Sleep well, live non-stop;
Ege Ünv. Tıp. Fak 08', Tepecik Eğt. Araş. Hast. 15'
Çocuk SAĞLIĞI ve Hastalıkları uzmanı, Kinder- und Jugendmedizin, Pediatrician
Bir milletvekilinin maaşı; TBMM Genel Kuruluna kaç kez katıldığına veya kaç kanun teklifi verdiğine göre belirlenmiyor.
Bir hâkimin maaşı, sonuçlandırdığı dosya sayısına göre hesaplanmıyor.
Bir imamın maaşı, camiye gelen cemaat sayısına göre ödenmiyor.
Peki neden hekimler; muayene sayısı, ameliyat sayısı, Z skoru, branş ortalaması, hastane ortalaması, aktif çalışma günü ve 50'den fazla kritere bağlı bir gelir sistemiyle çalışmak zorunda bırakılıyor?
Hekimlik bir üretim bandı değildir. İyi hekimlik; sayıların, katsayıların ve algoritmaların ötesinde bilgi, tecrübe ve vicdan gerektirir.
Hekimler için adil, öngörülebilir, emekliliğe yansıyan tek kalem ücret sistemi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Total gelirimizin %80'inin sabit tek kalem maaş, %20'sinin ise teşvik ek ödemeden oluşmasını talep ediyoruz.
#TekKalemMaaş #HekimBirliği #SağlıktaAdalet
@saglikbakanligi@drmemisoglu
Malesef twit atmaya, paylaşmaya bile üşenen binlerce meslektaşımız var.
💣Aktif hekimlik yapmiyor, iyi para kazaniyorsa burayi PR için kullanır, etliye sütlüye bulaşmaz.
💣Konu kendisine dokunmazsa susar.
💣Konu kendine dokununca bile susar, birileri halleder der.
💣Sarı zarftan, başhekimden, müdürden korkar.
Malesef bu bizim gerçeğimiz.
Gaziantep Üniversitesi’nde 20 bin dolara “kayıt borsası” kurulmuş, lise diploması bile istenmemiş
Nefes Gazetesi’nden İlke Çıtır’ın haberine göre; Tıp ve Diş Hekimliği fakültelerine normalde her kayıt döneminde sınavla yalnızca 3’er yabancı öğrenci alınırken, 2021-2024 arasında aracı şirketler üzerinden her yıl 80’e ulaşan ve aşan sayıda yabancı öğrenci para karşılığında yerleştirildi.
Bazı kayıtlar için 20 bin dolar istendi ve üniversite yönetimi öğrenci başına komisyon aldı.
İddiaları, üniversitenin eski rektörü Prof. Dr. Ali Gür sosyal medya paylaşımlarıyla gündeme taşıdı.
Haberde; aracı firmanın internet sitesinde “Lise diploması olmadan özel çözümler üreterek Türk üniversitelerine yerleştiriyoruz” ifadelerinin yer aldığı, itiraz eden akademisyenlere soruşturma açıldığı ve mobbing uygulandığı da aktarıldı.
YÖK’ün, dönemin üniversite yönetim kurulu üyelerinin listesini istediği belirtildi. WhatsApp yazışmaları ve kayıt ücretlerine ilişkin görseller de ortaya çıktı.
''Son 50 yılda aileler için en büyük “kazanım” gibi görünen şey aslında bir tuzak olabilir mi?
Rory Sutherland, Alex O’Connor’ın podcast’inde şunu söyledi:
Çift gelirli hane modeli başlangıçta güzel bir seçenekti. İki eş de çalışıyor, eve daha fazla para giriyordu. İlk bakışta harika görünüyordu.
Sonra gerçeklik değişti. Devletler iki kat vergi almaya başladı. Ev sahibi olanların mülk değerleri uçtu. Konut fiyatları iki maaşa göre yükseldi.
Bir anda tek gelir artık yeterli olmamaya başladı; hatta danışman cerrahlar gibi yüksek kazançlı bekârlar için bile.
Aileler, yaşam tarzlarında sadece sınırlı bir iyileşme elde etmek için haftada yaklaşık 35 saatlik boş zamanlarından vazgeçti.
Özgürlük olarak başlayan şey, sessizce zorunluluğa dönüştü. Bu da bekâr insanları ve çocuklarını bizzat yetiştirmek isteyen ebeveynleri ciddi biçimde dezavantajlı hale getirdi...''
