Deniz Zeyrek, Yusuf Tekin'i kepaze etmiş
"Bu hikayeleri nereden uyduruyorsunuz, biz parasız yatılı okuduk, çorabımızı bile devlet verirdi, 3 öğün yemeğimiz dışında, üstüne bir de harçlık verirdi
Sümerbank, lacivert ceket, gri pantolon, yakası kürklü paltomuzu ücretsiz verirdi"
Dünya Kupası finali devre arası şovunu yayınlamayan TRT çapsızlığı. Şu kurumu özelleştirin de kurtulalım yayıncılıktan zerre anlamayan bir kurumu zorla finanse etmekten!
📍Vergilerimizle yayın yapan TRT1, dünyada 1,5 milyar insanın canlı izlediği Shakira’nın dünya kupası şarkısını yayınlamıyor.
Vergilerimizden aldığınız her kuruş haram olsun.
İnadına yayınlıyorum!
Yahu şu görüntülerde ne var Allah aşkına? Burası Afganistan mı?
Neymiş efendim “vali tayt giymezmiş!” Öncelikle bu tayt değil, “bisiklet kıyafeti!”
Yani Ardahan valisi Mehmet Fatih Çiçekli, bisiklet kıyafetiyle bisiklet sürerek Ardahan’ın reklamı çok güzel bir şekilde yaptığı için görevden alınıyor.
Dünya üzerinde böylesine yanlış ve hukuk dışı bir karar görülmemiştir. Liyakatin ve sözün tükendiği yerdeyiz!
Alın size halkın nasıl kandırıldığına yeni bir örnek;
Oğluma @Migros_Turkiye den @AlgidaTurkiye dondurma aldık. "Çubuklarda bedava kampanyası" yazıyordu. Gerçekten bedava çıktı. Tekrar gittik Migros'a, biz veremeyiz dediler. Bölge sorumsunu aradık, "yok öyle bir şey" dedi. Dolandırıldık o halde deyince "ben vereyim 50 lira, kes sesini" dedi. Mesele 50 liralık dondurma değil, milleti böyle kandıracak cesareti nereden buluyorlar? Biz 50 lirada boğulduk, konu 50 bin olsa kapıya mafya gelecek her halde. Üç kuruşluk adam bize "kes sesini" dedi ya bir de. Umarım bir açıklamanız vardır @AlgidaTurkiye
Bugünün en ilginç görüntüsü bence buydu.
38 yaşındaki İzlanda Başbakanı Frostadottir aracından bi indi neye uğradığını şaşırdı!
Bakışlara dikkat ederseniz içinden şunları söylüyor: “Bunların enflasyonu yüzde kaç, işsizliği yüzde kaç, refah düzeyi ne ki böyle görkemli bir karşılama, ihtişamlı bir saray var?”
Böyle görkemli bir sarayı olmayan İzlanda, Dünya İnsani Gelişmişlik Endeksinde 1. sırada!
38 yaşındaki Başbakan’da bulunan sadelik ve zerafete bakın, bi de bizdeki gösteriş merakına! Çok üzücü!
Milyonluk eşeklerin 30 kelime ile Türkçe konuştuğu yerde İlkin Aydın şakır şakır İngilizce röportaj veriyor. Diğer kızlar da farklı değil. Kendilerini sürekli geliştiriyorlar. Futbolcular da biraz para kazanınca kendini bir halt sanıyor! Gelişim sıfır!
Futboldan anlamam ama insan davranışından anlarım. Voleybolcu kadınlara şampiyonluktan sonra esirgenen desteği, ortada hiçbir başarı yokken futbolculara verenler bu sonucu hazırladı. Devletin de, markaların da, halkın da buradan çıkaracağı ders açık: Önce performans, sonra ödül. Önce başarı, sonra alkış.
Davranışbilimin temel kuralı şudur: Ödüllenen davranış devam eder! Türkiye olarak futbolda yıllardır devletiyle, markasıyla, taraftarıyla vasatlığı ödüllendiriyoruz.
