Dönmek, mümkün mü artık;
Dönmek onca yollardan sonra,
Yeniden yollara düşmek.
Neresi sıla bize, neresi gurbet?
Yollar bize memleket.
Gitmek, mümkün mü artık,
Gitmek onca yollardan sonra
Yeniden yollara düşmek.
Keşfetsene döndü. :)
@ilkergirit@disgundemcom Bir aşamaya geldiğinde hakkı tam verilen 2 editöre bakar. Habercilikte insan dilinin (ve belki filtresinin) çok önemli olduğunu düşünüyorum, şu an metinle çok AI duruyor tabii.
Tebrikler, yolu açık olsun.
Silivri’den herkese merhaba,
Öncelikle paylaştığım videoyu yeniden izlemenizi ricaediyorum.
Videoda, 13 Haziran 2013 tarihinde Ankara’da, dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle katıldığım heyetin, hükümet yetkilileriyle yaptığı 3.5 saatlik toplantı sonrasında, Başbakanlık konutunun merdivenlerinde yaptığım konuşmam yer alıyor.
O halimi düşünüyorum. TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı gencecik bir Tayfun. Hükümet davetiyle görev bilmiş kendine orada olmayı ve bu açıklamayı yapmayı.
Bu açıklamanın üzerinden kocaman bir 9 yıl geçti ve bir andasuçlu ilan edildik. Aklımızın hala almadığı bir karar.
Bugün, haksız yere tutukluluğumuzun 1000. gününü geride bıraktık.
1000 günlük anormallik yaşıyoruz.
1000 gündür demir parmaklıklar arkasındayız.
1000 gündür sevdiklerimize hasretiz.
1000 gün hayatımızdan geçti, gitti.
1000 gün dile kolay…
1’den 1000’e kadar saymaya başlasa insan usanır, bir yerde saymayı bırakır.
Oysa ben hiç bırakmadım, eşim Meriç bırakmadı, kızım Vera bırakmadı. Annem ve babam bırakmadı. Meslektaşlarım bırakmadı. Öğrencilerim bırakmadı.
Hayatı bir yerde durdurma isteği geliyor, yalan değil. Çünkü anılar hep dışarıda. O anların fototğrafıyla avunuluyor burada ancak.
1000 gündür bir bu anılara yenileri eklenir mi diye düşünüyorum.
Videodaki gencecik Tayfun bir daha düşüyor hatrıma.
Defalarca şiddetsiz ve demokratik tepki gösterilmesini, yasalara saygıyı hatırlatan ben değil miydim? Bütün TV kanalları bunlarıyayınlamadı mı?
Şimdi neden hiç parçası olmadığım ve karşı çıktığım şiddet eylemlerinin faili sayılıyorum?
Bu soruyu 1000 gündür soruyoruz.
Mahkemede de sorduk. Tanıkları dinleyin dedik. Bütün ulusal kanallara çıkan görüntüleri verdik. Bakın bu masumiyetin kanıtıdedik. Kabul etmediler. Peşin hükümle, siyasi inatla verilen 18 yıllık bir ceza ile tüm hayatımız altüst edildi. Yine de sormaya devam ettik. 1000 günde en az 1000 kere sorduk.
Sorsak, belki Silivri’nin soğuk duvarı bile dile gelir konuşurdu, bir cevap verirdi. Olayın birebir tanıkları ise susuyor. Hapishane duvarından bile daha soğuk olmak mümkün mü? Mümkünmüş.
Çok basit, çok temel bir sorular soruyoruz: Benim suçum ne? Bu suçun kanıtı ne? Bu cezanın gerekçesi ne? Haykırıyoruz. Ailem haykırıyor, ufacık kızım Vera haykırıyor, aynı soruları, çevirip çevirip soruyoruz. Cevap yok.
Adalet hepimiz için ne önemli bir kelime. Değil 1000 gün bir ömür geçse de bugün olduğu gibi gür haykıracağız: Adalet, hemen şimdi.
Biliyorum sıkılıyor canınız. Biliyorum adaletin geciktiği her gün bir kâğıt kesiği gibi acıtıyor canımızı.
Ama vazgeçmiyoruz umut etmekten. Ne olur hiç vazgeçmeyelim umuda tutunmaktan.
Dostlarım, haksız tutsaklığımızın 1000. gününde özgür ve güzel günlerimizin yakın olduğu umudu ile hepinizi Silivri’den hasretle selamlıyorum.
