NADİR TOPRAK ELEMENTLERİNDE (NTE) BU ACELE NEDEN?
Eskişehir Beylikova’da 694 milyon ton cevher potansiyeli olduğu iddiasıyla üç buçuk yıl önce açılan NTE pilot tesisinde çalışmalar sürerken 31 Ağustos’ta yayımlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan imzalı kararla 265 hektar alan için acele kamulaştırma adımı atıldı.
Esasen burada kullanılan “acele kamulaştırma” yetkisi son derece istisnaen savaş hali, seferberlik veya yurt savunması söz konusu olduğunda, olağan yollarla karşılanamayacak askeri ihtiyaçların anında giderilmesi amacıyla tanınmıştır.
Hatırlanacağı üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD başkanının oğlu Donald Trump Jr.’ı 13 Eylül 2025 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’ndaki çalışma ofisinde gizlice kabul ederek baş başa görüşmüştü.
Sözkonusu görüşmenin ardından Trump ailesinin şirketlerine NTE’yi de içeren bazı ayrıcalıklar tanınan bir paket sunulduğu iddia edilmişti.
Her hal ve kârda bu görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan mevkidaşı Trump’ı 25 Eylül 2025 tarihinde Beyaz Saray’da resmen ziyaret edebilmişti.
Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde düzenlenen NATO Zirvesi marjında yine görüşmüştü.
Bu son görüşmenin ardından Trump ikili ilişkileri ilgilendiren yaptırımlar ve F-35 gibi konularda önce umut dağıtmış, sonra Ankara’dan giderayak başka telden çalmıştı. O günlerden bu yana geçen zamanda olumlu bir gelişme gözlemlenmedi.
Bu defa Millî Savunma Bakanlığı (MSB) ABD Başkanı Donald Trump’a yakınlığıyla bilinen Vaşington merkezli lobi şirketi Ballard Partners ile yıllık 2.4 milyon dolar tutarında bir lobicilik sözleşmesi imzaladı.
Biz de bu gelişmeyi geçtiğimiz ay ABD Adalet Bakanlığı Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası (FARA) belgelerinde ortaya çıkmasıyla öğrenebildik.
Şimdi yukarıdaki bileşenleri yan yana getirip Türkiye-ABD ilişkilerinde gelinen yere bir baktığımızda:
Ne Rusya ne İran’a yönelik ABD yaptırımlarında bu defa Türkiye’ye bir ayrıcalık tanınıyor.
MMU KAAN seri üretimi için gerekli 80 adet GE F-110 motorundan haber yok.
Ücreti ödenmiş 6 adet F-35’ten ses gelmedi.
Rusya’dan S-400 alarak kendimizi attırdığımız F-35 üretim zincirine dönmek bir yana F-35 programına bu kez sıradan müşteri olarak geri dönebilme olasılığı bile ufukta gözükmedi.
CAATSA yaptırımları ne durumda bilmiyoruz.
ABD’de Kasım ayında Temsilciler Meclisi’nin tamamının ve Senato’nun üçte birinin yenileneceği Kongre ara seçimi var.
Acaba Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NTE konusundaki kamulaştırma acelesi bundan ötürü mü bilemiyoruz.
Bu aşamada asıl soru şudur: Bu kamulaştırma, Türkiye’nin NTE değer zincirini ülke içinde kurma hedefinin hangi somut aşamasını mümkün kılıyor?
Beylikova’dan çıkarılan kaynak, başkalarının belirlediği koşullarda ham madde olarak mı satılacak, yoksa Türkiye’nin kendi teknolojisi ve sanayi politikasıyla yüksek katma değerli ürünlere mi dönüştürülecek? Acele kamulaştırmanın hukuki meşruiyeti ve kamu yararı iddiası, ancak somut bir proje ve uygulanabilir bir stratejiyle desteklendiğinde ikna edici olacaktır.
Verdiğimiz rahatsızlığın farkındayız!
“Halka yalan söylemek suçtur!” demiştik bu yola çıkarken, bir adım bile geri atmayacağımızı yeniden ilan ediyoruz.
Bu saldırıların sıradan bir “yasaklama” adımından ibaret olmadığını biliyor ve meydan okuyoruz.