Irmak öğretmenimizle ilgili 2. paylaşımımı yapıyorum. Eğer 24 saat içerisinde @tcmeb ilgili okul müdürü ve İlçe Millî Eğitim Müdürü hakkında soruşturmayı başlatıp açığa almazsa 3. paylaşımımı da yapacağım. Olanları olduğu gibi öğretmen arkadaşının dilinden aktarıyorum:
1,5 yıl atanmayı bekledikten sonra 2024-2025 yılının ikinci döneminde Ağrı'nın Hamur ilçesi Soğanlıtepe İlkokuluna Irmak hoca ile birlikte atanmıştık. Hamur İlçe Millî Eğitim Müdürü Mehmet Özmüş'ün bana bir erkek ile bir kadının aynı yerde kalması uygun değil diyerek beni Soğanlıtepe İlkokuluna, Irmak hocayı ise Karakazan İlkokulu-Ortaokuluna görevlendirdiler. Millî Eğitim Müdürüne ben de "Ben o köyde yapamam. İhtiyaçlarımı karşılayamam, köyün servisi yok beni de görevlendirin" diye söylemiştim. Fakat bana "İster uçakla istersen neyle gidiyorsan git!" dedi. Kimse yardımcı olmayınca köy muhtarının yardımıyla köye geldim. Hatta ilk atandığımızda bütün öğretmenlere "okullarınıza gidin ve görün" demişlerdi. Irmak hoca da gidemediği için İlçe Milli Eğitim Müdürü Irmak hocaya takmıştı diyebilirim.
5 Mayıs 2025'te ben askere gittim. Bir yıl sonrasında askerliğim bitmeye yakın Irmak hoca beni aradı. Durumunu anlattı: Karakazan'daki okul müdürü ile tartışma yaşıyor ve okul müdürü Irmak hocaya vuruyor. Bu konu başka kişilere tam tersi olarak anlatılıyor. Olay servis şoförünün gözü önünde olduğu hâlde hiçbir şey söylemiyor. Servislerde bulundurulması zorunlu olan kamera olmadığı için olay tam olarak açıklığa kavuşamıyor. Fakat Irmak hoca olayı gerçekliğiyle anlatacak şahitlerin olduğunu da söylüyordu. Sonuç olarak Irmak hoca Soğanlıtepe İlkokuluna sürülüyor. Köy, Irmak hocanın evine yaklaşık 60 km uzaklıkta. Onun için durum gerçekten çok zordu. Lojman kalınacak durumda değildi ki şu an ben de ana sınıfında kalıyorum. Lojman rutubet içinde ve orada kalacak olan kişinin hastalanması kaçınılmaz. Irmak hoca İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne yazı gönderiyor lojmanın durumuyla ilgili ve yaptıkları tek şey duvarları boyamak. Sonuçta da lojmanı yaptık kalabilir diyerek Irmak hocanın vermiş olduğu dilekçeler hiçbir zaman olumlu yanıtla karşılanmıyor. Fakat Irmak hoca sürekli Kaymakamlığa, İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne gidip durumunu anlatıyor. İlk zamanlarda taksiye 3.000 lira para veriyordu. Bunun üstüne ev kirası da eklenecek olursa bu durum maddi olarak kabul edilemezdi.
Ulaşımın zorluğu ise işin fiziksel tarafıydı. Ruhsal olarak ise daha kötüydü. Sabahları kahvaltı yapmadan geliyordu. Bunları haber alınca köyde tanıdığım ve güvendiğim bir öğretmene Irmak hocaya iyi bakmasını tembih ettim. Sağ olsun sabahları çay ve kahvaltılık getiriyormuş. Olabildiği kadar gönlünü hoş tutmaya çalışıyormuş. Fakat Mehmet Özmüş'ün uyguladığı mobbing arkadaşımı bitirdi, mahvetti. Özellikle yanlı davranmak. Irmak hocanın sürgün edilmesi fakat arkadaşımı darp edenlerin hiçbir ceza almaması işi psikolojik olarak çok kötüye götürdüğünü düşünüyordum. Ben bunları hocamızdan dinleyince ona şöyle söyledim: "Hocam merak etmeyim askerliğim biter bitmez ben oraya geleceğim ve sizin durumunuzu düzeltmek için elimden geleni yapacağım. Nasıl olsa bir erkek ile bir kadının aynı yerde kalmasını uygun görmüyorlar." Sürekli konuşurduk ve ona olabildiğince moral vermeye çalışıyordum. 13 Mayıs 2026'da göreve başladım. İlçe Millî Eğitim Müdürü ile görüşemedim fakat şube müdürü ile konuşup arkadaşımın durumunu anlattım. Hatta en sonunda "Sizden müdürlük yapmanızı değil abilik yapmanızı istiyorum, Irmak hocanın durumu iyi değil" dedim. Fakat hiçbir gelişme olmadı. Bu süreç içinde Irmak hoca dilekçe vermeye ve durumunu ilgili makamlara iletmeye devam etti. Yine hiçbir sonuç alamadı.
15 yaşındaki vatandaş Sarah için İngiliz devletinin yaptıklarını hatırlıyorum. Ne büyük devle vatandaşını nasılda koruyor demiştik ...
