Chicago Üniversitesi Sosyal Bilimler Koleji Bölümü'nün (SSCD) notuna göre 2026-27 akademik yılında sosyal bilimlerin temel derslerinde "analog" modele geçeceklermiş. Sınıfta teknoloji kullanımı sınırlandırılması, öğrencilerin metinleri ağırlıklı olarak kağıttan okuması, tartışmaların bilgisayar, tablet gibi cihazlar olmadan yürütülmesi ve AI destekli yazmanın yasaklanması öngörülüyor. Çoğu 1. sınıf dersi için yüz yüze sınav zorunluluğunu getireceklermiş. Çok isabetli olmuş çünkü YZ'yı kullanmak ile YZ vasıtasıyla düşünmek çok farklı şeyler; genelde ikisi hep karıştırılıyor ve ikincisi kurala dönüşmüş halde. YZ vasıtasıyla düşünmek öğrenme aşamasında bilişsel sürtünmeyi ortadan kaldıran bir etken. YZ bilişsel emeği ne ölçüde ikame ederse zihinsel tembelliği de o kadar artırıyor, analitik düşünme becerilerini o derece köreltiyor. Örneğin sosyal bilimlerde bir kitap/makale okumak sadece "okuma" edimi değildir, metinle bir tür mücadele verilir, kavrama-anlama-yorumlama-tartışma süreçlerinde "effortful struggle" dedikleri şey ortaya çıkar. Bu mücadele ne kadar sık ve yoğun olursa, bağımsız muhakeme ne kadar çok yürütülürse düşünme becerileri ve alana hakimiyet de o kadar artar. Hao-Ping Lee ve arkadaşlarının 2025 yılında 319 bilgi emekçisi ile yaptığı araştırmaya bakılabilir. Çalışanların GenAI'ye duyduğu güven arttıkça eleştirel düşünmeye harcadığı zamanın ve çabanın azaldığı ortaya çıktı. Buna karşılık kişinin kendi becerisine güveni arttıkça eleştirel düşünme çabası artıyordu. Tam da bu nedenle şu anda patolojik bir durum var ve çağımızın asıl pandemisi de bu: YZ bağımlılığı ya da YZ'nın bilişsel bir araca dönüşmesi. Tüm anlama-yorumlama işlerini devraldığı gibi dünyayı algılama ve dünya ile ilişki kurma şeklini de değiştiriyor. Okulda, işyerinde, gündelik yaşamda YZ'yı kullanarak sadece düşünen yok; özel hayatında (eş, sevgili, vs.) yaşadığı sorunlara çözüm arayanlar da var. Normalde arkadaşlarına sorup akıl alacağı konularda tüm WP yazışmalarını yükleyip "ilişkiyi kurtar" diyenler var. Kısaca nasıl hissedeceğini bile hazır öğrenmek isteyenler var. Bu sadece bireysel kullanımla sınılır kalmıyor. YZ'nın kimi zaman halüsinasyon görerek kimi zaman eksik bilgilerle oluşturduğu metinleri kullanan "içerik üreticileri" üzerinden bir kez daha kitleselleşiyor. "YZ suçludur" demek bu nedenle kolaycılık olur ancak YZ'yı alet çantasındaki nötr bir mekanizma gibi sunmak da kurnazlık. Özetle bence asıl sorun bağımsız muhakemenin yerini alması ve buna izin verilmesi. Bu durumun kısıtlanması da "yasakçılık" ya da "teknoloji karşıtlığı" değil, olması gereken.
Göç Araştırmaları Vakfı Eğitim Programlarına Başvurular Başladı!
2026-2027 dönemi için düzenlenen kademelendirilmiş eğitim programlarıyla vakfımızın çalışma alanlarında uzmanlaşmak isteyen araştırmacıları bekliyor!
Son Başvuru Tarihi: 3 Ekim 2026
Bugünün Türkiyesinde ne yazık ki, yolsuzluk en çok kazandıran meslek durumuna geldi. Ahlaki çöküş alarm veriyor. Kamuoyunda ise sizin yolsuzlar bizimkilerden daha yolsuz tartışması yapılıyor.
BU İŞİN SIRRI NE?
Memur sendikalalaşmasında yeni zirve: yüzde 78.
Memurların sendikalaşma oranı artıyor ancak memurların ve memur emeklilerinin hakları geriliyor.
Peki bunun sırrı ne?
