Ne şehirle ne de şehirsiz. Banliyö de çözüm değildir (araba egemenliği, şehri ıssızlaştırma vs.) tamamen tek merkezli şehre yığılmak da (aşırı yoğunluk vs.) Çözüm çarşısı, cuma camisi ile daha küçük, sınırı belli şehirlerdir. Mottom: Şehirler köyleşmeli, köyler şehirleşmelidir.
Bizim pasaportumuzu, vatandaşlık kartımızı taşıyarak gidip siyonistlerin soykırımcı ordusunda askerlik yapıp Gazze'de katliama ortak olanlar için neden yaptırımımız yok. Bu çift vatandaş katiller için şu haberdeki gibi neden bazı ülkelerin uygulamalarına benzer cezalar kesmiyoruz
Heyecan.. Muhammed İkbal in hayatını Hece Genç serisi için yazdığım ama genç yetişkin herkesin okuyabileceğini düşündüğüm; İkbal'in hayatı, aşkı, arayışı, bunalımları, kitaplarının hikayesi İkbalin tanınması ve anlaşılması için yazıldı. Hayatı fazla bilinmiyor.
#muhammedikbal
İşim gereği, hemen her gün girip baktığım birkaç haber sitesinden biri T24.
Nedense şimdiye kadar hiç LGBT propagandasına rastlamadım!
Bu bir yana, herhangi bir yayın organında kanunen suç teşkil ettiği düşünülen bir içerik varsa ne yapılacağı bellidir: Mahkemeye gidilir, dava açılır, gerekli görülürse sorumlular yargılanır, hatta mahkemece gerekli görülürse söz konusu içerik (haber veya köşe yazısı) yargılama başlamadan tedbiren yayından da kaldırılabilir.
Bir internet sitesini toptan kapatmak ne demek? Üstelik bu ülkede 15 yıldır başarıyla yayın yapan ciddi bir haber sitesini…
Olacak iş mi bu?
Dr. Hussam Abu Safiya'nın oğlu:
"Dünyanın tüm özgür insanlarına, insan vicdanlarına ve tüm sivil toplum kuruluşlarına sesleniyorum.
Babam artık nefes almakta ve konuşmakta zorlanıyor. Yüzü, gördüğü işkence nedeniyle tanınmaz halde.
Büyük bir yalnızlığa terk edildik. Dünyanın tüm özgür insanlarına ve kalbinde bir nebze insanlık olan herkese, çok geç olmadan babamın hayatını kurtarmaları için yalvarıyoruz.
Belki de bu son yardım çığlığımız olacak. Belki bir daha babamdan haber alamayacağız.
Sizden tek istediğimiz, size yalvardığımız şey şu: Gafletinizden uyanın, çok geç olmadan. Sessizlik babamın işkencesine ortak olmaktır."
#FreeDrHussamAbuSafiya #GazaGenocide #FreePalestine #Gaza
Kesinlikle film yapılması (ya da en azından bol bol konuşulması) gereken bir hikâye.
Siyonist paramiliter örgüt Haganah, Yahudi şair Jacob İsrail de Haan'ı 1924 senesinde Kudüs'ün orta yerinde öldürmüş ve suçu da “Filistinli teröristler Yahudi bir şairi katletti” diye Filistinlilere atmıştı.🤦🏻♀️
Gerçek, ancak 1952'de ortaya çıktı... Ve Jacob De Haan’ın öldürülmesi, Filistin’deki Siyonist hareketin gerçekleştirdiği ilk siyasi suikastlardan biri olarak tarihe geçmiş oldu böylece...
Dünyada temiz içme suyuna erişmekte güçlük çeken insan sayısı 1.2 milyardır!
Dünyanın temiz içme suyu sorunu çözebilecek kadar arıtma tesisi yapma maliyeti ise 10 milyar dolardır!
Oysa ABD’lilerin ortalama senelik Noel alışverişleri 450 milyar dolar dolaylarındadır; ve işte kapitalizm budur!
SİZE ÇOK ÖNEMLİ BİR MESAJIM VAR:
Hasidik Yahudiler’in siyonist kolu Chabad’lar ile ilgili yayınladığımız belgeselimiz 2 haftada 69 milyon kez izlendi. Bu bizim için bir rekor.
Bu konu daha önce defalarca kez başkaları tarafından çekilmiş olsa da, bizim belgeselimize gösterdiğiniz özel ilgi için teşekkürler.
Ancak geçmiş yıllara ait bazı görüntüler sanki bu belgeselde yaşanmış ve yeni olaylarmış gibi her yerde paylaşılıyor.
Yine bu etkileşimin neticesinde toplumumuzdaki bazı kesimler tarafından adeta abartılarak kahramanlaştırıldığımı da görüyorum.
Ve tüm bunların çok daha önemli bir gerçeği gölgede bırakmasından rahatsızlık duyuyorum.
Bu yüzden şu an sahip olduğum popülerliği işte bu önemli gerçeğe dikkat çekmek için değerlendirmek istiyorum; dünyanın en büyük hapishanesine dönüşen Gazze’ye.
