Kendi servetin için insanları dünyanın en zor işlerinden birinde çalıştırıyorsun. Öyle ki madenciler her gün aileleriyle helalleşerek giriyor yerin altına. Ama hem iş güvenliğini sağlamıyorsun hem maaşlarını ödemiyorsun. Bu nasıl bir haramzâdelik, nasıl bir ahlaksızlık?
Bu kadın 12 günde bir kişiyi memur yaparken haberiniz yoktu da şimdi mi oldu? Yoksa o zaman görmezden geldiniz de şimdi ahlakçılık ve adaletçilik mi yapasınız geldi? Poz kesmeyin.
Ayrılırsa kimin kapısını çalacağını biliyor dedin ya; Bunun psikolojideki karşılığı ne biliyor musun? Resmen bir ayağı her daim kapının dışında tutma sanatı. Bizim uzmanlar buna kaçıngan ya da kaygılı bağlanma deyip süslüyorlar ama işin Türkçesi şu: İnsanlar incinmekten, rezil olmaktan, o kırılgan kalplerini birine açmaktan ölesiye korkuyorlar. Sanki ilişkiye değil de 1+1 kiralık daireye çıkıyorlar. Hani 'Aman eşyalı olsun, sözleşmeyi de kısa tutalım, ev sahibi arıza çıkarırsa valizi toplar B planına geçerim' kafası. Herkesin cebinde bir yedek akçe, bir B planı WhatsApp sohbeti duruyor. Gidersem aç kalmam garantisiyle ilişki yaşamaya çalışınca da ortaya derinlik falan çıkmıyor tabii. İki kişinin aynı evde kendi telefonlarına baktığı bir pansiyon işletmeciliğine dönüyor iş. Sırf o 'Ulan ya yalnız kalırsam, ya canım acırsa?' korkusu yüzünden kimse gardını indirmiyor. Gardını indirmeyince de samimiyet kuramıyorsun. Herkes tırnaklarını çıkarmış, B planı cebinde, en ufak bir pürüzde Bir sonraki yarışmacımıza geçiyoruz modunda. Onca seçeneğin içinde aslında herkes yapayalnız ve tırsa tırsa yaşıyor. Yani adamlar aslında ilişkide derinleşmekten değil, derinleşirlerse boğulmaktan korktukları için kıyıda çırpınıp duruyorlar. Çok haklısın, bu kafayla hakiki bir yakınlık kurmak imkansıza yakın.
AK Parti seçmenleri ve genel olarak muhafazakar kesimde fon skandalına karşı büyük bir öfke var.
Bu erişim engelleriyle, ucuz komplo teorileriyle kapatılacak bir tepki değil.
İktidara yakın medya da genel olarak savunmacı değil, eleştirel.
Bunlar kıymetli.
Bazı iktidara yakın gazeteciler ise bu tepkiyi muhaliflere gösterip “siz aynısını yapamadınız” diyorlar
Şartlar asla eşit olmasa da tutunacak bir dal bu.
Peki yeterli mi?
Eğer gerçekten 500 bin kişiyi kamu gücüyle dolandıranlardan hesap sorulması gerektiğini düşünüyorsanız, o zaman bu işi Yeni Parti, CHP, TİP ya da muhalif gazetecilerin yapmasını beklemeyin, elinize baltayı alın, bu hesaplaşmayı siz yapın, isimleri, bağlantıları ortaya çıkarın, iktidara yardım edin, hem de örnek olun.
Bunu yapacak imkanlarınız, iktidar ve bürokrasiyle bağlantılarınız, hukuki güvenceniz muhaliflerden fazla.
İşte bunu yapabilirseniz, muhalif medyaya hesap sorma hakkınız olur.
Ülke dışarıda binbir güvenlik kriziyle boğuşurken, içeride halkın ekonomik krizle beli bükülmüşken kendilerine kamu gücüyle servetler yapmanın peşine düşmüş fırsatçıları teşhir ederek, davaya tarihi bir hizmet eder, mahallenin de kahramanı olursunuz.
HELÂL-HARAM AYRIMI
Allah bütün insanlara hakikati tefrik edebilecek bir kapasite vermiştir. Zaten bizim dünyada bulunmamızın tek açıklaması budur. İnsan olmak demek, tercih yapmayı başarabilmek demektir. Her şey bundan ibarettir. İnsan olmak demek; neyin helal, neyin haram olduğunu bilmek ve bunu bildikten sonra da hayatını buna göre tanzim etmek demektir. Bunun dışında bir insanlık yoktur.
...
Bizim şerre mazeret uydurmak gibi bir ehliyetimiz yok. Biz helalleri helal, haramları haram bilerek dinin içinde kalabiliriz. Helallerin pek de artık helal olmadığını, haramların pek de artık haram olmadığını söylediğimiz zaman artık Müslüman değilizdir. “Canım ne olacak bu kadarından!” anlayışı bizi Müslümanlıktan çıkarır.
