Tez notları:
Mülakatta “Türkiye’de sizi en çok üzen şey nedir?” diye sorduğum soruya istisnasız tüm göçmen kadınların verdiği cevap aynı. “İstenmediğimizi bile bile burda kalmak zorunda olmak”
Ne kadar üzücü!
Hayatlar bazen bastırılmış öfkenin dışa vurumu ile kararır. Trafikte, sokakta, evde veya okulda yaşanan olaylar yoğun öfke duygusunun ve düşmanlık birikiminin bir sonucudur aslında… Bazı kişiler yaşadıkları değersizlik hissini yaşamdan koparak/kopararak aşmaya çalışır. Bu reddedilmenin ve küçük düşürülmenin bir intikamıdır. Sürekli dışlanmanın, alay edilmenin ve yalnız bırakılmanın sonucudur. Eğer kendinizi ülkeye, okula, aileye veya bir şeye ait hissetmiyorsanız, kimlik krizi yaşar ve yabancılaşırsınız. Sonuç felaket olur.
Peki burada medyanın, silaha erişim kolaylığının, okulda psikolojik destek sistem yetersizliğinin, aile içi ihmal ve istismarın etkisi yok mu? Hepsine tek tek bakılabilir. Yeter ki sorumlular suçu başkasına atmasın...
Dr. Hüssam Ebu Safiya'nın da aralarında bulunduğu 9500 Filistinli idam edilecekler listesinde yer alıyor.
Susmak da vebaldir.
Avazınız çıktığı kadar haykırın. #FreeDrHussamAbuSafiya
Arkadaşlar bu olayı yeterince abartmadığımızı düşünüyorum. Selçuk Bayraktar, “küçük sürpriz” diyerek kaşla göz arasında dünyanın en büyük yeni K2 Kamikaze İHA’sını tanıttı. Menzili 2000 km, 200 kg harp başlığı taşıyabiliyor... İnanılmaz bir ürün… Rakibi yok. Elhamdülillah.
İranlı kadına "Sıcak su yok, bebeğin altını nasıl değiştireceksin?" diye sormuşlar.
Şu cevabı vermiş:
"Filistinli çocuklar yıllardır böyle yaşıyor. Benim çocuğumun onlardan ne farkı var? Gelecekleri için savaşıyoruz. Sıcak suyu dert edersek, dünya değişmez."
Hiç kimse bilmese de onlar bütün bir insanlık için savaştı. Değerleri anlaşılacak bir gün. Onlara borçlu olduğumuzu herkes bir gün anlayacak. İsimlerini bildiğimiz bilmediğimiz direniş cephesinin bütün erlerine ve komutanlarına selam olsun. Dünya onlardan asla mahrum olmayacak❤️
Ali Şeriati Hakkında
Son zamanlarda sosyal medyada Ali Şeriati ile ilgili bir tartışma başlamış. Kısaca konu hakkında fikirlerimi paylaşmak isterim.
1900'lerden 1970'lerin sonlarına kadar olan dönem, toplumu ve tarihi açıkladığını iddia eden geniş kapsamlı siyasi dünya görüşlerinin (ideolojilerin) hakimiyetinde geçti. Faşizm, Marksizm, Batı Liberalizmi gibi. Bu ideolojilerin büyük iddiaları vardı. Her şeyden önce hepsi ahlakı, tarihi ve toplumu açıklama iddiasındaydı. Toplumu daha iyi yönde değiştirme iddiaları vardı ve halk tabanında karşılık bulmuştu. Devrimciydiler. Karizma liderlerle halka çekici geliyorlardı. Hepsinin dayandığı bir felsefi gelenek ve doktrinler vardı. Müslüman dünyanın gençleri de ister istemez kendini bu ideolojilerin kavgasında buldu. Bazıları bu ideolojilere kendilerini o kadar kaptırdı ki kültürel kodlarını bile terk ettiler.