UNUTANLAR İÇİN;
BİNALİ YILDIRIM'IN AİLESİNİN ŞİRKETLERİ
(ŞİRKETLERİN TAMAMI 2002 YILINDAN SONRA KURULMUŞTUR)
1-)Derin Denizcilik (2002)
2-)Sefine Denizcilik Yalova,
3-)ZealandShipping Hollanda,
4-)Q Shipping Hollanda,
5-)Castillo Real Estate Hollanda,
6-)Baychart İstanbul,
7-)Chart-it Hollanda,
8-)Ceren Denizcilik İstanbul,
9-)North Bulkers Panama,
10-)Brother Navigation Marshal Adaları,
11-)Zeytin Denizcilik İstanbul,
12-)OGEM Marina,
13-)Metro Gemi Acentalığı,
14-)Eydo Denizcilik,
15-)Çağrı Gıda İnşaat,
16-)Su Bilgi Teknolojileri,
17-)Sekmen Otomotiv.
BİNALİ YILDIRIM'IN AİLE ŞİRKETLERİNİN SAHİBİ OLDUĞU GEMİLER
1-)MV Zealand Alexia (Dalo Z),
2-)MV Zealand Almere,
3-)MV Zealand Amalia,
4-)MV Zealand Amsterdam,
5-)MV Zealand Ariane (Sylyani Z),
6-)MV Zealand Beatrix,
7-)MV Zealand Delilah,
8-)MV Zealand Juliana,
9-)MV Zealand Maxima,
10-)MV Zealand Rotterdam,
11-)MV Breadbox Falcon,
12-)MV Celtic Explorer,
13-)MV Francisca,
14-)MV Leah,
15-)MV Meridiaan,
16-)MV Nekton,
17-)MV Samskip Akrafell,
18-)MV Samskip Endeavour,
19-)MV Samskip Innovator,
20-)My Lady Dee, (47,5 m. Süper yat)
21-)My Latitude, (45 m. Süper yat)
22-)AK Abba,
23-)AK Ceren,
24-)AK Brother,
25-)AK Phoenicia,
26-)Pacific Ocean,
27-)John F,
28-)Golden Bay,
29-)Sis,
30-)Son 1.
?????
Binali Yıldırım 1994 Yılında İstanbul Belediye Başkanlığı döneminden beri Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan ile beraber.
İstanbul Belediyesinde Deniz Hatları işletmesi Müdürlüğü yapıyordu.
2002 Yılında kurulan İlk AKP Hükümeti ile birlikte Uzun bir Ulaştırma Bakanlığı dönemi başladı.
Yaklaşık 26 milyar Dolar değerindeki Servetin tamamı AKP'nin işbaşına geldiği ve Binali Yıldırım'ın Ulaştırma Bakanı olduğu 2002 yılından sonra edinildi.
2002-2013 ve 2015-2016 yılları arasında Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı yaptı. Onun Bakanlığı döneminde Türk Telekom ölü fiyatına satıldı.
Bütün Limanlar satıldı. Gelir garantili köprü, otoyol, Tüneller Yap-İşlet yöntemiyle milletin a**na koyan müteahhitlere ihale edildi.
Bakanlığının ilk yıllarında 2004 yılının 22 Temmuz günü kendi icadı "Hızlandırılmış Tren" Pamukova'da aşırı hız yüzünden kaza yaptı Ve 41 yolcu öldü, 80 yolcu yaralandı.
Zavallı bir makinist suçlu bulundu.
Bakanlığı döneminde TAV adlı bir şirket (Tepe/Akfen) inanılmaz kayırma sonucu Türkiye'nin bütün büyük havalimanları işletmesi bu şirkete verildi.
Ayrıca 3 milyar doların üzerinde değer biçilen İDO (İstanbul Deniz Otobüsleri işletmesi) de bu TAV şirketine 10 yıl vade ile 800 milyon Dolara satıldı.
Binali Yıldırım'ın aile Şirketlerinin yıllık cirosu 2,3 milyar Doların üzerinde ve yüklü ciro yapan şirketler Hollanda, Panama Ve Marshall Adalarında kurulu Ve Türkiye'de hiçbir vergi ödemiyorlar.
Melih Gökçek bir kez daha açıklama yapmış ve söylediklerimi “yalan” diye nitelendirmiş.
O halde bir kez daha, tane tane anlatalım.
Benim ortaya koyduğum bilgi bir dedikoduya, ihbara ya da sosyal medya paylaşımına dayanmıyor.
Belge mahkeme dosyasında.
Dosya numarası: 2019/236 Hukuk Dava Dosyası.
Dosyada bulunan 22 Kasım 2019 tarihli taşınmaz sorgusunun üzerinde açıkça:
“İbrahim Melih Gökçek” yazıyor.
