Bugün Ankara'da, Anayasa Mahkemesi'nin karşısında bir emekli polis memuru hayatına son verdi. Adı Ali Şekeroğlu. 60 yaşında, iki çocuk babası.
Nasıl durduğuna dikkat edin. Boynunda Türk bayrağı vardı. Elinde taşıdığı dövizde "Para için değil, onurumuz için" yazıyordu. Son sözleri de kayıtlara geçti: "Artık geçinemiyorum. Gelinim işsiz, damadım işsiz."
Bu insanın kim olduğunu iyi anlayalım. Ali Şekeroğlu bir polis memuruydu. Yıllarca silah taşıdı, gece nöbeti tuttu, ölümle burun buruna çalıştı, bayramlarda ailesinin yanında olamadı. Bu ülkenin en zor günlerinde sokakta o vardı. Ve hayatını, meslek hayatı boyunca beline taktığı beylik silahıyla, devletin en yüksek mahkemesinin karşısında sonlandırdı.
Bu bir istisna değil. Gün geçmiyor ki benzer haberleri duymayalım.
Çalışan polisimizin hali ortadadır. Büyük şehirlerde bir polis memuru maaşıyla kira ödeyemiyor, çocuğunu okutamıyor. On iki saat, on altı saat görev yapıyor, fazla mesaisinin karşılığını alamıyor.
Sokakta devletin otoritesini temsil eden insan, eve girdiğinde mutfaktaki hesabı denkleştiremiyor. Sonra bu insandan soğukkanlılık, sabır, itidal bekliyoruz.
Emekli polisin hali ise apayrıdır. Bir ömür taşıdığı psikolojik yükle emekli oluyor, karşısında bir ömrün karşılığı olmayan bir rakam buluyor. Kimi ek iş arıyor, kimi çocuğuna yük olmamak için sessizce sıkıntı çekiyor, kimi de bugün gördüğümüz noktaya geliyor.
Ömrünü bu devlete vermiş bir polis memurunu, arkadaşlarının gözü önünde bu noktaya getiren nedir?
Emniyet mensuplarımızın ve emeklilerinin ekonomik durumu ile ruh sağlığı üzerine bugüne kadar hangi kapsamlı çalışma yapılmıştır?
Bu teşkilatta kaç intihar yaşandığını, kaç polis memurunun psikolojik destek aldığını İçişleri Bakanlığı açıklayabilir mi?
Polisimizin ve emekli polisimizin talebi bellidir, emeğinin karşılığı ve emeklilikte onurlu bir hayat.
Bu ülkenin kaynakları bu insanlara yetmiyorsa, kaynakların nereye gittiğini konuşacağız.
Ali Şekeroğlu'na Allahtan rahmet ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum.
Polis intiharlarında dikkat çeken tablo: İki emekli, üç görevli polis intihar etti!
Ankara, Şırnak, Tekirdağ ve Kocaeli’den peş peşe polis ve emekli polislerin yaşamına son verdiği haberleri geldi. Ankara’da AYM önündeki emekli eyleminde yaşamına son verme girişiminde bulunan Ali Şekeroğlu hastanede hayatını kaybederken, aynı gün Çevik Kuvvet’te henüz iki aydır görev yaptığı belirtilen bir polis memurunun da yaşamına son verdiği bildirildi
https://t.co/ZnCgiOc4Zm
👉Bugün, sadece bugün; tam 4 polisimiz intihar etti.
👉Kim bilir ne dertleri ne çileleri vardı.
👉2026 başından beri intihar eden polis kardeşlerimizin sayısı 51'i buldu.
👉Korkunç bir tablo.
👉Defalarca Meclis gündemine getirdik, soru önergeleri, araştırma önergeleri verdik.
💡Kabul etmedi iktidar, önemsemedi, ciddiye almadı, umursamadı.
👉Yazık gencecik evlatlarımıza, yazık bu güzel ülkeye.
Efkan Ala gitti, Süleyman Soylu gitti. Ali Yerlikaya gitti. Mustafa Çiftçi geldi. Koltuk değişti, isimler değişti, Polisin çalışma düzeni değişmedi, özlük sorunları değişmedi, o derin yalnızlığı ise hiç değişmedi.