Müslüman entelektüel gençlerin o dönemdeki sorusu acaba İslamın bu ideolojik kavgalarda nerede durduğu idi. Bazıları İslamı (haşa) modası geçmiş bir pratik, hatta devimci ideolojiler öngördüğü gelişimin önünde bir engel (uyuşturucu!) olarak okudular.
İşte Ali Şeriati böyle bir iklimde ortaya çıktı. İslam'ı bu ideolojilerle yarışabilecek bir ideoloji olarak yorumladı. Şeriati'nin en büyük etkisi, İslam'a dayalı modern, sömürgecilik karşıtı bir kimlik arayan genç Müslüman entelektüeller üzerinde oldu. Din adamları sınıfı ve dinin bazı türlerinin uyuşturucu etkisi gördüğü eleştirisini kabul etti ama İslam'ın böyle olmadığını savundu. Karizması ve yaşamı ile de bu söylemine ciddi karşılık buldu. Biz sevelim sevmeyelim bazı gençlerin farklı ideolojilere kapılmasına engel olup İslam dairesi içinde kalmalarını sağladı. Müslüman topluma hizmet etti yani.
Bir düşünürün derinliği farklı şekilde ele alınabilir. Ali Şeriati elbette ki İbn Sina ya da Molla Sadra ayarında sistematik bir düşünür değildi. Metafizik bir sistem kurmadı. Ama dönem gençlerinin de böylesi bir sisteme ihtiyacı da yoktu.
Ali Şerati Şiiliğe özendirdi mi? Elbette ki Şii bir düşünürdü ve eserlerinde de bunun izleri var. Ancak çoğu kitabını okumuş biri olarak kanaatim Şii mezhepçisi olmadığı yönünde. Onun Şia okuması daha evrenseldi. Daha da önemlisi eserlerini okuyan Ehli Sünnet bir gencin de ona kapılıp Şii olması çok da yüksek olasılıklı bir olay değildi (tanıdığım hiçbir Şeriati okuyucusu Şii olmadı). Üstelik zaten bu gençlerin Marksist olma ihtimali Şii olma ihtimalinden o kültürel iklimde daha yüksekti.
Ben Ali Şeriati'den faydalandım mı? Lisans öğrencisi iken Marksist dostlarla tartışırken Şeriati'den çok faydalanmışımdır. Ancak bugün düşünce sistemimde önemli bir yeri olduğunu söyleyemem. Bu belki benim ilgilendiğim problemlerle ya da profesyonel bir felsefeci olmamla ilgilidir.
Ali Şerati eleştirilebilir mi? Elbette. Bence çağımız insanının bütün dertlerine derman olacak bir düşünür değil. Hala kıymetli. Ama bence klasik ideolojiler çağı bitti. Anlam ve maneviyatın öneminin gittikçe artacağı bir dönemdeyiz. İnsanlar büyük ideolojilerin büyüsünden kurtuldu. Teknoloji ve medya yükseliyor. Çoğulcu perspektifler önem kazandı.
Şeriati büyük orada dini siyasi bir ideoloji gibi okudu. Manevi boyutları onun okumasında çok görünür değil. O taraf ise bugün bahsettiğim maneviyat eksikliğinden dolayı çok önemlidir.
Şeriati İslam tarihini oldukça sembolik ve basitleştirilmiş bir şekilde yeniden kurguladı. Bu kurgu İslam düşünce geleneklerinin karmaşıklığını göz ardı eder ve tarihi şahsiyetleri siyasi sembollere indirger. Kendi döneminde bu çekiciydi. Çoğulculuk çağında ise eksik ve yanıltıcı bir okuma.
Şeriati devrimciliği sürekli romantize etti. Bugünün insanlarının bu kadar devrimci bir perspektifle dünyayı okumasının faydalı olduğundan emin değilim.
Sonuç itibari ile romantik davranıp Ali Şeraiti'yi eleştirilemez ilan etmek de, onun özellikle kendi döneminde yaptığı etkiyi görmezden gelip küçümsemek de kanaatimce hatalı bir tutum olur. Bir düşünürü ise sadece mezhebi üstünden etiketleyip küçümsemek de yine çok sorunlu bir tavır ne yazık ki.