Kendime:
"Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol ve soruların kendisini sevmeye çalış, kilitli odalar ve yabancı dilde yazılmış kitaplar gibi. Cevapları şimdi arama. Şu anda cevaplar sana verilemez, çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. Bu her şeyi yaşama meselesidir.
Bugün Anneler Günü.. Gelin size kendimden değil de başka annelerden bahsedeyim önce. Bu geçtiğimiz sene, hayatımda yakından tanıdığım annelerin sayısı belirgin ölçüde arttı. Ve ben:
- Eşi yanında olmasına rağmen doğru düzgün hiçbir destek alamadığı için sırtında çocuklarının bütün yükünü taşıyan,
- Boşandığı eşi hiçbir sorumluluğu gerçek anlamda üstlenmediği için çocuklarının her şeyi olmak zorunda kalan,
- Çocuğu okulda zorlandığı / dışlandığı / yetersiz hissettiği / uyum sağlayamadığı için onlar için, onlardan daha çok çırpınan,
- Bedensel sağlığını hiçe sayıp çocukları için her yere ve her şeye koşan,
- Çocuklarına yeterli ilgiyi verebilmek için kendi mesleğini arka plana atmak durumunda kalan,
- Çocukları daha iyi eğitim alsın ya da içinde bulunduğu alanda daha da çok gelişsin diye sabah-öğlen-akşam durmaksızın çalışan, koşturan, para kazanmak için didinen,
- Eşi ya da ailesinden başka birileri bir hastalıkla boğuştuğu için aynı anda hem o kişiye bakım veren hem de çocuklarını eksik bırakmamaya çalışan,
- Çocukları boşanma sürecinin etkilerini en az hissetsin diye canı çok yanmasına rağmen babaları kötü göstermemeye uğraşan
birçok kadının hikayesine yakından şahitlik ettim. Kimi zaman birlikte ağladık, kimi zaman birlikte çözüm aradık, kimi zaman çaresizlik içinde oturup kaldık. Ama sonunda hep bir şekilde ayağa kalkıp devam ettik.
Annelik, üzerinde çok fazla “oyun oynanan” kavram bence.. Ters giden ne varsa anneliğe yüklenebilir ne de olsa.. Üstelik kendi içinde zaten sürekli yetersiz hissettiğin bir rol olduğu için (çünkü bir “en iyi anne” mertebesi yok, bir kullanım kılavuzu yok, bir onay mercii yok - çok şükür ki yok bir yandan da) kendimizi sürekli daha iyisini yapmayı hayal ederken buluyoruz.
Bir anne olarak kendime de sürekli hatırlatmaya çalıştığım şu bilgiyi bugün bir kez daha burada paylaşmış olayım: Çocuk, mükemmellikten beslenmez; çocuk çabadan beslenir. Çocuk bir şekilde orada kalmayı başarmanızdan beslenir, çocuk her şeyin en iyi şekilde yapılmasından değil, hatalardan ders almaktan beslenir. Tersine, mükemmellik çocuğa ulaşılmaz bir hedef gibi hissettirip bizden uzaklaştırabilir bile.
Hepimiz için dilerim ki çocuklarımızla birlikte hata yapalım, birlikte ilerleyelim, birlikte düşelim, birlikte kalkalım, birlikte öğrenelim, birlikte yol alalım.
Yüreğinde anneliği hisseden, anne olmak adına çabasını hiç eksik etmeyen herkesin Anneler Günü kutlu olsun 🤍
After a long break, I'm returning to my @PsychToday blog. My first piece back is about the central argument of my new book with @AdilSaribay, Reflection and Intuition in a Crisis-Ridden World: Thinking Hard or Hardly Thinking? (Routledge, 2025).
The claim is uncomfortable. Slow, careful reasoning is not the cognitive virtue we've been sold. For decades, dual-process research promised that thinking harder would rescue us from bad judgment. I no longer believe that promise holds up.
The trouble isn't that people refuse to think. They think constantly. Much of that reasoning is simply in service of conclusions already chosen. Psychologists call this motivated reasoning: assembling arguments for what we already want to believe, like a lawyer building a case. A generation of research shows that analytically skilled people are often better at rationalizing their existing beliefs, not freer from them. More cognitive horsepower mostly produces more elegant rationalization.
What actually produces sound judgment? We propose three orientations that reflection alone cannot provide:
(1) Intellectual humility: treating your current view as a hypothesis that must keep earning its place.
(2) Active open-mindedness: seeking evidence against your position as hard as you'd defend it.
(3) Holistic thinking: holding multiple causal pathways in mind, especially when problems cross domains.
These are not a checklist but one capacity working from different angles. Finding the most plausible account that ties the evidence together, and revising it when new evidence fails to fit. Humility makes revision possible. Open-mindedness drives the search for disconfirming evidence. Holistic thinking helps you see when new information belongs to a different system than you first assumed. This is what distinguishes strong diagnosticians: their core skill is not knowledge but the ability to update quickly when the leading hypothesis fails.
