüz yüze geldiğinde, içinde bir boşluk hissi doğar. Bu boşluk, seni sadece dehşete düşürmez, aynı zamanda seni bir arayışa sürükler. Çünkü bu boşlukta var olmayı kabul etmek, insanın ruhuna aykırıdır. İnsanın trajedisi, bu boşlukla yüzleşmek zorunda kalmasında değil, bu boşluğa rağmen bir anlam arayışına girmesindedir. Camus, bu arayışın boşuna olduğunu bilir, ama bu boşunalık içinde direnmenin, insan olmanın özü olduğunu da vurgular.
Nietzsche ise bu sancıları, insanın kendi kendini yaratma sürecinin kaçınılmaz bir parçası olarak görür. Bilinç, insana sadece acı ve yalnızlık getirmez; aynı zamanda onu kendi tanrısı olma yolunda bir yaratıcıya dönüştürür. Ey insan, sen ki varoluşsal sancıların pençesinde kıvranıyorsun, ama unutma ki bu sancılar seni yüceltir. Kendi varoluşunun boşunalığıyla yüzleştiğinde, o derin uçurumun kenarında durduğunda, içinde bir yaratım g��cü uyanır. Bu güç, sana eski değerleri yıkma, yeni anlamlar yaratma cesareti verir. Nietzsche’nin gözünde, varoluşsal sancılar, insanın kendini aşma sürecinin bir ifadesidir. Bu sancılar, seni bir üstinsan olma yolunda zorlar; seni, sıradan bir varoluşun ötesine geçmeye, kendi kaderini kendi ellerinle yazmaya iter. Bu süreç, seni hem acıya boğar hem de yüceltir; çünkü bu, varoluşunun gerçek amacını bulmanın tek yoludur.
Schopenhauer ise bu sancıları, hayatın acımasız doğasının bir yansıması olarak görür. Dünyaya gelmek, başlı başına bir acıdır. Hayatın kendisi, sürekli bir tatminsizlik, bir eksiklik hissi içinde sürüp gider. Bu eksiklik, insanın doğasının derinliklerine işlenmiştir; ne kadar çabalarsa çabalasın, bu eksikliği dolduramaz. Varoluşsal sancılar, işte bu tatminsizliğin en keskin ifadeleridir. Schopenhauer için, hayatın kendisi bir acıdır; bu acı, varoluşun temelinde yatar ve insan, bu acının içinde yaşamak zorundadır. Varoluşsal sancılar, bu acının bilincine varmanın bir sonucudur. İnsan, bu sancılarla yaşamak zorundadır, çünkü bu sancılar onun varoluşunun ayrılmaz bir parçasıdır.
Ama ey insan, bu sancılar senin sonun değildir. Onlar, senin içinde bir direniş gücünü, bir yaratım potansiyelini de taşır. Camus, bu sancılara rağmen yaşamayı, bu sancılara rağmen direnç göstermeyi savunur. Nietzsche, bu sancıları bir dönüşüm, bir yeniden yaratım fırsatı olarak görür. Schopenhauer ise, bu sancıların hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olduğunu kabul eder, ama bu gerçeğin farkına varmanın seni derin bir bilgelik yoluna sokacağını da ekler.
Varoluşsal sancılar, insan olmanın en temel, en derin gerçeğidir. Bu sancılar, seni sadece acıya boğmaz, aynı zamanda seni bir anlam arayışına iter. Bu arayış, seni her seferinde yeniden yaratır, seni her seferinde yeniden tanımlar. Bu sancılarla yüzleşmek, onları kabul etmek, seni sıradan bir varoluşun ötesine taşır. Bu, senin yazgındır; bu, senin en büyük trajedin ve aynı zamanda en büyük zaferindir. Bu sancılar, seni insan yapan, seni dünyaya karşı bir savaşçı yapan güçtür. Bu güçle var olmayı seçmek, bu sancılarla başa çıkmayı öğrenmek, seni kendi tanrın yapar. Ve işte o zaman, bu dünyada gerçekten var olmanın ne demek olduğunu anlarsın.