**Birkaç samimi soru…**
Hürriyetçi Eğitim Sen, sıradan bir sendika olarak kurulmadı.
Bu teşkilat; yıllarca başka yapılarda haksızlığı, adaletsizliği, adam kayırmayı, dar kadro hesaplarını, emeğin yok sayılmasını görmüş insanların “artık yeter” diyerek kurduğu tertemiz bir umudun adıdır.
Bu kadrolar; saf, samimi, yürekli, delikanlı insanlardan oluşur.
Kimi okulundan, kimi ailesinden, kimi zamanından, kimi cebindeki son imkândan fedakârlık ederek bu mücadeleye omuz verdi. Kimse bu yola makam için çıkmadı. Kimse bu yola birilerinin koltuğunu tahkim etmek için çıkmadı. Kimse bu yola birbirini kırmak, birbirini itibarsızlaştırmak, aynı sofrada oturduğu yol arkadaşını düşman görmek için çıkmadı.
Biz bu yola; hür irade için, emek için, adalet için, öğretmenin itibarı için, kamu çalışanının onuru için çıktık.
O yüzden bugün birkaç samimi soru sormak da teşkilatın hakkıdır.
Seçim sürecinde, Hürriyetçi kadroların bu temiz hassasiyetleri üzerinden bir manipülasyon yapıldı mı?
İnsanların geçmiş sendikal yapılardan gelirken taşıdığı kırgınlıklar, hassasiyetler ve iyi niyetler seçim hesabına malzeme edildi mi?
Seçim çalışmaları gerçekten ne zaman başladı?
Olağanüstü genel kuruldan hemen sonra mı, yoksa seçimden bir ay önce mi?
Genel Başkan bu süreçte yalnızlaştırılmaya mı çalışıldı?
Teşkilatla arasına görünmez duvarlar mı örüldü?
Genel Başkan ile gönül bağı güçlü olan, teşkilatta karşılığı bulunan, sahada emek vermiş insanlar bilinçli şekilde uzaklaştırıldı mı?
Bazı kişiler sadece kendi süzgecinden geçen bilgileri aktararak, teşkilatın tamamını değil de kendi dar çevresini merkeze alan bir düzen mi kurmaya çalıştı?
Bugün “kurucuyuz” diyerek ortalığı yangın yerine çevirenler; geçmişte illerde, ilçelerde, sahada emek vermiş kurucu insanlar birer birer küstürülürken, dışlanırken, tasfiye edilirken neredeydi?
O gün vefa neredeydi?
O gün teşkilat hukuku neredeydi?
O gün emek veren insanların hakkı neden bu kadar yüksek sesle savunulmadı?
Yoksa o gün mesele ilke değil de seçim hesabı mıydı?
Seçimden önce “Kaybedersem tebrik ederim.” denildi mi?
Peki seçim kaybedildikten sonra neden teşkilatın üzerine bu kadar ağır bir gölge düşürülmeye çalışıldı?
Sandıkta kendi hür iradesiyle oy kullanan delegelere kırgınlık diliyle, öfke diliyle, hatta “satılmışlık” iması taşıyan sözlerle yaklaşılması doğru muydu?
Hürriyetçi Eğitim Sen’in delegesi; kimseden emir almayacak kadar hür, vicdanıyla karar verecek kadar onurlu, iradesine sahip çıkacak kadar da şahsiyetli insanlardan oluşmaz mı?
Madem bu hareketin adı Hürriyetçi Eğitim Sen, o hâlde hür iradeyle verilen bir oyun ardından bu kadar yangın neden çıkarıldı?
Elbette herkesin hukuki hakkı vardır.
Elbette herkes itiraz edebilir.
Elbette herkes soru sorabilir.
Ama hak aramak başka şeydir, teşkilatın gönül bağlarını yakmak başka şeydir.
Şeffaflık istemek başka şeydir, sosyal medyada kurumu sürekli tartışmanın içine çekmek başka şeydir.
Vefa demek başka şeydir, dün birlikte yürüdüğün insanları bugün incitmek başka şeydir.
Ahlak demek başka şeydir, sandıkta karşılık bulmayan hesabı teşkilatın huzuruna yüklemek başka şeydir.
Bu teşkilatın hafızası vardır.
Kimlerin en zor günlerde yük taşıdığını da bilir.
Kimlerin sessizce çalıştığını da bilir.
Kimlerin seçim yaklaşınca hareketlendiğini de bilir.
Kimlerin kırgınlıkları onarmak yerine derinleştirdiğini de bilir.
Kimlerin gerçekten dava için, kimlerin ise makam ve pozisyon için yürüdüğünü de bilir.
Bugün bize düşen; birbirimizi tüketmek değil, birbirimizi yeniden anlamaktır.
Çünkü bu teşkilatın enerjisi kişisel hesaplaşmalara harcanamayacak kadar kıymetlidir.
Öğretmenin derdi ortadadır.
Eğitim çalışanının geçim sıkıntısı ortadadır.
Liyakat sorunu ortadadır.
Ek ders, vergi, norm kadro, mülakat, görevde yükselme, üniversite çalışanlarının sorunları ortadadır.
