Yıl 1960. Ülkenin matematik bilme seviyesi premium olacak ki, böyle bir para üretilmiş. Şimdi en yakınınızdakine, ya da sokaktan geçen birine bu kaç Lira diye sorun bakalım bilenilen var mı? Ya da Siz biliyor musunuz Bu kaç Lira?
memleketin en nitelikli okullarından odtü'yü onur derecesiyle bitiriyorsun, en özgün müzik gruplarında şarkılar söyleyip binlerce insana ses oluyorsun, cezaevinin dört duvarı arasında bile pes etmeyip romanlar, öyküler yazıyor; sait faik, ümit kaftancıoğlu ödüllerini alıyorsun. her şartta üreten, düşünen, yaşama ve insana değer katan bir hayat sürüyorsun.
peki devlet ne yapıyor?
zor ile 20'lerinde seni alıp kapatıyor hapishane duvarları arasına. daha insanca, daha özgür bir ülke istediğin için. bununla yetinmekle de kalmıyor. ecevit’in büyük bir pişkinlikle “hayata dönüş” adı verilen o karanlık katliamlarında iki gözünün birden hücresel olarak ölmesine neden oluyor. tıp fakülteleri defalarca “cezaevinde kalamaz” dediğinde, her seferinde işgüzarlıkla tutsaklığına devam ediliyor. atk raporlarına bile savcı karşı çıkıp hayatını tüketmek için seferber oluyor.
dile kolay, 30’u aşkın yıl... su katılmamış bir gaddarlık ve düşmanlık...
ilya ehrenburg’un dizelerinden çıkan “ötekilere bıraktık güneşi karşılamayı, nasıl ama nasıl isterdik biz de yaşamayı” şiirini, metin turan’ın 90’lardaki yorumuyla dinlemelisiniz. okuduğu dizelerin yaşamının hakikatine dönüşmesi bu ülke adına utanç verici bir şey.
Alevilerin Horasan'dan geldikleri bir asimilasyon söylemidir. Ege'den Doğu Anadolu'ya tüm Alevileri bu hikaye ile kandırmışlar. Hikayenin mucitleri "Jön Türkler"dir. Tarihçiler bu söylemi doğrulamaz.
Aleviler, Neolitik çağdan beridir Anadolu ve Mezopotamya'nın kadim halklarıdır.