Konfederasyonların temsil gücüne bakınca gerçek tablo daha iyi anlaşılıyor.
Cumhur ittifakına (yani hükümete) yakın iki konfederasyonun toplam temsil gücü 69,3!
İzlenen ekonomi politikasına itirazları yok. Hak arama mücadelesi vermiyorlar. Birkaç basın açıklaması. Hepsi o kadar!
Aidatlar devlet kesesinden, üyeler hükümet desteğiyle geliyor.
İşin sırrı burada!
İşin sırrı güdümlü sendikacılıkta!
Merak edenler için özel sektörde sendikalaşma oranı yüzde 5 civarında!
Verilerin detayı için bakınız: @SendikaData
https://t.co/NotCW78LCh
Şahsi gözlemimdir, kanaat veya yorum değildir. Devleti yiyorlar, devletin el koyduğu şirketleri yiyorlar, vatandaşın veya yabancı yatırımcıların para yatırdığı projeleri yiyorlar. Bir daha yiyemeyecekmiş gibi yiyorlar. Doyma hisleri yok gibi yiyorlar. Bu yaşıma kadar böyle bir yeme şekli görmedim. Hem iktidarla yiyorlar, hem muhalefetle yiyorlar. Yerken adam ayırmıyorlar. Eski yiyicilerden iki farkları var; eskiler sabit meblağ yerdi, bunlar oranla yiyorlar. Eskiler abdestsiz yerdi, bunlar abdestli yiyorlar.
Dışişleri Bakanlığı KPSS'siz 120 aday meslek memuru alacak
Dışişleri Bakanlığı'nın alımı yazılı ve sözlü sınav sonucunda yapılacak.
Başvurular 2-30 Temmuz tarihlerinde alınacak.
Üniversitede bir akademisyenden şöyle şeyler duyunca kimse şaşırmaz oldu artık:
"Dekana odamda kitap okurken yakalandım! Bologna, YÖKAK, FEDEK, akreditasyon işleri varken bu yaptığımı yadırgadı... Çok mahcup oldum!"
Hâlâ gizli gizli kitap okuyanların olduğu söyleniyor.
Akademide "kişiye özel ilan" eleştirileri haklı bir noktaya temas etse de meselenin görünmeyen bir yüzü var: Yıllarca kurumun tüm akademik ve idari yükünü çeken, derslere giren, sınav okuyan asistanların doktora sonrası kendi kurumunda kadro beklemesi en doğal hakkıdır. 🧵👇
Özellikle yapay zeka araçlarıyla çok kısa sürede makale üretilebilen günümüzde, dışarıdan başvuranlar yayın sayısını kolayca artırabiliyor. Kurumun işleriyle uğraşmaktan yayına yeterli zaman bulamayan asistanlarımız ise bu haksız rekabette dezavantajlı duruma düşüyor.
Bunun adil ve tek çözümü var: Akademik ilanlar "kurum içi" ve "kurum dışı" olmak üzere iki ayrı kategoride açılmalı. Yıllarca kurumuna emek veren akademisyenler mağdur edilmemeli. @YuksekogretimK
bu konuda acilen hakkaniyetli bir atama düzenlemesi hayata geçirmelidir. #Akademi #YÖK #Kadro
Akademisyenler, 2015-2018 yılları arasında beş büyük (Elsevier, Sage, Springer Nature, Taylor & Francis, and Wiley) yayınevinin dergilerinde makalelerini yayımlamak için 1,06 milyar dolar ödedi.
Yayıncılar ise, bu makalelerden 2 milyar gelir elde etti. https://t.co/0lzay4SgIm
Üniversiteler “kalite” peşinde “akreditasyon” hummasında. Kim bu akreditörler? “Güvenci”ler?? ABD’nin kendi okullarına fon vermek için bulduğu bu sistemin sözde uluslararasılaşması ayrı bir hikaye.Düzmece-güvenci’li başka bir örümcek ağı. https://t.co/0RNIdKH39m
Değerli Dostlar. Ekonomi Yönetiminden gelen olumlama çabalarına kızmayalım.
“Sanayici ve tüccarı karsız, esnafı bezmiş, ihracatçıyı ümitsiz, vatandaşı da fakir hale getirdik ama bazılarına ülkeye bile gelmeden 2.5 yılda dolar bazında % 73 kazandırdık” diyemezler ki.