Bizim asıl mücadelemiz buradadır.
O yüzden artık herkesin elini vicdanına koyup şu soruyu sorması gerekir:
Bunca yangının sebebi gerçekten hukuk, şeffaflık ve sendikal ahlak mıdır?
Yoksa sandıkta karşılık bulmayan bazı hesapların, sosyal medya üzerinden sürdürülme çabası mıdır?
Hürriyetçi Eğitim Sen’in ihtiyacı yeni kırgınlıklar değil; yeni bir kardeşlik hukukudur.
Yeni yangınlar değil; ortak akıldır.
Yeni ayrışmalar değil; kurucu ruha yakışan bir vefadır.
Çünkü bu teşkilat kişisel öfkelerden büyüktür.
Bu emek dar kadro hesaplarından büyüktür.
Bu dava kimsenin şahsi hırsına sığmayacak kadar büyüktür.
Biz bu yolu birlikte açtık.
Bu yükü birlikte taşıdık.
Bu umudu birlikte büyüttük.
Şimdi de bize yakışan; aynı çatı altında, aynı ilkeye, aynı emeğe, aynı hür iradeye sahip çıkmaktır.
Hürriyetçi Eğitim Sen’i büyüten şey kavga değil, inançtır.
Bu teşkilatı ayakta tutacak olan şey öfke değil, vefadır.
Yarınlara taşıyacak olan şey de kişisel hesaplar değil, ortak davaya sadakattir.
Sayın @Yusuf__Tekin “Kurtuluş Savaşı” ifadesini müfredattan çıkarıp yerine “Millî Mücadele” kavramını getirirken kullandığınız, “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı.” sözleri, milletimizin bağımsızlık mücadelesini küçümseyen ve tarihi gerçeklerle bağdaşmayan bir yaklaşımdır.
Biz; işgalden, esaretten ve emperyalist güçlerin boyunduruğundan kurtulduk. İstiklal Harbi’ni sadece Anadolu’yu işgal eden ordulara karşı değil, onlarla iş birliği yapanlara karşı da verdik. Bu mücadele, bir milletin yeniden ayağa kalkışının ve bağımsızlığını tüm dünyaya kabul ettirişinin adıdır.
“Kurtuluş Savaşı” bu milletin ortak hafızasıdır. Müfredattan bir kavramı çıkarmakla ne tarih değişir ne de milletimizin verdiği destansı mücadele unutulur.
Tarih, ideolojik yorumlarla değil; gerçeklerle öğretilmelidir. Kurtuluş Savaşı bu milletin onurudur ve sonsuza kadar öyle kalacaktır.
@HurEgitimSen@tcmeb
46 BİN LİRA EKSİK MAAŞLA REFAH OLMAZ!
Haziran ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla birlikte memur ve memur emeklilerinin Temmuz ayında alacağı maaş artışı da netleşti. Buna göre kamu görevlileri ve emeklileri, enflasyon farkı ve toplu sözleşme artışıyla birlikte yalnızca yüzde 13,52 oranında maaş artışı alacak.
Altı aylık resmi enflasyon yüzde 17,76 olarak açıklanırken, memur maaşlarına yapılacak artışın yüzde 13,52'de kalması, kamu çalışanlarının daha yılın ilk yarısında enflasyonun yaklaşık 4 puan gerisinde bırakıldığının resmi itirafıdır.
En düşük memur maaşının 70 bin 224 liraya çıkacağı öngörülüyor. Türkiye'de Mayıs 2026 itibarıyla açıklanan 116 bin 478 liralık yoksulluk sınırı, memur maaşlarının hangi noktada olduğunu açıkça göstermektedir.
En düşük memur maaşı ile yoksulluk sınırı arasında 46 bin lirayı aşan devasa bir fark bulunmaktadır.
Üstelik açıklanan resmi veriler de toplumun hissettiği hayat pahalılığıyla örtüşmemektedir. Haziran ayında TÜİK aylık enflasyonu yüzde 0,99 olarak açıklarken, aynı dönemde ENAG yüzde 1,94 enflasyon hesaplamıştır.
Memur maaşları artık rakamlarda artıyor gibi görünse de gerçekte sürekli küçülmektedir. Çünkü maaş artışları, daha cebe girmeden temel tüketim ürünlerine, kiralara, ulaşıma ve enerji giderlerine yapılan zamlarla erimektedir. Bugün kamu çalışanı maaşını aldığı gün değil, maaşı hesabına yatmadan önce fakirleşmektedir.
Kamu çalışanlarının maaşları gerçek hayatın maliyetine göre yeniden düzenlenmeli, enflasyon farkı oluşmasını bekleyen değil, çalışanını enflasyona ezdirmeyen, aylık enflasyon hesabına dayanan bir ücret politikası hayata geçirilmelidir. Aksi halde her açıklanan enflasyon verisi memurlar için yeni bir yoksullaşma belgesi olmaya devam edecektir.
Artık kamu çalışanlarının sabrı tükenmiştir. Emeğin değersizleştirildiği, alın terinin her geçen gün biraz daha ucuzlatıldığı bu anlayıştan vazgeçilmelidir. Memur ülkenin yükünü taşırken yoksulluğun yükünü taşımaya mahkum edilemez.