Sevgilerimle;
Tayfun Kahraman / Silivri K. C. İ. K. A/42
@Besiktas Futbolumuzun düzelmesi için kulüplerde kasanın başına Necip gibilerin geçmesi lazım.
Necip Uysal, bu kulübe mali sportif direktörlük yapacak adam.
Keşke Şifo Mehmet gibi bi' jübile yapılsa, yeni nesiller jübile ile tanışsa romantikliğini yapmayacağım ama bu kadarı ayıp.
Pes!
Futbolumuzun düzelmesi için kulüplerde kasanın başına Necip gibilerin geçmesi lazım.
Necip Uysal, bu kulübe mali sportif direktörlük yapacak adam.
Keşke Şifo Mehmet gibi bi' jübile yapılsa, yeni nesiller jübile ile tanışsa romantikliğini yapmayacağım ama bu kadarı ayıp.
Pes!
Kulübümüzden Açıklama
Teknik heyetimizin raporu Yönetim Kurulumuzun onayıyla profesyonel futbolcularımızdan Necip Uysal ile Mert Günok’a bugün itibarıyla futbol planlamamızda yer almayacakları tebliğ edilmiş ve iki isimden kendilerine kulüp bulmaları istenmiştir.
Necip Uysal ile Mert Günok, kulüp bulamamaları halinde çalışmalarını takımımızdan ayrı sürdürecektir.
Futbol Akademimizden yetişen, 2009-10 sezonundan bu yana Futbol A Takımımızın formasını terleten Uysal ile 2021-22 sezonundan bu yana kalemizi koruyan Günok’a bundan sonraki kariyerlerinde başarılar diler, kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.
Beşiktaş JK
BU KADARINI BEN DE HAYAL ETMEMİŞTİM!
Dün akşam hiç de planlı olmayan bir şekilde biraz da gelişine olağanüstü bir yemek yapıp yedim! Kendim de şaşırdım vallahi. Ne mi yaptım, nasıl mı yaptım buyurun😊
Dün öğlen saatlerine avukat görüşüne çıkarken yemek dağıtımı için sefertasımı kapı önüne koymayı atlamışım. Geldiğimde yemek yoktu. Bende bunu fırsat bilip avluya çıkmadan önce çay makinamın buharına azıcık tereyağı, azıcık zeytinyağı koyarak soğan ve biberlerimi doğradım. Hatta kırmızı kapya biberim de vardı onu da koydum. Buharda ağır piştiği için onlar pişedururken ben avluya yürüyüşe çıktım. Bir yandan da düşünüyorum. Ara ara da yemek hayalleri kuruyorum. Mantı mı düşünmedim, nefis bir bolonez soslu makarna mı hayal etmedim, et sote mi pişirmedim neler neler…
En son çocukken annem yemek pişirirken böyle soğan-biber-domates biraz da kıyma ile iç hazırlarken sebzesini eklemeden ekmeğimin içine koyar tadımlık verirdi. Pek hoşuma giderdi. Aklıma bu geldi ve akşama bu pişirdiğim içi, bu çocukluk günlerime özenerek yemeye karar verdim. Biberlerime salça ve azıcık baharat ekledim. Odamı mis gibi bir koku kapladı. Ben avluda yürürken tencerem tıkır tıkır yavaştan kaynıyordu.
Derken 16.45 gibi akşam yemeği için mazgalım açıldı. Yayla çorba, köfte ve bir adet haşlanmış patates.
Köfte arada bir çıkıyor ama hiç mi hiç lezzetli olmuyor. Kıyma kokusu bulaşmış daha çok ekmek tadan köfte benzeri yemeği son 2-3 aydır almıyordum. Bu kez istedim; bir anda o köftelerden kıyma yapabilirim fikri belirdi aklımda. Küçük küçük doğradım, iyice pişmiş yemek içime ekledim. Suyu da ekleyip bir saat daha pişmeye bıraktım, harika kokuyordu.
Soframı kuruyorken, daha doğrusu masama gazete sererken, dünün karavanasından kalan lavaşlar bana göz kırptı! Aldım buhar üstünde azıcık ısıttım. Küçük parçalara bölüverdim. Dolapta yoğurdum da vardı. Ona da azıcık sarımsak ekleyip harika bir sarımsaklı yoğurt yapıverdim. Sonra tabağıma koyduğum lavaşların üstüne yemek içlerimi serdim. Kenarına koyduğum sarımsaklı yoğurtla adeta bata çıka yedim. Neredeyse “Kayseri yağlaması” yapmıştım! Ya da “şebit yağlaması." Elbette bu iddiada bulunmak hadsizlik olur ama bana burada bayram ettirdi! Pek güzel oldu.