İsmet Özel, İstiklal Yürüyüşleri
Fatma Betül Sayan Kaya, 'Yapmadım' dememiş. Lafı çevirip affını isteyerek milyarlar cebinde kurtulmaya çalışıyor. Olmaz öyle, cevap vereceksin. Fona koyacak 163 milyon lirayı nereden buldun? Fondaki soyguna nasıl, kim tarafından ortak yapıldın? Vurgun planını nasıl yaptınız? Vurgunla elde ettiğin milyarlar nerede? Bu tezgahtaki diğer siyasi ortakların kimlerdi? Neden gözaltına alınmıyorsun?
Borsa manipülasyonu yalnızca vatandaşın cebinden çalmak değildir. Aynı zamanda piyasalara olan güveni yok ederek memleket ekonomisine kalıcı zarar vermektir. Muazzam bir suç, akıl almaz bir ihanet. İstifa yetmez. Başsavcılıkça soruşturma başlatıldığını duymak istiyoruz.
Her şeyin var. Gücün var, paran var, nüfuzun var, şöhretin var. Yedi ceddine yetecek kadar var da var. Ona rağmen doymuyorsun. Öyle hayvanî bir doyumsuzluk şehveti içindesin ki onca fukara, aç, zayıf, ezilmiş, garip guraba insanın önündeki bir lokmayı da alıyorsun. Ufacık rızkına da göz dikiyorsun, ölüm kalım, zor günler için kenara koyduğu üç kuruşluk yatırımına da çöküyorsun, binbir emekle, çileyle gireceği işine, pozisyona kendi uzantılarınla dolduruyorsun.
Yalnız lokmasını değil rızkını, hakkını, geleceğini, başarısını, ümidini her şeyini çalışıyorsun insanların.
Açgözlülük; öyle bir bir pislik ve veba ki yalnız bireyi değil toplumsal huzuru, adalet sistemini, kardeşlik ve barış ortamını kolektif bağı ve gelecek ümidini alaşağı ediyor.
Bir kişi değil, binlercesi. Fikri yok, ideolojisi yok, dini yok, şekli şemali yok, her kılığa girecek bir mizaç bu. Bu marazlı mizaçların soyu kurutuluna dek, kursaklarından garibanın hakkı olan her kuruş tahsil edilene dek ıslah edilmesi gerekiyor. Başka yolu yok.
Kocama ne zaman içimi burkan bir şeyi anlatmaya kalksam birazdan o burukluğu yatıştıracağını bilirim. Bir de hafızasında bir sürü bilgelik dolu hikaye vardır, bana onlardan anlatır. O var ki, ben devam edebiliyorum.
Birlikte yaşlanmak istediğiniz insanda, ara sıra uzaktan bakıp hayranlık duyacağınız, bu insanda gerçekten başka bir şey var dedirtecek bir taraf olmalı bence. Bu zekası olabilir,merhameti olabilir, sesi olabilir, dünyaya bakışı olabilir.Hayranlık duymadığınız birini sevemezsiniz
🚨Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma:
Beni İstanbul'un Kurtuluşu için konuşma yapmaya çağırdılar. Ben öyle bir kurtuluş bilmiyorum dedim. İngilizler İslam'dan kopmamızı şart koşup gittiler.
CHP İngilizler ne istediyse yaptı. Artık gerçekleri konuşmak lazım.
Komutanlarımız Kudüs'e kadar gitmişti. Ama bir el onları çekti ve siyonistleri yerleştirdi.
Yer işaretlerine ekleyelim mümkünse
Hani hepimiz gençken kendimizi vazgeçilmez, çok önemli, güçlü, sonsuz görürüz ya...
Babam bir gün, ben gereksiz bir konuda böbürlenirken bana şunu demişti; "Ben de senin gibiydim, telefonlarım susmazdı, arayanımız bol, sorumluluğumuz çoktu. Şimdi emekliyim artık ne arayan, ne soran, ne bir sey danışan var ..."
Ben bu düsturla yaşıyorum desem yalan olmaz.
Bir gün yaşlanacağız ve o gün geldiğinde küçük dağları bizim yaratmadığımızı anlayacağız.
O yüzden çok da şey etmeyin ...
İnsanları birbirine yaklaştırmaya benzer yaşam tarzları, benzer görüntüler yetmiyormuş. İnsan insana ruhuyla eş ve yoldaş. Ben en yalın halimle orada dururken kafasında kırk tilki dönen insanla uyuşamıyorum.
İki, üç yıldır şeytanlığın en çeşitli hallerini aynı anda sergileyen insanlarla yakından muhatap olmak zorunda kaldım. Zihnimi, ruhumu onlardan korumayı öğrenmek de biraz zaman aldı. Hala bunun için çaba gösteriyorum.
Kimlerden korkarım biliyor musunuz? Kendi çıkardığı kaosun mağduru gibi davrananlardan. Yangın çıkarıp sonra "Dumanın içinde ben de zarar gördüm." diyenlerden. Halbuki onlar zaten o dumandan beslenirler