Why this matters across sectors:
(1) Education: curricula still assume that stacking isolated competencies eventually produces judgment. It rarely does.
(2) Policy and public health: climate, polarization, and pandemics reward integrative thinkers.
(3) AI: LLMs produce competent answers cheaply. The scarce human skill is defensible synthesis across domains.
(4) Leadership: Executives who make the worst calls under uncertainty are rarely the least intelligent. They're the most committed to being right.
(5) Medicine and finance: where the cost of elegantly defending the wrong hypothesis is measured in lives or billions.
Reflection becomes useful only when a person seriously entertains the possibility of being wrong. Until then, it mostly helps us be wrong more effectively.
Full piece: https://t.co/g9V8wJ3g0e
Subscribe to the Moral Intuitions blog: https://t.co/XbuNjPW6v2
Kitabı heyecanla okumaya başladım ve daha 10.sayfada üzerinde çok düşünülecek bir cümleye rast geldim: "Duygu teşhirciliği argümanları tartışmayı imkansızlaştırmak için başvurulan popüler bir yol." Ne kadar doğru.
Etik, yasal çerçeve ve sorumluluklar hayatidir. Her ne sebeple olursa olsun başkalarının tıbbi-psikiyatrik bilgilerini "ele geçiremez", bunları iyi niyet kisvesi altında magazin malzemesi yapamayız. Bir kuşku varsa meslek odalarına ve yasal mercilere başvurulur, görüş sunulur.
Bipolar bozukluğu, bilimsel bir çerçevede ancak hayli sade ve anlaşılır bir dilde anlatıp açıklayarak adeta bir referans belge niteliği kazandırdığı bu makalesi için yazarı @imdatdemirtr’i kutlarım. Okuyun, paylaşın:
Son dönemin "incinmişsiniz" eksenli popüler söylemi özünde, en nihayetinde, doğru da bir şey söylediğinden bu tarz açıklamarda beni rahatsız edenin ne olduğunu tam olarak tespit edemiyordum ama sanırım sonunda buldum:
Sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yemesi gayet anlaşılır bir tepki olsa da yoğurdun nihayetinde soğuk bir gıda olduğu gerçeğine bir aşamada geri dönebilmek gerekiyor. İnsanların geçmiş tecrübelerinden dolayı bugün verdiği tepkilere empatiyle yaklaşmak bir şey; bu tür bir çarpık gerçeklik algısına iştirak etmek, bunu pekiştirmek, olağanlaştırmak başka bir şey. Her süt ağız yakacak sıcaklıkta değil çünkü ve yoğurda üflemeye kesinlikle gerek yok.
Diğer bir deyişle, bir insanın yaşadığı sıkıntıların, zorlukların dış çevre kaynaklı oluşunu teslim edeceğiz, duygularına geçerlilik kazandıracağız derken onun failliğini, bugünkü tepki ve kararlarındaki söz hakkını büsbütün elinden almak, gerçeklikle temasını hepten kesmek, kaş yapayım derken göz çıkarıyor biraz.
Minds wander roughly 50% of the time, and happiness drops when it does.
In a large 2010 study, people were happiest when focused on the present moment. Even pleasant daydreaming didn’t help.
Utanç, gizliliğe kök salmış güçlü bir duygudur ve çoğu zaman kendimizi hasarlı ve değersiz hissetmemize neden olur. Etkisi; psikolojik, nörobilişsel, sosyokültürel ve kurumsal alanlara yayılır.
Agustin Ibanez ve arkadaşları, makalelerinde "Utanç"ı özel tedaviler gerektiren bir sağlık sorunu olarak yeniden ele alıyor.
"Senin yüzünden" sözcüğü bir kadının hayatında en sık karşılaştığı sözcüklerdendir. Fransızların meşhur "cherchez la femme (kadını arayın)" terimi, her sorunun altında mutlaka bir kadın parmağı olduğunu varsayan ataerkil söylemin bir göstergesidir. Üstelik kadınlar buna o denli
@dilsatumran@Hakan_Atalay2 Ama motivasyona etki edenlerden biri şu oldu: koşu gruplarını takip ediyorum İnstagram’da ve kendime koşu tişörtü vs alıyorum. 😄 Şu an baya sistemli olarak, içimden gelerek koşuyorum. ☺️
Herkese merhaba, arkadaşımla birlikte bir podcast yolculuğuna başlıyoruz.
🎙️Zihnilerimizdeki Melodiler
Yeni bir podcast serisi başlatmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Damla Çıldır ile size hem kendimizden hem de bu podcastten bahsediyoruz.
@BuketUzuner@agahaydin İyi ki paylaştınız Buket Hanım. ☺️ Sizin düşüncelerinizi ve iyi yaşam önerinizi duymak eminim çok büyük zevk. Alıp sindire sindire okuyalım. ☺️💫🙏🏼