Sayın Çiftçi’ye göreve geldiğinde “Polisin sesine kulak verecek misiniz?” diye sormuştum. Altı ay oldu. Bugün cevabı önümüzde duruyor: Bu Bakan da, kendisinden öncekiler gibi, polisin beklentisini karşılayamadı.
Bu ölümler kader değil yönetim zafiyeti. Hangi ülkede bir günde dört polis yaşamına son veriyor.
Polisi de, bekçiyi de, jandarmayı da yalnız bırakmayacağız, kaybettiklerimizi unutturmayacağız.
Başımız sağ olsun.
Gaziantep Milletvekili :
@melih_meric
"POLİS, memur değildir. Devletin güvenlik hattıdır.
Zorunlu tayini vardır, silah taşır, hayatı risk altındadır. Bayramı, tatili,gece-gündüzü yoktur. Senelik izni dışında hiçbir hakkı doğru düzgün tanınmaz. Her sokakta görev, her köşe başında risk. Ama söz konusu maaş olduğunda, yok sayılan yine polis olur.
Soruyoruz:
Günde 12 saat çalışan polisin emeği neden görmezden geliniyor?
Zorunlu angarya görevlendirmeler neden hâlâ sistematik hale geldi?
Yıpranma hakkı neden sadece kâğıt üzerinde kaldı?
Fazla görev varsa, fazla ücret de olmak zorunda!Fazla risk varsa, fazla sosyal hak da verilmek zorunda! Bu ülkenin güvenliği fedakârlıkla değil; adaletli ücret politikasıyla sağlanır.
#PolisinHakkıTeslimEdilsin "
https://t.co/QkJ2Cjqj1V
Her sabah evinden ailesiyle helalleşerek çıkıp 12+ saat it kopuk peşinde koşan polisler
Haftada 5 gün gömleğinin ütüsü bozulmadan 9-5 çalışan belediye zabıtasından daha düşük maaş alıyor
Olmaz‼️
#PoliseAdilMaaş 🇹🇷
Polisler ve Polis aileleri an itibariyle #PoliseAdilMaaş hastagiyle gündem çalışması yapıyorlar. Umarım zorlu çalışma koşullarında hak ettikleri maaşları alırlar. Kendi adıma yanlarındayım!
Öğretmene, hemşireye gelince 1 saatlik fazla mesai hakkı verilirken polisin 100 saatlik mesaisini gasp et, polisi görmezden gel, onca intihar vakası varken gıkınız çıkmasın, sonra seçim kapıya dayanınca çalışma bitti, polisim oyu ver diye sahneye çık...
Şamil Bey, kurduğunuz bu tezgahın farkında polis ☺️
Polis bu bayat seçim oyunlarını yemeyecek... Sandıklar kurulduğunda demokratik zeminde bunun hesabını soracak...
Güne Merhaba
Dikkat çekmeyen ama önemli bir konuyu gündeme taşıyarak yetkilileri bu konuda tekrar düşünmeye davet edelim
Yaz Geldi, Eğlence Mekânları Doldu…
Neden güvenlik yükü
Türk Polisinin Omuzlarında?
Yaz mevsimi geldi.
İnsanların tercihleri olan eğlence kültürü esaslı sahiller dolup taşıyor, eğlence merkezleri,gece kulüpleri, mekânlar yoğun şekilde faaliyet gösteriyor.
İnsanlar eğlenirken, kapıda Türk Emniyet Teşkilatı mensupları bu işletmelerin önünde sabaha kadar güvenlik nöbeti tutuyor.
Peki neden?
Elbetteki vatandaşımızın can ve mal güvenliği Türk devletinin himayesi altındadır tartışılmaz.
O mekandaki insanlar can güvenliklerinin devletin himayesi altında olduğuna inançla oradadırlar saygı duyarız olması gereken de budur ki hayatın bütün alanlarında iç güvenlik esastır.