Bugün bir meslektaşımın, bir ergen psikiyatristinin, bir babanın evladı için yaptığı bu çağrıya devlet kulak vermelidir.
Kendi vatandaşı olan bu savunmasız çocuk, uzman bir heyet tarafından muayene ettirilmeli ve babasıyla görüştürülmelidir. Gerekirse hukuki süreç başlatılmalı; ihmal veya istismar şüphesi varsa gerekli adımlar gecikmeden atılmalıdır.
Bir devlet, kendi vatandaşını çaresiz bırakamaz.
Dışişleri’nden beklentimiz budur
@VeysiCe@TC_Disisleri
Bugün bir hasta geldi. Direkt söylediği şey bana aspirin yaz. Dedim ki "aspirinin ne işe yaradığını biliyor musunuz?"
"Ben aspirinsiz iyileşmiyorum" dedi.
"Şikayetinizi bana anlatın, belki yardımcı olabilirim" dedim.
"Geçen sefer geldiğimde de istedim yazmadınız, bana aspirin yazın ben bunu istiyorum"
Zaten bayram dönüşü yoğunluğu var, kapımın önü ana baba günü, hasta tutturdu aspirin yaz diye. Yok diyorum, dinlemiyor. Anlatmaya çalışıyorum, dinlemiyor. Odadan da çıkmıyor. Dayanamadım; "kaç mg lık aspirin istiyorsun söyle yazayım" Artık tek düşüncem istediğini vereyim gitsin oldu. Yapacak bir şey yok. Odadan kovsam eline kamera alıp Doktor beni odadan kovdu deyip sosyal medyada paylaşacak. Artık bıktırdınız Doktorları...
Dedi mg 'ını bilmiyorum. Ee ne yazacam o zaman? "Ortalama bir şey yazın" dedi. Anlattım mg 'ların önemini. Geçmişine baktım söylediğiyle hiç alakasız bir doz almış daha önce de muhtemelen Doktoru hayattan soğutarak benim gibi... Dedim ki size bunun yerine jelibon verip üstüne aspirin yazsam da aynı etkiyi görürdünüz, tamamen psikolojik yaşadığınız durum...
Yok illa yaz bana aspirini, yoksa çıkmıyor odadan...
Yazdım bir aspirin, sisteme de yazdım hastaya aspirinin kullanım endikasyonları ve riskleri anlatılmıştır diye. Saçma sapan bir sistem.
Hasta Sağlıklı Çözümü etiketleyip "Doktora gittim de bana aspirin yaz dedim yazmadı" dese hemen Bakanlık iletişime geçip ilgileniyor. Hasta bana zorla ilaç yazdırıyor, sistemde böyle bir saçmalık var. Üstelik bu hasta bana 1 puan verecek muhtemelen yazmamakta uzun süre direnç gösterdiğim için... Gelip de bakanlıktan hiç kimse Doktor kardeşlerim siz neler çekiyorsunuz poliklinikte demeyecek. Böyle sistemin yazıklar olsun
ÖĞRETMEN RAPOR ALIYOR DİYE SUÇLU MU?
Son günlerde öğretmenlerin aldığı sağlık raporları üzerinden yapılan tartışmaları hayretle izliyoruz. Sanki öğretmenler keyfinden rapor alıyormuş, sanki rapor alan herkes görevinden kaçıyormuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.
Oysa kimse işin gerçeğini konuşmuyor.
Bir öğretmenin;
🔹 Çocuğu hastalandığında yanında kalması gerektiğinde,
🔹 Annesi veya babası ameliyat olacağında refakat etmesi gerektiğinde,
🔹 Trafik kazası, mahkeme, resmi işlem gibi zorunlu durumlarla karşılaştığında,
🔹 Çocuğunun en önemli gününde yanında bulunmak istediğinde,
🔹 Hayatın olağan akışı içerisinde ortaya çıkan acil ve zorunlu işlerini çözmesi gerektiğinde,
kullanabileceği esnek bir izin mekanizması yok denecek kadar sınırlıdır.
Bugün birçok çalışan çeşitli mazeretlerini izin alarak çözebilirken, öğretmen çoğu zaman bürokratik engeller nedeniyle aynı hakkı kullanamamaktadır.
Kaymakamlık onayları, uzun prosedürler ve idari süreçler nedeniyle insanlar bazen tek çıkış yolu olarak rapora yönelmektedir.
Burada sorulması gereken soru şudur:
Öğretmen neden rapor alıyor?
Yoksa asıl sorun, öğretmeni rapor almaya mecbur bırakan izin sisteminde mi?