Tam bulaşığı yıkarken mazgalımı açan Adıyamanlı memur arkadaşım “Hocam lahmacun kokuyor, öyle bir şey mi yaptınız?” dedi. Harika kokuyor, bizim oralardaki kokulara benzer dedi. Şaşırdım, burada ikram edemiyorum ama çıkınca kendisini ağırlama sözü verdim. Sağ olsun çok onore etti beni…
Dün de bu yaşama tutunuş hikayesiyle sonlandı.
Teslim olmayacağım!
Her olumsuzluğu bir güzelliğe dönüştüreceğim.
Sonra bu güzel ülkedeki her olumsuzluğu birlikte güzelliğe dönüştüreceğiz.
Bizde bu umut, bu enerji, bu güç ve azim var!
Rafa Silva gönderildikten sonra olacaklar;
- Öncelikle Cumartesi günü Adalı ve Sergen kendini aklayacak, suçu Rafaya atacak, kendisi gitmek istedi falan diyecek ama kimse inanmayacak
- Her puan kaybında Rafa Silva ismi gündeme gelecek Sergen istifa Adalı istifa sesleri artacak
- İç saha maçlarında geriye düştüğümüzde tribünlerden Rafa Silva tezahüratı duyulacak
- Taraftarın nabzını düşürmek için transfer üstüne transfer yapacaklar, 5'lik oyuncuya 10 verip paraları menajerlere akıtacaklar
- Yeni transferler tutmazsa yine Rafa Silva gündeme gelecek. Kıyaslanacak.
- Puan kayıpları devam edince Adalı Sergeni kurban edecek yoluna kendi devam edecek.
Rafa konusunda birlik olan aparat muhabirler bu sefer Sergenci ve Adalıcı olarak ayrılacak.
- Adalı kendini yeni sezona atmaya çalışacak, atabilirse yeni hocayla yine transfer üstüne transfer yapıp taraftara yine masallar anlatılacak. Atamazsa olağanüstü kongre yapılacak.
- Bu sezonun sonunda, gs veya fb, özellikle şampiyon olan takım Rafa Silvayı almak için devreye girecek. Rakip taraftarlar alınsın diye tag üstüne tag açacak.
Adalı ve Sergen gidene kadar Rafa Silva karşılarına hep çıkacak.
Gönderdikleri Rafa kendi sonlarını getirecek.
Adalı ve Sergen gittikten sonra da ikisinin de Beşiktaş kariyeri bir daha dönmemek üzere bitmiş olacak.
Çebi Quaresma mobbingi nasıl unutulmadıysa
Adalı + Sergen'in Rafa Silva mobbingi de asla unutulmayacak.
AYM Başkanı’nın boğazı düğümleniyor…
Anayasanın 2 yerinde “vicdan” geçer. İlki din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin, ikincisi de hakimlerin karar alma süreçlerine ilişkindir.
O kadar hukuk kitabı bir kenara, hakim ve savcıların vicdanına güvenmek zorundadır sistem. Soyut bir kavram, vicdan tüm somut hayatın temelini oluşturur.
Zaten hukuk sisteminin zayıf karnı da burasıdır. İş döner dolaşır, hakim ve savcının vicdanına gelir.
AYM Başkanı Kadir Özkaya’nın durumunu vicdan sahibi herkes anlayacaktır…
Tarihi bir görüntü!
Bugün sabah Silivri'de Tayfun ile görüştük, karardan habersiz, umutla birbirimize sarıldık.
Şu an gerçekten çok üzgünüm.
Vera'yı okuldan alacağım ve ona ne diyeceğimi bilmiyorum...
Anayasa Mahkemesi kararı uygulanmadığında ne yapılır bilmiyorum.
Biz kimseye zarar vermedik, biz hayatımız boyunca kimseye kötülük etmedik, şimdi bize bunları neden yaşatıyorlar anlamıyorum.
Hayatım boyunca hayal dahi edemeyeceğim bir zulmün hedefi olmanın ağırlığını kelimeye dökemiyorum.
Umutlu olmak istiyorum, zorlanıyorum.
Göz göre göre, masum olduğumuz halde ailemize çile çektirilirken ne denir, ne yapılır cidden bilmiyorum.