Ancak burada mesele yükün tek başına büyük ölçüde polisimizin üzerine yüklenmeyerek,özel işletmelerin bu anlamda üstlenmesi gereken önemli sorumluluğunda üstlenmeleri noktasında iradenin düzenleyici tedbirleri alması gerekir üzerine konuşuyoruz
O zaman soralım.
Neden özel işletmeler kâr ederken, onların oluşturduğu güvenlik ve asayiş yükü devletin, yani Türk polisinin omuzlarına yükleniyor?
Artık bu konuyu yeniden değerlendirme zamanı gelmiştir.
Özel işletmeler ticari kazanç sağlıyorsa, güvenlik sorumluluğunun da önemli bir bölümünü üstlenmek zorundadır.
Devletin asli görevi, her işletmenin kapısında nöbet tutmak değil; toplumun genel güvenliğini sağlamak, suçla mücadele etmek ve kamu düzenini korumaktır.
Bu nedenle 5188 Sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ile belediyelerin ruhsat mevzuatı günümüz şartlarına uygun şekilde yeniden ele alınmalıdır.
Belirli bir kapasitenin üzerindeki gece eğlence mekânları için;
* Yeterli sayıda eğitimli özel güvenlik görevlisi bulundurma,
* Yüksek çözünürlüklü CCTV kamera sistemi kurma,
* X-Ray cihazı ve metal dedektörü kullanma,
* Girişlerde etkin güvenlik kontrolü sağlama,
zorunlu hâle getirilmelidir.
İşletme içerisinde veya girişinde meydana gelen olaylarda güvenlik zafiyeti tespit edilmesi durumunda, işletmelere ağır idari para cezaları uygulanmalı; ihlalin devamı hâlinde ruhsatın askıya alınması ve gerekirse iptaline kadar uzanan yaptırımlar devreye girmelidir.
Türk Polisi, gece kulüplerinin veya eğlence mekânlarının kapısında sürekli nöbet tutan bir güvenlik görevlisi konumunda olmamalıdır.
Polis; olaylara müdahale eden, bölgesel asayişi sağlayan, suçla mücadeleyi yöneten ve kamu düzenini denetleyen asli görevine odaklanmalıdır.
Hem kamu kaynaklarının daha verimli kullanılması hem de polisimizin asli görevlerini daha etkin yerine getirebilmesi için bu sistemin yeniden ele alınması artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.
@tcbestepe
POLİS DEĞİLİM AMA TÜM SAMİMİYETİMLE SÖYLEYE BİLİRİM Kİ
BU DEVİRDE POLİS KADAR CANLA BAŞLA ÇALIŞTIRILIP YIPRANDIRILAN GECESİNİ GÜNDÜZE KATTIĞI HALDE AZ MAAŞLA GEÇİMİNİ ZAR ZOR SAĞLAMAYA MECBUR EDİLEN Bİ MESLEK GÖRMEDİM ALLAH YARDIMCILARI OLSUN...
#PolisGeçinemiyor
* Yarın ya da birkaç gün sonra ek görev yazılıp yazılmayacağını bilmediği için ailesiyle veya sosyal hayatıyla ilgili sağlıklı plan yapamamaktadır. Yaptığı planlar ise çoğu zaman son anda iptal olmaktadır.
* Çalışma saatlerinin iyileştirilmesine yönelik dönem dönem genelgeler yayımlansa da bunlar yasal güvenceye kavuşmadığı için en küçük yoğunlukta yeniden eski düzensiz çalışma sistemine dönülmektedir.
* Bütün bu ağır çalışma şartlarına rağmen çoğu zaman hiçbir ek ücret veya ilave mali hak verilmemektedir.
* Belki de en acı olanı ise, bu şartları bizzat yaşamayan birçok kişinin polislerin karşı karşıya olduğu zorlukları yeterince önemsememesi ve görmezden gelmesidir.
Güçlü bir polis teşkilatı, yalnızca modern araç ve teçhizatla değil; moral ve motivasyonu yüksek, dinlenebilen, ailesine zaman ayırabilen ve emeğinin karşılığını alabilen polislerle mümkündür. Polisimizin yükünü hafifletmek, yalnızca onların değil; toplumun huzuru, güvenliği ve geleceği için de bir zorunluluktur.