Belgenin kaynağı da altında açıkça belirtilmiş:
“Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Bilgi Sisteminden elektronik ortamda alınmıştır.”
Şimdi özellikle altını çiziyorum:
Ben bugün Melih Gökçek adına tapu sorgusu yapmadım. Böyle bir yetkim de yok.
Bu belge, Gürcan Dağdaş ile Melih Gökçek arasındaki dava kapsamında mahkeme tarafından ilgili kurumlardan getirtilerek dosyaya konulmuş bir belge.
Ben de mahkeme dosyasında bulunan belgeyi aktarıyorum.
Belgenin sorgu tarihi 22 Kasım 2019.
Dolayısıyla bu tarihten sonra taşınmazlardan herhangi biri satılmış, devredilmiş veya başka bir hukuki işlem görmüşse bunu benim bu belgeden bilmem mümkün değil.
Benim söylediğim çok açık:
22 Kasım 2019 tarihinde mahkeme dosyasına giren resmi sorgu kayıtlarında ne görünüyorsa onu yayımlıyorum.
Ayrıca yayımladığım belgelerde T.C. kimlik numarası ve diğer kişisel bilgileri özellikle kapattım. Çünkü haberin konusu kişinin kimlik numarası değil, mahkeme dosyasındaki taşınmaz kayıtlarıdır.
Benimle tartışmayın belgeyle tartışın. Çünkü benim sözümün karşısında sizin sözünüz olabilir; ama burada karşınızda benim sözüm değil, mahkeme dosyasındaki resmi kayıt var.
Ne yazdığım yazılarda, ne de kitaplarda belgesiz tek satır yazmadım.
Bugün olduğu gibi…
Ekrem İmamoğlu 30 dakikalık tahliye talebi vesilesiyle alabildiği sözde, Mahkeme karşısında;
* İddianameyi hazırlayan Başsavcısının Adalet Bakanı ve HSK başkanı olmasını, TV’lerden yaptığı yorumlarla yargısal süreçlere müdahale etmesini,
* Avukatının tutuklanmasını, savunmasının yaptırılmamasını, savunmasını anlatan kitabının basımının engellenmesini,
* Kendisinden helallik isteyen etkin pişman ifadesi veren kişinin, sorgusu sürerken savcı tarafından tutuklanmasının istenmesini ve bu suretle tüm tanık ve sanıkların hapisle korkutularak ifadelerinin yönlendirilip baskılanmasını,
* Kaçma ihtimali, tanıkları baskılama ihtimali bulunmamasına rağmen 1.5 yılı aşan tutukluluk sürelerinin açıkça cezalandırılma oluşunu,
* Adil yargılanma koşulları oluşturulmadan kendisi adına bir tahliye talebinin olamayacağını,
* uzun süredir tutuklu olan kadınları, çalışanları, avukatını, akrabalık nedeniyle esir tutulanların tahliye edilmesi gerektiğini,
Açık ifadelerle anlattı..
“Aziz milletim, millet şahidimdir, adaletsizliği kanıksamayın” diyerek sözlerini tamamladı..
Türk milliyetçiliği çizgisinde yayın yapan 57. Alay hesabımıza, çözüm sürecine karşı gösterdiğimiz kararlı duruş nedeniyle erişim engeli getirilmiştir.
Biz, doğru bildiğimiz yoldan vazgeçmeyeceğiz.
Bu paylaşımımızı yayarak ve takip ederek sesimize ses olmanızı rica ediyoruz.
“Üsküdar Belediyesi’nde mahkeme kararıyla iptal edilen başkanvekili seçiminin 5 Eylül’de yenilenmesine iki gün kala belediyeye yönelik operasyonda iki kişi daha gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan biri, “Muhalefete karşı yürütülen ağır baskılar siyaset anlayışımla bağdaşmıyor” diyerek geçen yıl AK Parti’den istifa eden ve CHP’ye geçen Belediye Meclis Üyesi Ekrem Baki. Son iki günde gözaltına alınan belediye meclis üyesi sayısı dörde çıktı.” (Kaynak: Serbestiyet)
Aman sakın ha ENAG'ın varlığından ve araştırmanızın temel noktası olmasından bahsetmeyin...
Korkunuz var ya, o korkunuz...
Ya da başka bir şey.
Bakın şu tabloya... Her yerde ENAG etkisini görürsünüz. Bakmak isterseniz tabii.