Kimsenin buna engel olamamasının çaresizliğini tarif edemiyorum.
Perişan haldeyiz.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda ulaşım ücretsiz. 🫶🏻🚍
Vatandaşlarımız, belediyemiz tarafından işletilen (siyah plakalı) toplu taşıma araçları ve raylı sistem araçları ile bayram boyunca ücretsiz ulaşım sağlayacak. #BüyükşehirÇalışıyorAntalyaKazanıyor#ulaşım
@TabiplerTarim "Ekolojik turizm" temelli denedik, tarım ve gıda üretim ikinci aşamadaydı, temel geliri turizmden kazanarak büyüyecektik. Fena başlamasa da, ilk aşamada sermaye sıkıştı, egolar girdi, bağımlılıklar girdi.
Bende uhde kaldı, ilgiyle takip edeceğim, bir gün yolumuz kesişir umarım.
Özetlemeye çalışayım. Nitrit tuzu denen şey normal tuza nitrit eklenerek elde edilen koruyuculuğu inanılmaz yüksek bir sanayi katkı maddesi. "Koruyuculuğu yüksek" demek sırf içinde koruma kelimesi geçiyor diye iyi bir şey değil tabi, yaptığı şey çünkü temelde bakterileri yaşatmamak.
Hayvansal gıdalar da dünyadaki en zengin ve besleyici besinlerdir. Sadece insan için değil, dünyanın en zengin kokteylidir hayvansal gıda. Bu özelliğinden ötürü kedi köpeğinden tut, börtü böceğine, bakterisine kadar doğadaki HER ŞEY onu yemek için fırsat kollar. Eti mesela o yüzden masada açıkta bırakırsan ikinci gün yiyemezsin. Nohutu koy, 1 sene kimse dokunmaz ona, su bile yok çünkü içinde. Ama et iki gün bile durmaz. Bakterilerin yemesine de biz "bozulma" diyoruz malum. Haliyle et böyle bir şey olduğu için de onu bir şekilde koruman lazım.
Burada da koruma yöntemi olarak dondurma, kurutma, vakumlama, fermente etme, tuzlama gibi klasik belli yöntemler var. En kötü yöntemse şu anda endüstride en yaygın yöntem olan, kimyasallarla koruma. Yani koruyucu madde denen şeylerle koruma.
"Koruyucu madde" denen şeyin de olayı belli kimyasallarla bir gıdanın içindeki bakterileri öldürmek ve/veya bakterilerin orada konaklamasını engellemek üzerine kuruludur. Çok yüksek ölçeklerde üretim yaptığı için fabrikalar bunları kullanırlar.
Gel gelelim insan vücudu denen şey öyle bir kaba et-kemik yumağı değildir, bir kimyasal kaostur. Mesela şöyle bir bilgi vereyim, insan vücudundaki canlıların sadece %10'u insan DNA'sı taşır. Kalanlar tamamen bizim deri solunumumuzdan, sindirimimize, bağışıklığımıza kadar bize destek olan bakterileri kapsar. Biz yürüyen bir petri kabıyız yani aslında.
"İnsan DNA'sı taşımıyor" demek de ne demek? Bu canlıları hem belli aralıklarla dışarıdan almak zorundayız, hem de bu canlıların vücudumuzda yaşayabilecekleri ortamı yaratmak ve korumak zorundayız demek. Yani çeşitli probiyotikler tüketmeliyiz ve vücudumuzu bunları öldürecek kimyasallarla donatmamalıyız demek.
İnsanlarda böyle bir vücudun dışı varmış, bir de içi varmış gibi bir yanılgı var yaygın şekilde ama yok öyle bir şey yani gençler. Dışarıda olan şey içinizde, siz doğanın parçasısınız. Mesela kabızlık diyoruz ya, kabızlık neden kötüdür? Birçok sebebi var tabi ama en basit haliyle düşünürseniz yediğiniz bir yemek 5 gün vücudunuzda kalırsa çürümeye başlar, o toksinler size zarar verir ve bunun bir yerde atılması lazımdır. Gibi gibi.