Özellikle büyük şehirlerde ek görevler çoğunlukla farklı ilçe ve birimlerde olduğundan, çalışma süresine ilave olarak saatlerce yolculuk yapmak zorunda kalmaktadır.
* Konser, maç, miting, toplantı ve benzeri tüm sosyal organizasyonlarda görev aldığı için, özel hayatında bu etkinliklere katıldığında bile kendisini görevde hissedebilmekte; bu nedenle sosyalleşmek yerine evinde dinlenmeyi tercih etmektedir.
* Aşırı yorgunluk altında görev yapan polislerden hata yapmamaları beklenmekte; en küçük hata ise ağır disiplin süreçleri ve kamuoyu baskısıyla karşılık bulmaktadır.
* Emeklilik yaşı, düzenli mesai yapan ve hafta sonlarını, akşamlarını ailesiyle geçirebilen diğer kamu görevlileriyle aynı seviyede tutulmaktadır. Oysa geçmişte kadın polisler 16, erkek polisler ise 20 yıl hizmetten sonra emekli olabilme hakkına sahipti.
* İnsanların hayatları boyunca unutamadığı travmatik olaylarla polisler neredeyse her gün karşı karşıya kalmaktadır. Buna rağmen yeterince dinlendirilmeden, psikolojik destek almadan ve ek ücret ödenmeden çalıştırılmakta; hata ve mazeret kabul edilmemektedir.
* Zaman zaman aralıksız 20 saati bulan, hatta aşan çalışma süreleri yaşanmaktadır.
* Gece mesaileri, biyolojik ve fiziksel olarak gündüz mesaisinden çok daha yıpratıcı olmasına rağmen gece çalışan polisler, gündüz çalışanlarla aynı ücreti almaktadır.
* Gece boyunca görev yapan polisler, sabah mesai bitiminde dinlenemeden yeni görevlere gönderilmekte; üstelik bu görevlere ulaşımı kendi imkânlarıyla sağlamak zorunda kalmaktadır.
* Ek görevlerde çayını, kahvesini hatta yemeğini bile kendi cebinden karşılamakta; bazen göreve geç kalmamak için taksi ücreti ödemek zorunda kalmaktadır. Ek gelir elde etmek bir yana, görev nedeniyle cebinden para harcamaktadır.
DİKKAT!
Bizler yıllardır anlatmaya çalışıyoruz. Polis arkadaşlarımız hem mali hem sosyal haklarda hak ettiğini alamıyor.
Sayın @mkulunk Bey de defalarca Akşama not, Dikkat! diyerek konuya dikkat çekmeye çalıştı.
Artık kronik hale gelmiş sorunları yok saymak, gözardı etmek sorunların varlığını ortadan kaldırmıyor, aksine daha da derinleştiriyor.
Polis arkadaşlarımız adalet ve eşitlik istiyor.
Geç kalınmış adımların hızlıca atılması önemlidir.
Her olayda en önde can siperane çalışan polislerimizi duymalı ve sorunlarını çözmelisiniz.
Bugün polislerimizin yaşadığı başlıca sorunlar şunlardır:
* Polislikte çoğu zaman belirli bir mesai saati kavramı bulunmamaktadır.
* Akşam saat 18.00’de göreve başlayacak personele, öğle saatlerinden itibaren ek görev verilmekte; o görev tamamlandıktan sonra aynı personel gece boyunca kendi asli görevine devam etmektedir.
* Akşam 18.00’de başlayıp sabah 08.00’de mesaisini bitiren polisler, birkaç saat dinlenmeye bile fırsat bulamadan saatler süren ve çoğu zaman ayakta yerine getirilen başka görevlere gönderilmektedir.
* Milli ve dini bayramlarda tüm kamu çalışanları izin kullanırken polisler görev yapmaya devam etmektedir. Buna rağmen bu çalışılan tatil günleri daha sonra izin olarak telafi edilmemektedir.
* Bayramlarda izin kullanamayan polisler, aksine normal günlerden daha yoğun çalıştırılmaktadır.