Sadece İstanbul’daki Beykoz ilçesi kadar küçültülmüş bir alanda 2.000.000 milyondan fazla insan yaşam mücadelesi veriyor. Ve ne mizah akımının, ne sahte Amerika karıştı görüntülerinin, ne de benim abartılmamın bu insanlara hiçbir faydası yok.
Bugün daha önce hiç olmadığım kadar gündemdeyim.
Eğer bu kadar büyük bir ilginin, milyonlarca görüntülenmenin ve sosyal medyada oluşan bu enerjinin bir anlamı olacaksa size çağrım şudur.
Filistin’de kaderine terk edilmiş ve yardıma muhtaç yüzbinlerce insan var. Size bir bağış linki vermiyorum. Ama siz de eğer benim gibi düşünüyorsanız, güvendiğiniz yardım kuruluşları aracılığıyla bu insanlara yardım edin. Özellikle çocuklar. Bazıları evini, bazıları ailesini, bazıları geleceğini kaybetti. Bu çocukların sesi yeteri kadar duyulmuyor.
En azından, gündemin ürettiği bu enerjiyi sosyal medyada doğru paylaşımlar yaparak bu çocukların sesi olmaya dönüştürün. Türk Aklını kullanın.
I have never seen such a blatant double standard in my life.
In 2018, when 12 young Thai football players and their coach were trapped in a cave in Thailand, the world did not say, “They are not our citizens.” Britain sent some of its best cave divers. Australia sent doctors and rescue experts. The United States sent more than 40 military personnel and equipment. Countries came together and worked with the Thai authorities to get those children out.
And they did as clear in the video below. They saved all 13 of them.
Tonight, in Gaza, people woke up to the screams and cries of children, women, and elderly people after a six-story building known as the “Al-Saada” building collapsed. Nearly 100 people were sheltering inside. Dozens of tents surrounded the building. Many of those trapped under the rubble are children.
They are still under the rubble. So where are the international rescue teams?
Why aren't neighboring Arab countries sending rescue teams? Why aren't Western countries sending specialized teams to save whoever can still be saved?
My heart aches for my people in Gaza :(
Kimlik!
Ahmet Şükrü Kılıç
Ankara Garı’ndan bir taksiye biniyorum, elimdeki çantaları yanıma alarak arka koltuğa yerleşiyorum. Gözüm bir anda koltuğun kenarında unutulmuş küçük bir el çantasına ilişiyor. Hemen şoföre uzatıyor, “Bir önceki yolcu bırakmış” diyorum. Şoför telsizine sarılıyor, durağa sesleniyor: “Gülhane’ye yolcu bırakmıştım, ararsa çantası bende, dönüşte teslim ederim.”
O an zihnimde bir ihtimal beliriyor; hastane için gelen bir yolcunun kimliğe ihtiyacı vardır mutlaka. Dayanamıyor, “İsterseniz şimdi götürelim, ben yol ücretini öderim” diyorum. Şoför telaşla çantayı açıyor, kimlik cüzdanı içerde. Yolcu ile hiç konuşmamışlar, hangi servise gideceği bile meçhul. “İnşallah hasta değil, bir ziyaretçidir” diyerek içimdeki kaygıyı yatıştırmaya çalışıyorum.
Kısa süre sonra durağa telefon geliyor. Çantanın sahibi aramış. Şoför derin bir nefes alıyor, sonra dönüp bana diyor ki; “Bazı insanlar gördüğünü vermez abi.” Cümlesini beklenmedik bir yerden devam ettiriyor; “Kimlik sahibine ulaşır merak etme. Asıl kimlikler Filistin’de kayboluyor, Beyrut’ta, İran’da kayboluyor, hastaneler bile bombalanıyor.”
Alışmışım, genelde her sohbeti siyasete, özellikle Tayyip düşmanlığına çeken taksicilere. Bu kez ise bambaşka bir ses var karşımda. Tanımadığı bir yolcuyla dertleşirken adı siyasetten önce mazlum coğrafyaların acısını anıyor. Bir sözün taşıdığı yere hüzünleniyor, aynı sözün sahibine sevinç duyuyorum. Bir cümlenin iki ayrı ucunda, hem acı hem umut birlikte yaşıyor.
Yol bitiyor, paranın üzerini almıyorum. O, ısrarla paranın hepsini geri uzatıyor. Samimiyet yarışına giriyoruz, ben de en az onun kadar direniyorum. İki yabancı arasında, para değil, kaybolmayan bir kimliğin değerini taşıyan bir bağ kuruluyor.
Kimlik dediğimiz şey yalnızca bir cüzdanda taşınan nüfus kâğıdı değildir. Bazen unutulan bir çantada, bazen hiç tanımadığımız birinin telaşında, bazen de uzak topraklarda yıkılan bir hastanenin enkazında görünür. Korunan, teslim edilen, kaybolmayan şey sadece isimlerimiz değil; insanlığın özüne dair ortak bir hatırlayıştır.
Bir kez daha anladım ki kimlik, bizi devletin gözünde var eden bir kâğıttan öte, birbirimize duyduğumuz sadakat ve merhametin adıdır. Kaybolmayan, korunan bir kimlik var aramızda.