Sandım ki koştuğum her yere yetişirim,kaçtığım her şeyden kurtulurum,hiç durmadan kazırsam aradığımı elbet bulurum.Sonra işte günün bilmem kaçında,koştuğun her yerden uzakta,aradığın hiç bir şeyi bulamamışken bağdaş kurup oturuyorsun.Üzerinde teslim olmanın ferahlığı var.
Gibi.
Bir eşikten sonra yanlış olduğunu anlasan bile, büyük emek harcayıp ömrünün büyük kısmını adadığın şeyleri hiçe sayıp yeniden başlayamıyorsun. Çünkü yeniden başlayacak gücün ve daha iyisini başaracağına inancın kalmıyor. Bu durumda kendi dublörün olarak hayatına devam etmek zorunda kalıyorsun...
Ömrünü adadığın gayeler gözünde bir hiçe dönüşürken, kendi hayatını kendi ellerinle çöpe atmayı istemek ne acı...
Kişiliğinle bütünleşmiş alışkanlıkların ve varlığını kuşatmış inançların seni sana teslim etmemek için çabalarken, sen yeniden doğma tutkusuyla kendinle savaşıp, kimsenin bilmediği sancılar çekiyorsun...
Ben bir ara hak etmediğimi düşünmekten aklımı kaybedeceğimi sandım. Sizin gözünüz bile dolmadı. Neyi nereye koyduğumu hep unuturum ama bana yaşattığınızı bir ömür boyu unutmayacağım.
“bence dünyanın en iğrenç hissi birisi için sandığın kadar önemli olmadığını anladığın ve onu bu kadar umursadığın için aptal gibi hissettiğin zamandır.”