Akşama not.
Dikkat!
Sokaktaki asayişin, evlerimizdeki huzurun, iş yerlerimizdeki güvenliğin ve siyasette rahat hareket edebilmenin temel şartlarından biri, polis teşkilatımızın güçlü olmasıdır.
Polis teşkilatımız elbette güçlüdür. Ancak bu gücün sürdürülebilir olması için polislerimizin moral ve motivasyonunun da aynı ölçüde güçlü tutulması gerekir.
Ne yazık ki polislerimizi çoğu zaman bir insan gibi değil, adeta bir makine gibi görüyoruz.
Üzerlerindeki üniformaya olan sadakatlerinden dolayı, “Nasıl olsa itiraz etmezler”, “Daha ne istiyorlar, polis olmuşlar”, “Yapamıyorlarsa istifa edip gitsinler” ya da “Mecbursunuz kardeşim” anlayışıyla hareket ediliyor. Eğer böyle düşünüyorsak, ciddi bir yanlış yapıyoruz.
Unutulmamalıdır ki polis de sokaktaki herhangi bir vatandaş gibi etten kemikten bir insandır.
Sinirleri vardır, ruhu vardır, kalbi vardır, aklı vardır.
Hayata dair beklentileri, ailesi, sevinçleri, üzüntüleri ve sosyal yaşamı vardır.
Son dönemlerde özellikle dikkat çekmemize rağmen, polislerimizin moral ve motivasyonunu yükseltecek adımların atılması konusunda yeterince ilerleme kaydedemediğimizi görüyorum.
Kusura bakmasınlar ama bu süreci yöneten arkadaşlara açıkça söylemek istiyorum: Arka koltukta oturup, karakolda görev yapan polisin,terör şubedeki polisin,Çevik Kuvvet’teki polisin, istihbarattaki polisin nasıl bir hayat yaşadığını anlamak kolay değildir.
Özellikle karı-koca her ikisi de polis olan ailelerin, birbirlerini haftada ancak bir kez görebildiği bir çalışma düzenini anlamak kolay değildir.
Amirinin iki dudağı arasından çıkacak bir emirle, günün ya da gecenin herhangi bir saatinde göreve gitmek zorunda kalmanın ne demek olduğunu anlamak kolay değildir.
Eve gelip üniformasını çıkarıp dinlenmeye fırsat bulamadan yeniden göreve çağrılmanın ne anlama geldiğini hissetmek kolay değildir.
Üzülerek ifade ediyorum ki bunu siyasetteki birçok arkadaşımızın da tam anlamıyla kavraması güçtür.
Özellikle mülki idare açısından da bunu anlamak kolay değildir.
Çünkü onların kapılarını açan da, güvenliğini sağlayan da yine polislerimizdir.
İşte bu nedenle bu konuyu yeniden ele almak zorundayız. Polislerimizin yaşadığı sıkıntıları, beklentilerini ve taleplerini samimiyetle dinlemek, çözüm üretmek ve onların moral-motivasyonunu güçlendirecek adımları vakit kaybetmeden atmak mecburiyetindeyiz.
Gelin, polislerimizin yaşadığı sorunları birlikte konuşalım.
Ne bekliyorlar, ne istiyorlar, hangi sıkıntılarla mücadele ediyorlar; bunları anlamadan güçlü güvenlik teşkilatımızın gücüne her zaman çok ihtiyacımız vardır
@tcbestepe@RTErdogan@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli
#Polis
#Emniyet
Polislerin mesai saati kanuni güvenceye alınmalı
Emniyet Genel Müdürlüğü, polislerin 12-36 ve 8-24 sistemine göre çalışma düzeni oluşturmaları için merkez ve taşra teşkilatına yazı yazdı.
Atılan bu adımı önemli buluyoruz. Ancak yeterli değil. 12-36 sistemi için daha önce de genelge yayımlanmış, ne var ki uygulamada buna uyulmamıştı.
Bu nedenle mesai saatleri ve özlük hakları kanuni güvenceye alınmalı. Ancak bu şekilde kalıcı bir çözüme kavuşulabilir.