Kalp cerrahisinde yeni yöntemler dünya literatürüne kazandırılmıştır. Ülkemiz için gurur verici. Rahmetli sevgili anneciğim Türkiye’de kapak bulunamadığı için 1982 yılında Paris’ten rahmetli dayımın gönderdiği 1 tane kapak ile ameliyata alınmış (normalde 6 boy kapakla ameliyata girilir ve hangisi uyarsa o takılır) ve ameliyat yaklaşık 10 saat sürmüştü. Ben o zaman ortaokulda idim. Annem tam 7-8 sene bir kaç ayda bir inr testi için Trabzon’dan Ankara’ya gidiyordu. Son zamanlarında Trabzon Farabi hastanesine inr testinin artık yapıldığını öğrendiğinde çok sevinmişti. Annem benim kalp cerrahı olduğumu, hatta doktor olduğumu da göremedi. 1990 yılında emboli sonucu vefat etti. Ben o zaman tıp fakültesi 3. Sınıftaydım. O yokluk dönemlerinden geçen bir ülkeydik. Şimdi dünya literatürüne giren ilkleri ortaya koyan bir ülkeyiz. Bu vesile ile sevgili anneciğime Allah’tan (cc) rahmet diliyorum. Şimdi olsaydın gurur günü senindi. Mekanın cennet olsun.
On yıllarca doktorlar böbrek taşlarının, böbrekte biriken minerallerden oluşan cansız topaklar olduğuna inanıyordu.
UCLA Health tarafından bu ay yayınlanan çığır açıcı bir çalışma bunun yanlış olduğunu kanıtladı.
Yüksek teknoloji ürünü floresan mikroskopi kullanarak, araştırmacılar bu taşların aslında içlerinde "gömülü" canlı bakteri ve mantar benzeri biyofilmler içerdiğini keşfettiler.
Bu, uzun süredir devam eden bir tıbbi gizemi çözüyor: Hastalar, idrarları steril olsa bile, taş kırma tedavilerinden sonra neden bazen ciddi enfeksiyonlar (sepsis) geçiriyorlar? Cevap: Taşın kırılması, içinde hapsolmuş bakterileri serbest bırakıyor.
Bu, tedavide devrim yaratabilir ve odağı böbrekteki gizli mikrobiyoma yöneltmeye kaydırabilir.
Kaynak: Wong, Gerard C. L. et al, Intercalated bacterial biofilms are intrinsic internal components of calcium-based kidney stones, Proceedings of the National Academy of Sciences (2026). DOI: 10.1073/pnas.2517066123.
Müge Anlı’nın programında tanınan ve bir erkek çocuğun onu ekranda tanıması sonucu “erkek çocuğuna cinsel istismardan” tutuklanan Sinan Sardoğan, cezaevinden tahliye olduktan sonra gittiği kuaförde böyle bir video çekti. Farkettiyseniz cezaevinde epey kilo almış. İşin ilginç yanı gittiği bu kuaföre adeta bir “kanaat önderi, ilim adamı” gelmiş gibi muamele çekiyor ve bu video da her yerde paylaşılıyor.
Sadece hukuk sisteminde sorun yok, toplumda da ciddi bir “ahlaki erozyon” var!
1922 yılında bir grup bilim insanı, diyabetli çocukların koğuşlarda — çoğu zaman 50 veya daha fazla çocuğun bir arada kaldığı — Toronto General Hastanesi’ne gitti. Çocukların çoğu diyabetik ketoasidoz nedeniyle komadaydı ve ölmek ��zereydi. Diğerleri ise son derece katı bir diyete sokularak tedavi edilmeye çalışılıyordu; bu da kaçınılmaz olarak açlığa yol açıyordu.
Bu olay, tıp tarihinin en inanılmaz anlarından biri olarak bilinir. Çocuklarının kaçınılmaz ölümünü bekleyerek yatak başında oturan anne babalarla dolu bir odayı hayal edin.
Bilim insanları yatak yatak dolaşarak çocuklara yeni, saflaştırılmış bir özüt enjekte ettiler: buna insülin deniyordu.
Son komadaki çocuğa enjeksiyon yapılırken, ilk enjeksiyon yapılan çocuk uyanmaya başladı. Ardından çocuklar birer birer diyabetik komalarından çıktı. Ölüm ve kasvet dolu bir oda, sevinç ve umut dolu bir mekâna dönüştü.
1920’lerin başında Frederick Banting ve Charles Best, Toronto Üniversitesi’nde John Macleod’un yönetiminde insülini keşfettiler. James Collip’in yardımıyla insülin saflaştırıldı ve diyabetin başarılı bir şekilde tedavi edilmesini mümkün kıldı.
Aynı yıl Banting, Collip ve Best, insülin patentini Toronto Üniversitesi’ne 1 dolara satmaya karar verdiler.
Banting ve Macleod, bu çalışmalarıyla 1923 yılında Nobel Ödülü kazandı.
Fotoğraf Kaynağı: Library and Archives Canada
"En feci şey insanın artık aldanmayacağı yere gelmesidir. İşte ilk ölümümüz, orada başlıyor" diyor şair...
Çünkü aldanmak; içinde çocuksu bir saflık taşır...
1950 yılında Giresun'da fındık hasadını gösteren İngiliz yapımı belgeselden bir kesit.
Döneri şiş kebap sanmaları dışında gayet güzel anlatmışlar hikayeyi.
Fındıklar o zaman karadan değil denizden taşınırmış.
Ne güzel bir video.