Temmuz 2026’da yeni müfredat programı kapsamında “Kurtuluş Savaşı” yerine “Milli Mücadele” kavramının öne çıkarılmasıyla ilgili tartışmalarda Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bozuk bir Türkçeyle, “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” demişti.
Bilimsel bir yanıt verebilmek için biraz zaman geçmesini bekledim.
***
KURTULUŞ SAVAŞI BİZİ, YURDUMUZU İŞGAL EDEN DÜŞMANLARDAN KURTARDI VE HEM İŞGALCİ EMPERYALİSTLERE HEM DE ONLARA SIĞINAN PADİŞAH’A KARŞI ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ VE BAĞIMSIZLIĞIMIZI SAĞLADI!
Atatürk, Emperyalistleri, onların uşaklarını, iç isyancıları ve “Kuva-yi İnzibatiye” denilen Padişah Ordusu’nu, sadece askeri olarak mağlup etmedi:
Cumhuriyet Rejimi, Atatürk Reformları ve Milli Yatırımlar ile siyasal ve ekonomik olarak da yendi!
CAHİLLER İÇİN LİSTE AŞAĞIDA!
Hesabıma 3. kez Türkiye’de erişim engeli getirildi.
Siz kapatın ben tekrar açacağım, bizleri böyle susturamazsınız!
Eski takipçilerime ulaşmam için bu twitti rt yaparsanız sevinirim.
Mutlaka Kazanacağız!
Bu mesajda suç var mı?
Ebubekir Şahin’in RTÜK Başkanı olduğu dönemde akrabalarını kurumda yönetici yaptığını haber yapmıştım.
Haberden iki yıl sonra Şahin’in şikâyetiyle hakkımda “Kişilerin huzur ve sükununu bozma” suçundan dava açıldı.
İddianameye göre “cevap hakkınızı kullanır mısınız?” diye arayıp mesaj attığım için Ebubekir Şahin mağdur olmuş.
Cevap hakkı kullandırmak, yani olayı taraflarına sormak gazeteciliğin ilk kuralıdır. Ve yine gazetecilik yaptığım için cezalandırılmam isteniyor.
Bunu da suçun DELİLİ diye savcılığa sunmuş
Tuncer Bakırhan’a Cevabımdır
Bir grup Alevi aydınının yayınladığı ortak bildirge üzerine, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamalar, adeta Alevilerin çekincelerinde ne kadar haklı olduğunu kanıtlar niteliktedir. Çok fazla detaya girmeden, Sayın Bakırhan’ın bu konuşmasındaki bazı vahim ifadelere yanıt vermek istiyorum.
Sayın Bakırhan, bir grup Alevi aydınının yaptığı bu açıklamayı süreç karşıtı gibi sunarak "sabotaj" olarak nitelendirmeniz kabul edilemez. Bu yaklaşımınız iki ihtimali doğuruyor: Ya bildirgeyi hiç okumadınız ya da tamamen demokratik bir zeminde yükselen bu haklı itirazları "süreç karşıtlığı" üzerinden kriminalize ederek değersizleştirmek istiyorsunuz.
Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakı vurgusuna dair verdiğiniz kaçamak yanıt ise dikkat çekicidir. "Kesinliği doğrulanmamış bir metin" diyerek Abdullah Öcalan’ın böyle bir referansı olmadığını ima etmeye çalışıyorsunuz. Bir an için bunun doğru olduğunu kabul edelim. Bunun için dolambaçlı yollara sapmanıza, lafı dolandırmanıza hiç gerek yok. Çıkıp açıkça, "Biz Yavuz ile Bitlisi ittifakını tarihi bir referans olarak görmüyoruz. Böyle bir referansın Alevilerde, Ermenilerde, Süryanilerde ve Ezidilerde haklı kaygılar yarattığının farkındayız" diyebilseydiniz, zaten ortada bir sorun kalmazdı.
Konuyu netleştirmek adına size açıkça soralım: Siz, tarihte yaşanan Yavuz ve Bitlisi ittifakı ile bu ittifakın getirdiği yıkıcı sonuçlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu ittifak, ortak ve demokratik bir gelecek için referans alınabilir mi? Korkarım ki siz, bu soruya İmralı’dan bir yanıt veya onay gelmeden kendi özgür iradenizle yorum yapamazsınız.
Zaten mülakatta imza attığınız en korkunç ve talihsiz değerlendirme de tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor. Kendi ifadelerinizle aynen şöyle diyorsunuz:
"İdris-i Bitlisi tarihten birisidir, iyilikleriyle kötülükleriyle ortadadır. Yavuz Sultan da Osmanlı'nın bir sultanıdır, padişahıdır. Yani ikisinin de aynı kelime içinde geçiyor olması Alevi karşıtı bir şey yorumlamayı da ben bir bağını kuramıyorum."
