Fore years now my brain has been unable to comprehend one simple thing, and it keeps me from sleeping at night.
Why is Original Dungeons & Dragons not called 1st edition?
Are gamers just stupid?
Who called the 2nd edition the 1st edition?
Where are they and why has no one beat them about the head and shoulders?
I need answers! 😆
Çin bütün dünyayı Japonya'ya karşı uyardı. Oysa asıl mesele Japonya değil.
Geçtiğimiz günlerde Pekin'den sert bir çıkış geldi.
"Japonya yeniden silahlanıyor, gözünüzü ondan ayırmayın" dedi.
Bütün parmaklar bir anda Japonya'yı gösterdi.
Ama ben aynı tabloya bakınca, parmakların yanlış yeri işaret ettiğini düşünüyorum.
Çünkü Japonya bu hikayenin suçlusu değil. Olsa olsa, bu role zorla itilmiş tarafı.
Anlatıyorum.
Önce şu gerçeği hatırlayalım.
Japonya seksen yıldır savaşmamış bir ülke.
İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana tek bir ülkeye saldırmadı, tek bir cepheye asker sürmedi. Ordusunu sadece kendini koruyacak kadar küçük tuttu.
Yani bugün "tehlikeli" diye gösterilen ülke, dünyada silahtan en uzun süre uzak durmuş ülkelerden biri.
Peki bu sessiz ülke neden birden silaha sarıldı?
Cevap için savaşın bittiği güne gitmek gerekiyor.
İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde Japonya yenilmişti. Onu yenen ve topraklarına yerleşen ülke Amerika'ydı.
Amerika o gün Japonya'yı tümüyle silahsızlandırdı. Dahası, anayasasını bizzat kendi yazdırdı. O anayasaya da bir cümle koydurdu.
"Japonya bir daha asla savaş açmayacak, büyük bir ordu kurmayacak."
Japonya bu söze tam seksen yıl sadık kaldı. Hiç itiraz etmeden, sadece kendini savunacak kadar küçük bir güçle yaşadı.
Demek ki Japonya'nın silahsızlığı kendi tercihi değildi. Amerika'nın sırtına geçirdiği bir gömlekti. Japonya da o gömleği yıllarca sessizce taşıdı.
Şimdi işin değişen yanı şu.
O gömleği giydiren Amerika, bugün aynı gömleği Japonya'nın sırtından kendi elleriyle çıkarıyor.
Japonya şu an İkinci Dünya Savaşı'ndan beri en hızlı silahlanmasını yaşıyor.
Savunma bütçesini iki katına çıkarıyor, güneydeki adalarına füzeler diziyor.
Ama dikkat edin.
Bunu dünyayı yeniden fethetmek için, kendi hırsıyla yapmıyor. Aldığı füzelerin çoğu Amerikan malı. Yani onu yeniden silahlandıran el de yine Amerika'nın eli.
Peki Amerika bunu neden istiyor?
Tek kelime. Çin.
Amerika yükselen Çin'i dengelemek istiyor. Ama onunla göğüs göğüse gelmeyi göze alamıyor, çünkü Amerika ile Çin'in doğrudan çarpışması ikisini de yıkar.
İşte tam burada Japonya devreye giriyor.
Şunu hemen söyleyelim.
Japonya zayıf bir ülke değil. Tam tersine, dünyanın en gelişmiş, en güçlü ülkelerinden biri. İleri teknolojisi, köklü sanayisi, dev bir ekonomisi var.
Amerika için değerli olması da zaten bundan.
Çin'in tam yanı başında duran, hem güçlü hem teknolojisi yüksek bir ülke. Onu dengelemek için bundan iyi bir ortak zor bulunur.
Şöyle düşünün.
İki büyük güç birbirini ölçüyor, ama ikisi de doğrudan çarpışmayı göze alamıyor. Böyle olunca bütün gerilim, tam aralarında duran ülkenin üzerine biniyor.
O ülke Japonya. Üstelik güçsüz olduğu için değil, güçlü olduğu ve tam o noktada durduğu için.
Yani Japonya bu oyunu kurmadı. Ama gücü ve yeri, onu oyunun tam ortasına yerleştirdi.
Peki Çin neden bu kadar rahatsız?
Çin'in tedirginliği bir yanıyla anlaşılır. Yanı başında güçlü bir ülke hızla silahlanıyor, üstelik arkasında dünyanın en büyük ordusu duruyor.
Ama Çin de çok iyi biliyor ki bu silahlanmayı yönlendiren asıl el, Amerika.
Bu yüzden "Japonya'ya dikkat edin" derken, sözü aslında Japonya'yı aşıp Washington'a gidiyor.
Şimdi geri çekilip resmin tamamına bakın.
Çünkü burada işleyen şey yalnızca Japonya'ya özgü değil. Tarihin en eski kurallarından biri.
O kural şu.
İki süper güç karşı karşıya geldiğinde, hesabı çoğu zaman kendi aralarında görmez. Çatışma, ikisinin tam ortasında duran ülkenin üzerine yıkılır.
Kore'de Amerika ile Sovyetler kapıştı. Ama bölünen, yıkılan ülke Kore oldu.
Vietnam'da da öyle oldu. Savaş yıllarca sürdü, bütün faturayı Vietnam ödedi. Sonunda o iki güç çekip gitti, geriye yanmış bir ülke kaldı.
Ama bu kez işin en çarpıcı yanı şu.
İki büyük gücün arasında kalan ülke, sıradan biri değil. Japonya'nın kendisi de ekonomik bir süper güç. Dünyanın en büyük ekonomilerinden biri.
İşte bu yüzden olan daha da dikkat çekici. Çünkü Japonya kadar güçlü bir ülke bile, ikisinin arasında kalınca bu oyunun dışında kalamıyor.
Japonya bir zamanlar silahını bıraktı. Sözünü tuttu. Seksen yıl kimseye dokunmadı.
Ama bir ülke ne kadar güçlü olursa olsun, iki büyük gücün tam ortasında duruyorsa, kaderini tek başına yazamaz.
Çünkü orada barışı seçmek bile her zaman senin elinde değildir.
İki süper gücün kavgası, er ya da geç senin de kaderin olur.
Gelişmeleri takip ediyorum. Sizi bilgilendireceğim.
At some point, we need to ask ourselves: do we really need to attach things to things?
As a sword, this has long front quillons that would mess with use and balance.
As a crossbow, this has unnecessary things attached to it.
(in Museo Nazionale di Castel Sant'Angelo, Rome)