@leventkuruoglu
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yaşanan Madımak faciasında yaşamını yitiren 2si otel çalışanı 35 insanımızı rahmetle anıyorum.
Nefretin, şiddetin ve hoşgörüsüzlüğün yok olmasını ve bir daha asla böylesi acılar yaşatmamasını diliyorum.
#Madımak
İmza👏
Her veli toplantısında en önemli uyarımdır. Okuduğunu anlamak, hızlı okumak, analiz etmek, çıkarım yapmak, yorumlamak, problem çözmek; hepsi okumakla oluyor.
Unutmadık, unutmayacağız...
9 yıl önce bugün, Müzik Öğretmeni Şenay Aybüke Yalçın, Batman'ın Kozluk ilçesinde gerçekleştirilen terör örgütü PKK'nın saldırısında şehit edildi. Aybüke Öğretmenimizi rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz.
@leventkuruoglu
TÜİK Mayıs ayı enflasyon oranını yüzde 1,71 olarak açıkladı.
2026 yılı için öngörülen %11 + %7 zam oranı kamu çalışanlarını korumuyor.
5 aylık enflasyon %16’yı aştı. Ocak ayında duyurulan rakamda yüzde 5,05 kayıp var. Bunun üzerine Haziran ayı enflasyonu da eklenecek.
Lütuf değil, emeğimizin karşılığını istiyoruz.
5 koca ay bitti. Hızla yoksullaşıyoruz.
Kurban Bayramı’nın ülkemize, camiamıza ve tüm İslam alemine hayırlı olmasını temenni ediyor; herkese sevdikleriyle birlikte huzur, sağlık ve mutluluk dolu bir bayram diliyoruz.
Türkiye eğitim sendikacılığı tarihinde bazı dönemler vardır; rakamlarla değil, verilen mücadeleyle yazılır. İşte bugün Hürriyetçi Eğitim Sen’in ortaya koyduğu tablo tam da böylesine bir hikâyedir.
Evet…
Türkiye genelinde bazı sendikalar üye kaybederken, Hürriyetçi Eğitim Sen bütün zorluklara rağmen büyümeye devam etmiştir. Üstelik öyle sıradan bir büyüme değil; Türk sendikal tarihine geçen bir yükseliş…
Kurulduğu ilk yılda yaklaşık 15 bine yakın üye kaydı yaparak sendikal tarihin en hızlı büyüyen sendikası olmuş, bu alanda adeta rakipsiz bir başarı ortaya koymuştur. Fakat bu yükselişi hazmedemeyenler de boş durmamıştır. Önce “Yüzde 1” engeli çıkarılmış, mahkemeden dönünce bu kez “Yüzde 2” dayatması gündeme getirilmiştir. Amaç belliydi: Hürriyetçi Eğitim Sen’in önünü kesmek, yükselişini yavaşlatmak…
Yetmedi…
Olağanüstü kongre süreçleri yaşandı.
Deprem felaketinde teşkilatın bütün enerjisi sosyal dayanışmaya ayrıldı.
Üye hesabı yapılmadı, insan hesabı yapıldı.
Acılar paylaşılırken sendikacılığın vicdan tarafı gösterildi.
Son süreçte gerçekleştirilen kongre nedeniyle teşkilatlar enerjisini yeniden yapılanmaya verdi. Buna rağmen bugün ortaya çıkan tablo şunu açıkça göstermektedir:
Hürriyetçi Eğitim Sen hâlâ büyüyor.
Hem de inançla, mücadeleyle ve sahadaki karşılığıyla büyüyor.
Bu başarı tesadüf değildir.
Bu başarı; inanan insanların, yılmayan teşkilatların ve samimi mücadelenin sonucudur.
Bugün gelinen noktada yeni seçilen Genel Merkez Yönetim Kurulu etrafında kenetlenmek, şubelerin ve temsilciliklerin tüm enerjisini sahaya vermesi, genç, dinamik ve heyecanlı teşkilat yapısının güçlenmesiyle birlikte Hürriyetçi Eğitim Sen’in çok kısa süre içerisinde yüz binlere ulaşması hiç de uzak değildir.
Başta Genel Başkanımız Sayın Levent KURUOĞLU olmak üzere; geçmiş dönem Genel Merkez yöneticilerine, eski ve yeni şube başkanlarına, temsilcilere ve emeği geçen herkese teşekkür etmek bir vefa borcudur.
Çünkü bu hareket yalnızca bir sendika hareketi değildir; Bu hareket, hür iradenin, dik duruşun ve onurlu mücadelenin adıdır.
Levent KURUOĞLU liderliğinde; Genel Merkez Yönetim Kurulu, şubelerimiz ve temsilciliklerimizle birlikte hep beraber çok daha güçlü yarınlara yürüyeceğiz.
Hürriyet Gülümsetir…
Ant olsun hürriyete… 🇹🇷🇹🇷
Eser ATAKAN - 25/05/2026
@leventkuruoglu@OmerOzyavuz06@_erol_usta@hilmitaner@oguzidug@seyfikarsli@oguzsengel