Sayın Bakırhan, siz gerçekten Yavuz ile İdris-i Bitlisi ittifakının Aleviler için ne anlama geldiğini, hafızalarda nasıl bir yara açtığını bilmiyor musunuz? Bu ittifakın sonucunda katledilen on binlerce Alevinin tarihsel gerçekliğinden habersiz misiniz? "Bağ kuramıyorum" diyerek, aslında Alevilerin tarihsel travmalarını ve bugünkü haklı kaygılarını ya hiç anlamıyorsunuz ya da bilinçli bir şekilde görmezden geliyorsunuz.
Bildirgede ifade edilen endişe son derece berraktır. Aleviler elbette silahların devreden çıkmasını ve şiddetsiz, demokratik bir çözüm sürecinin inşa edilmesini savunuyor. Ancak bu süreç yürütülürken, Alevilerin ve bu coğrafyanın kadim halklarının tarihsel katliamcı referanslarla yok sayılmasına ve yeni mağduriyetlerin kapısının aralanmasına sessiz kalmamızı bekleyemezsiniz.
Bu basit kaygıyı anlamak ve gidermek yerine, kendi tabirinizle "ucuz siyaset" yapıyor; metne imza atanları kategorize ederek, ayrıştırarak itibarsızlaştırmaya çalışıyorsunuz. Üstelik hızınızı alamayıp, "Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptıklarımız... Neresi aydın onu da bilmiyorum" deme cüretini gösteriyorsunuz. Sayın Bakırhan, küçümseyici ve kibirli bir edayla kurduğunuz bu cümleler, aslında Alevilere ve Alevi aydınlarına yönelik gerçek bakış açınızı ele veren talihsiz bir itiraftır. Hiç kimse Alevileri "sokaktan toplanıp lütuf verilmiş" figürler olarak göremez.
Alevilerin bu süreçte yer alan aktörlerden beklentisi son derece nettir: Yavuz-Bitlisi ittifakı hakkında dolambaçsız, net ifadeler kullanın ve empati kurarak bu toplumun haklı kaygılarını anlamaya çalışın. Bizler ne DEM Parti karşıtıyız ne de iddia ettiğiniz gibi barış sürecinin karşısındayız. Biz, gerçek bir barışın ancak ve ancak tüm farklılıkların birer zenginlik olarak kabul edildiği, etnik ve inançsal hakların anayasal güvence altına alındığı adil bir zeminle mümkün olacağına inanıyoruz.
Yaşar Kaya
DEM Parti, EMEP, HÜDA-PAR gibi siyasi partiler ve DİSK, KESK adlı işçi ve memur sendikaları 30 Ağustos Zafer Bayramımızı bu yıl da kutlamayarak yaşadığımız toprakları vatan yapan Büyük Atatürk’ün ve on binlerce şehit ve gazimizin aziz hatıralarına da, kadını, erkeği ve çocuğuyla tarihin ilk antiemperyalist ulusal bağımsızlık savaşını zaferle sonuçlandırıp Cumhuriyetimizi yoktan var eden Türk Milletine de saygısızlık eden bu kurumlar ne demokrasinin vazgeçilmez unsuru siyasi partiler olarak görülebilirler, ne de emeğin ve emekçinin hak mücadelesinin demokratik kitle örgütleri…
Çok yazık!
#LaikÜniterUlusDevletimizDilBirliğimizBölünmezBütünlüğümüzTartışılamaz
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@add_genelmerkez
Kral çıplak!
AKP Genel Başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’daki resmi temsilcisi İstanbul Valisidir.
Demek ki neymiş?
İstanbul Valiliğinin, Üsküdar Belediyesi AKP’ye geçsin diye kurguladığı, belediye başkan vekilliği seçim tarihi kararının arkasında, AKP Genel Başkanı varmış.
Her şey açık, net ve ortada!
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın haksız hukuksuz bir soruşturmayla tutuklanmasının ardından yapılan meclis oylamasında başkan vekilliğine Sibel Tan Çetinkaya seçilmişti.
5 Ağustos'ta yapılan oylamada oy pusulaları teker teker gösterilerek sayılmıştı. Tüm baskı ve tehditlere rağmen AKP’nin adayı seçimi alamamıştı.