Kimse öğretmenin itibarını birkaç kötü örnek üzerinden tartışmaya açamaz. Bir meslek grubunu topyekûn suçlamak kolaycılıktır. Eğer ortada bir sorun varsa, bunun çözümü öğretmeni hedef göstermek değil; insan odaklı, adil ve uygulanabilir bir mazeret izin sistemi oluşturmaktır.
Öğretmen de insandır.
Onun da çocuğu hastalanır.
Onun da anne babası ameliyat olur.
Onun da çözmesi gereken ailevi ve sosyal sorumlulukları vardır.
Eğitimin yükünü omuzlayan öğretmenlere şüpheyle değil, anlayışla yaklaşmak gerekir.
Çünkü güçlü eğitim sistemi, öğretmenine güvenen devletlerle kurulur; öğretmenini sürekli zan altında bırakan anlayışlarla değil.
@tcmeb@Yusuf__Tekin@ogretmenlersyfs@ozdehaklar@ogretmensitemiz@MevzuOgretmen20@TRogretmen@ogretmenailesi1@mebpersonel@mebpgm@mebhaberr
@tdeogrt@ogretmensitemiz Ohalde calismis cift maas coft puan almistir.yada 30 puanli yerlerde calismistir..Antalyada cok fazla bu puanlarda ögretmenler var
Akşam saatleri 4. katta oturan komşumuz rahatsızlanıyor. Ambulans çağırıyorlar. Gelen araçta görevliler kadın. Taşıyamamışlar sedyede. Kadını kocası sırtında indirip ambulansa koymuş.
Bu iş tanımlarını yeniden konuşmamız gerekiyor bence. Kadınlar sağlık sektöründe olsun elbette ama fiziksel yeterlik ve kabiliyetler de önemli değil mi? Ambulansta olmayıversinler. Benzeri bir olayı Konya’da annemi taşırlarken kendim de yaşadım. Erkek görevlinin karşısına ben geçmiştim.
Bakın altını çizerek söylüyorum. Kadının fiziksel yeterlilikleri malum. Neden onu böylesi sınırların ötesine geçmesi için zorlayalım? Ona da haksızlık değil mi? Bu dediklerimden kadın çalışmasın diye bi ifade çıkarmayın yani. Mevzuyu sağa sola çekmeden dikkati çektiğim meselede izah yapacak varsa yapsın. Yoksa herhangi bir tartışmaya girmek değil niyetim.
@enimenelegzet Hocam cok haklısın.maleaef devir bu çapsızların devri.Bir müdürüm elinde mikrofon ses sistemini acar kameraların onunde oturur tenefuslerde emir yagdirirdi.Bahcenin kenarina yüru,yok su sinifa gir..tam manyaktı.Hala görev yapıyor..
@VeysiCe Milli egitimin istedigi 7/24 okulda dursun cocuklar.Analar babalar rahatca calıssin,gezsin tozsun,tv izlesin sorumluluk almasin..cocuklar ayak altinda durmasın.univetsite mezunu bakıcılık hizmeti olsun..vs vs...MEB uzmanları dinlese zaten bu halde olmazdik.
Siz kendinizi ne sanıyorsunuz?
Az önce bir Burger King şubesinde durumu olmayan bir anne kız için makine üzerinden yemek siparişi ettim. Fişi aileye verdim.
Kendi yemeğimin siparişini de ödedikten sonra beraber sıraya girdik. Benim için bir tepsi hazırlanırken aile için hazırlanmadı. Sebebini sorduğumda ise 'onlar restoranda yiyemez, onlara paket hazırlayabiliriz' cevabını aldım.
Bu rezalet üzerine yöneticiyi çağırdım. Ben yiyebiliyorken bu aile neden restorana alınmıyor diye sorduğum da yüksek bir sesle 'kurallarımız var öyle herkesi içeri alamayız' cevabını aldım.
Diğer müşterilerin de tepki göstermesi üzerine en sonunda aileye servis yapıldı. Durumu haberleştireceğimi söylediğimde ise yönetici benimle konuşmak istedi. Tek kelime özür dilemeden haklılığını savundu.
Daha önce bu şubeye hiç girmeyen, hiçbir vukuatı olmayan, sadece FAKİR oldukları için bu muameleye maruz kalan ailenin iletişim bilgilerini aldım ve yemekleri bitene kadar restorandan ayrılmadım.
Küçücük bir kızın yüzüne 'sen burda oturup yemek yiyemezsin' diyecek kadar aşağılık olan bu zihniyeti sizlerin takdirine bırakıyorum.