Şimdi bu bilgilerden sonra nitrit tuzuna dönersem, dedim ya et çok faydalı bir şey olduğu için hemen bozuluyor diye, işte endüstri de etin yüksek ölçeklerde işlenmesini sağlamak için buna bel bağladı. Soydum nitrit ve sodyum nitrat diye de iki formu var bunun da, genelde E250 kullanılır ama E251 de aynı bok. Nitrit tuzu özellikle (et bazik olduğu için) botulizm başta hayvansal gıdadaki bakterilerin ağzına sıçmaya yarıyor, etin kürlenmesini engelliyor ve uzun süre bakterilerin tekrar üremesini zorlaştırıyor. Tonlarca eti kıymaya çevirip piyasaya sürecekseniz de böyle şeyler yapmak zorundasınız, yoksa insanları direkt hasta edersiniz. Yani ya ölçeği küçültüp dikkatli üretim yapmaları lazım, ya da o anda öldürmediği için nitrit tuzuna abanmaları lazım. E nitrit tuzu da doğrudan hasta etmediği için, yasal olduğu için ve olayın arkasında para olduğu için fütursuzca kullanılıyor işte.
Gel gelelim bakteri üremesini engelliyor dedim nitrit tuzu için, bu güzel gibi görünüyor ilk bakışta ama dediğim gibi bizim vücudumuz da bakteriyle dolu. Yani dışarıda 3 günde bozulan bir eti 3 ayda dondurmadan bozulmaz hale getiren bu maddeyi %90'ı bakterilerden oluşan birisi olarak sen vücuduna alırsan ne olur? Ağzından girer, kıçından çıkana kadar içerideki mikrobiyotanın ağzına sıçar. Tekrar toparlaması bile haftalar sürecek bir zarar verirsin kendine. Bu da senin bağırsak başta olmak üzere bütün vücut düzenini bozar. Bağırsağı sağlıksız bir insanın sağlıklı olma şansı yoktur zaten. Sonra gelsin depresyon bile dahil sonsuz hastalıklar döngüsü.
İşte bu yüzden genel olarak katkı maddelerinin tüketilmesi çok sağlıklı değildir. Nitrit tuzu ise direkt hayvansal bakterilerle etkili savaşan bir kimyasal olduğu için ve biz de hayvan olduğumuz için bize ekstra zararlıdır. Bağırsak kanseri, pankreas kanseri, böbrek kanseri gibi şeylerde çok ciddi etkileri olduğuna dair sayısız çalışma var işlenmiş et ürünlerinin. O "işlenmiş et" denen şeyin kabahati işte azımsanamayacak oranda bu nitrit tuzu aslında.
@GokcePehlvnoglu Ah Gökçe, ne kadar zaman olmuş! Dün gibi... Bize şimdi okuması kolay ama neler yaşayıp, başardığını hayal dahi edemiyoruz.
Mutluluğun artarak katlansın.
Değerli arkadaşlar ben Özgür Turhan. Güzel ülkemizde komedyenlik yapıyorum. Yarın Cübbeli Ahmet Hoca ile ilgili hakaret davasında ifade vereceğim. Cumartesi günü ise, Galatasaray tarafından şahsıma dava açıldığı için karakola imza vermeye gideceğim, yaklaşık 9 aydır gidiyorum. Yaşadıklarımla beraber, almış olduğum tehditler, yapmış olduğum işi engellemeler ise şu an burada bahsi geçirilmeyecek kadar hafif geliyor.
Eti atmış olduğum tweetten dolayı, yayınlanmayan reklamlarında oynadığım için zarara uğradıklarını söyleyerek sözleşmeyi tek taraflı feshetti. Tarafıma reklamdaki zararlarını karşılamak için tazminat davası açtılar. Reklam setinde içtikleri kahvelerden, beyran çorbalarına kadar benden talep ettikleri tutar, bütün masraflar yaklaşık olarak 5 Milyon TL. Dava anlayamadığım bir şekilde aleyhimde sonuçlandı.
Pazar günü yapacağımız gösteri çekimimizden önce ne suç ne değil diye söylediğimiz bütün kelimeleri gözden geçirdik. Yasalarımıza göre herhangi bir suç işlemediğime kesinlikle emin olduğum gösterimde, eşim dostum ne zaman içeri gireceğim diye gün sayıyor.
Arkadaşlarım, tanıdıklarım yalnızca espri yaptığı için tutuklular, davaları var.
Ben komedyenim, bu ülkede yalnızca esprilerimi sizlerle paylaştığım için başıma bunlar geliyor.
Artık çok yoruldum. Ülkemizin geldiği duruma üzülüyorum, çocuklarımızın geleceğine üzülüyorum, kendime üzülüyorum. Ne yapacağımı ne diyeceğimi bilmediğim garip bir durumdayım.