Bu seçim hukuksuzca iptal edildi.
➡️Seçimden sonra iki meclis üyesi istifa ettirildi. Ardından 4 Belediye meclis üyemiz ifadeye çağrıldı. 2 meclis üyemiz gözaltına alındı ve 4 gün boyunca gözaltında kalacaklar.
➡️Gözaltı kararından bir süre sonra ise İstanbul Valiliği tarafından Belediye Başkan Vekilliği için yeni seçim tarihi belirlendi.
➡️Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçimi 5 Eylül Cumartesi günü yapılacak. Yani gözaltı süresi devam ederken.
Bunun tek bir anlamı var: 30 yıl sonra AKP’nin kaybettiği Üsküdar Belediyesi, yargı ve siyaset işbirliğiyle gasp ediliyor. Seçimi AKP’nin alabilmesi için önceden tüm önlemler alınıyor.
Yazıklar olsun!
#ÜsküdarBelediyesi #SinemDedetaş #Seçim
30 AĞUSTOS’U KUTLAMAYANLAR:
Haberlere göre DEM Parti, EMEP, HÜDA PAR, KESK ve DİSK 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlamadı.
Bu siyasi ve ideolojik bir tercihtir.
30 Ağustos;
-Emperyalist işgale karşı kazanılmış bir bağımsızlık zaferidir.
-Vatanın kurtuluşudur.
-Cumhuriyet’e ve Lozan’a giden yolu açan tarihi dönüm noktasıdır.
-Vatandan ve milletten başka sevgili bilmeyen o kuşağın zaferidir.
30 Ağustos olmasaydı bağımsız bir vatan olmayacaktı. Bugün faaliyet gösteren partiler ve sendikalar da olmayacaktı.
Dünyada benzer örnekleri elbette vardır. Ama milli günleri çoğunlukla devletin ortak kimliğini ve kuruluş felsefesini reddeden ayrılıkçı hareketler kutlamaz.
30 Ağustos’u kutlamak militarizm değildir. Çünkü bu savaş başka toprakları işgal etmek için değil; işgal edilmiş vatanı kurtarmak için emperyalizme karşı verilmiştir.
“Emperyalizme karşı bağımsızlık” diye haykıranların, emperyalizme karşı kazanılmış bu büyük zaferi yok sayması ideolojik savrulmanın zirvesidir.
DİSK, 2016’da 30 Ağustos’u açıkça kutlamıştı. Sonra ne değişti? Emperyalizmin tanımı mı, yoksa devrimciliğin tanımı mı?
Sizi var eden bağımsızlık zaferini kutlamayacak, fakat bu zaferin sağladığı bütün imkanlardan yararlanacaksınız…
Bu, hangi ideolojik çerçeveye ve ilkeye sığar?
-30 Ağustos’u yok saymak sadece bir bayramı değil; Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, kahraman şehitlerimizi, gazilerimizi, bu kutsal vatanı ve milletin bağımsızlık iradesini yok saymaktır. Bunun siyasi görüşle, partiyle ilgisi yoktur.
DİSK 30 Ağustos Zaferi’ni kutlamamış.
Cevabı, Sosyalizmin kalesi Küba’nın lideri Fidel Castro verir:
“Ben de devrim gerçekleştirdim. Ama Atatürk'ün yaptıklarını yapamazdım… Ona ve devrimlerine hayranım. Kendinize başka bir önder aramayın…”
Üsküdar Belediyesinin iptal edilen Başkan Vekilliği seçimi sonrasında yaşanan gelişmeler şunlar;
📌Önce Belediye Başkan Vekilliği 3.
Turunda AKP’ye oy veren 2 CHP’li Meclis Üyesi partilerinden istifa ettirildi.
📌Bugün 4 Belediye Meclis Üyemiz ifadeye çağrıldı. 2 Belediye Meclis üyemiz gözaltına alındı ve 4 gün gözaltında kalacaklar.
📌Belediye Meclis Üyelerimizin gözaltına alınmasından bir kaç saat sonra İstanbul Valiliği yeni Belediye Başkan Vekilliği seçim tarihini belirledi.
📌Bu şartlarda Belediye Başkan Vekilliği seçimi, Belediye Meclis Üyelerimiz gözaltındayken 5 Eylül Cumartesi günü saat 10.00’da yapılacak.
Ne diyorlardı “Türkiye’de yargı bağımsızdır” değil mi?
Türkiye’de yargı bağımsız filan değil aksine sonuna kadar “siyasidir”