Bektaşilerin Kürt düşmanlığı tarih boyunca asla bitmemiştir.
Saraya korkudan söz edemeyen sözde bu aydın geçinen devşirmeler Kürt halkı ve liderine havlamaktan da öte durmuyorlar.
Orta Anadolu’da cem evlerini siyasi poster ve faşist bayraklarla donatanlar yıllardır mücadele eden kürde salya akıtmaktanda öte durmuyorlar.
Devlet, Apocu hareket ve bileşenleri eliyle başımıza öylesine büyük, öylesine karanlık bir oyun örüldü ki, inan bana Yılmaz Abi, bu kötülük senin ve benim gibi hayal gücünün sınırlarında dolaşan sanatçıların bile aklına gelmezdi. İnsan bazen yaşadıklarına bakıyor da, Bunu bir filmde anlatsak kim inanırdı? diye düşünüyor.
Bu Kürt düşmanı oyunda figüranlık yapmaya gönüllü olacak bu kadar insanın kendi içimizden çıkacağını da herhalde rüyamızda görsek inanmazdık.
Özgürlük diye çıkılan yollardan MHP-Türk ideolojisinin ve militanlığının kıyılarına savrulmak. Gel de işin içinden çık, Yılmaz Abi. Maalesef, takvimler 2026 yılını gösterirken halkımızın hâli pek iç açıcı değil.
Ama bütün bu karanlığa, kalleş oyunlara ve vicdansızlıklara rağmen umudumu kaybetmedim. Çünkü biliyorum ki hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmez. Bir gün halkımız kendi gücünün farkına varacak, kendi kaderine sahip çıkacak; özgür ve bağımsız Kürdistanımızı kuracağız.
Ehmedê Xanî’den Cigerxwîn’e, senden bugüne uzanan o uzun hafıza bize yalnızca geçmişimizi değil, yarınımızı da hatırlatıyor. Sizlerden aldığımız moral, cesaret ve direnme gücüyle yolumuza devam ediyoruz.
Evet Yılmaz Abi, bir gün mutlaka kazanacağız.
Ve biz Kürtler, özgürlük davamız uğruna yaşamını, emeğini, sanatını ve yüreğini ortaya koyan değerlerimizi daima başımızın tacı olarak taşıyacağız.
Seni özlemle, sevgiyle ve saygıyla anıyorum, Yılmaz Abi.
#Kürdistan
#YılmazGüney
#ÇirkinKral
Kızım, evladım… Sen Kürt’sün. Zazaca, Kürtçenin bir lehçesidir. Baban ya da deden, Kemalizmin hışmına uğrama korkusuyla, belki de seni korumak için sana gerçeği söyleyememiş olabilir.
Uyan evladım. “Kâbem insandır” desen de alnında Kürtlüğün damgası, üzerinde bu halkın kaftanı var yavrum.
Utanma, korkma. Kürt realitesi artık inkâr edilemez. Sen Zarife’nin, Nuri Dersimî’nin, Seyit Rıza’nın torunusun kızım. Köklerinden utanma; onları tanı, onlarla yüzleş ve başın dik yürü atların onurlu haysiyetli ve şerefli insanlardı biraz onlardan nasiplen kızım .
Devlete siyasal islama gücü yetmeyen Kürtlere havlıyor en trajedi olanda kendisi Kürt olmasına rağmen Kürt değilim zazayım (Kürtçenin altıncı lehçesi) diyen tipik bir mankurt kişiliği.
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım…
Görüyor musun?
Geldim...
(Aşk ile…)
Gülistanda açan kızıl gül idim
Canana varmadan soldum da geldim
Tutuşup yanmıştım bir top kül idim
Küllerimden Anka oldum da geldim
Hiçlik âleminde girip yitmiştim
Aşkın narı ile yanıp bitmiştim
“Hü” demiş yürümüş O’na gitmiştim
Binlerce yıl orda kaldım da geldim
Geceyi sırtladım yükü ağırdı
Tan vakti "yetiştim" diye bağırdı
Zulüm kör olmuştu, zalim sağırdı
Işığı zalimden çaldım da geldim
Sahtekâr düzene asi olmuşum
Teberdar Müslim’e vasi olmuşum
Sormayın a dostlar öyle dolmuştum
Zalimi yerlere çaldım da geldim
Yıkılsın bu düzen, kahrolsun zulüm
Bize kader midir, açlıktan ölüm
Sil gözün yaşını, ağlama gülüm
İsyanı dağlara saldım da geldim
Cesur ol sakın ha korkma zalimden
Ödleğin tekidir korkar ölümden
Hadi bre gafil çekil yolumdan
Ali’den Zülfikar aldım da geldim
Derdin külliyatı bize mi baki?
Ali badesini doldur be saki
Demin hikmetiyle sermest olam ki
Aşkın ummanına daldım da geldim
Üçleri aradım buldum tekini
Ondan tohum aldım ektim ekini
Oldurdum sinemde aşk hikmetini
Demet demet edip yoldum da geldim
Dergâhta derviştim, çileye girdim
Sırrı hakikate orada erdim
Mansur’un darında ikrarım verdim
Hakikat ne imiş bildim de geldim
Kudretim keramet, kuvvetim iman
Hak ile Hak olup olmuşum tamam
Enel Hak sırrına erdiğim zaman
Mansur’un darına durdum da geldim
Sırlar âleminde gördüm o eri
Sinesi büryandı, yüzülmüş deri
Bağrından çıkarıp verdi cevheri
Sırların sırrını buldum da geldim
Aradım her yerde pervane oldum
Pirler divanında divane oldum
Aşkın şarabına peymane oldum
Boşalıp boşalıp doldum da geldim
Erenler yolunda aşka meftunum
Cananı da aştım Hakka mecnunum
Bilmem bu hâl ile ne olur sonum?
Varlığın varını gördüm de geldim
Beni meczup etti, isyanım ona
Sonsuzluğu aşıp yaklaştım sona
Bin bir çile çektim, girdim her dona
Vahdeti mevcuda erdim de geldim
Selman-ı Parsak’a bir engür oldum
Habibin elinde Kırk kaba doldum
Ali’den, Fatma’ya erişen yoldum
Kırkların cemine girdim de geldim
Yezit’i kahreden cengaver Hür’düm
Hakikat aşkına meydana girdim
Masum û Paklarla Hüseyn’e erdim
Canımı uğruna verdim de geldim
Bülbülî Şeyda’yım hiçten de azım
Varlığa secdem var, Hakka niyazım
Hakikat aşkıyla gökte pervazım
Zulmün kafesini kırdım da geldim
Kemal BÜLBÜL (10 Nisan 2015 - Ankara)