Yaban hayvanları için 20 farklı bölgeye su bidonu yerleştiren vatandaş;
🔹 Bahçemdeki geyiklerin su bidonlarımı açmaya çalıştığını gördüm.
🔹 Ondan sonra karar aldım.
🔹İnsanoğluna yardımı kaldırdım, hayvanlara yardım edeceğim.
Geçenlerde demiştim Bulgar turistlerin en çok tercihi ettiği rotalardan biri Yunanistan. Kavala, Halkidiki ve Selanik'e yoğun geliyorlar.
Son günlerde bir tartışmayı da getirdiler. Bir Bulgar turist eti, tüpü ve içkileri marketten alıp sahilde pişirdikleri görüntüleri paylaşınca çok karışık tepkiler geldi. Kimileri sahillerin imajı için kötü olduğunu söylüyor, kimi "Eskiden biz de böyle yapıyorduk ne var bunda?" diyor, kimi "Vertis, Sklavenitis eti ve tüp. Klasik Bulgar turist" diye işi mizaha vuruyor.
Enteresan bir kavga, benim tabii ki çoğu zaman olduğu gibi siyah veya beyaz bir fikrim yok. Kimseyi rahatsız etmedikçe herkes istediğini yapar, turist olması daha az özgür olduğu anlamına gelmiyor. Önemli olan iyi niyet, ölçülü ve saygılı olması.
Hamaset var. Siyaset var .Show var.
Futbol yok. Mücadele yok. Temsiliyet yok.
Siyasi görüşlerini, dini inançlarını ve yaşam tarzlarını bütün toplumun gözünün içine sokan, kendi gibi olmayanları dışarıda bırakan, AKP ve MHP’nin propaganda aracına dönüştürdüğü milli takım çıktığı ikinci maçtan da eli boş döndü. Sıfır gol, sıfır puan.
🚨 VINI JR JUST TOLD FIFA: “WE’LL PAY THE FINE — BUT NOBODY FROM US IS DOING HALF-TIME INTERVIEWS.”
During Brazil’s World Cup match, Vinícius refused the mandatory tunnel interview.
Reporter: “You’ll get a huge fine for this.”
Vini: “We’ll pay. But nobody is coming to the mic.”
This isn’t arrogance. It’s players finally saying enough to FIFA’s corporate circus.
Half-time should be for tactics, water, recovery — not feeding the broadcast machine while the game gets sliced up for ads (sound familiar with those forced “welfare” breaks?).
FIFA under Infantino has turned football into a product. Mandatory everything. Player focus as an afterthought. Suits in Zurich cashing in.
Brazil and Vini just pushed back. Raw. Direct. No bowing to the machine.
The beautiful game belongs to the players on the pitch — not boardrooms selling every second.
Who else is done with this?
🗣️ Jürgen Klopp’tan su molalarına sert tepki geldi:
“Bu, futbolun klimalı ofislerde oturan yöneticiler tarafından rehin alınmasıdır.
Bize bu sözde ‘sıcak hava molalarını’, oyuncuların sağlığını korumak için alınmış asil bir önlem gibi sundular. Ama gerçekte olan şey ne? Sponsorlar için kurulmuş altın bir kafesten başka bir şey değil.
Oyuncuların sıcak hava molasında durup televizyon yayın sürelerinin maçın ritmini belirlediğini gördüğümde şunu düşündüm: Dünya Kupası gerçekten kime hizmet ediyor? Taraftarlara mı? Oyunculara mı? Yoksa reklam verenlere mi?
Bir Dünya Kupası maçı nehir gibi akmalıdır. Ama biz şimdi reklamların geçebilmesi için o nehrin ortasına barajlar kuruyoruz. Bu, oyunun ruhu için tehlikeli.
Futbol bir zamanlar ana gösteriydi. Şimdi ise reklam şovunun arka plan müziğine dönüşme riski taşıyor.
Bize bu molaların oyuncu sağlığı için olduğu söyleniyor ve elbette oyuncuların sağlığı önemlidir. Ama oyun televizyon yayın akışına boyun eğmeye başladığında insanlar da soru sorar. Bu oyunun yıldızı top olmalı, reklam arası değil.
Dünya Kupası futbolun katedralidir. Ama bazen onu, kasanın maçtan daha fazla değer gördüğü bir alışveriş merkezine çevirmişiz gibi hissediyorum.
Eğer gelecek buysa, futbol artık reklamlar tarafından bölünmüyor demektir. Futbol, reklamların arasındaki kesintiye dönüşüyor.”
omurgasız birinin yaşamakla ilgili böyle üst perdeden ama aynı zamanda mabadından uydurduğu çok aşikar afilli betimlemelerini görünce deliriyorum.
senin şahit olabileceğin insanca ve onurlu ne olabilir acaba yılmaz? sen doğduğun topraklar, şehirler dümdüz edilirken soluğu saraylarda alan, çıtını dahi çıkaramayacak kadar silikleşmiş; ruhunu, benliğini üç kuruş paraya satmış katıksız, damıtılmış bir kifayet yoksunusun.
tek üzüntüm, köyceğiz'de yaşayan insanların her gün senin gibi manda gönünden bir vicdan yoksununu ve insan suretinde zuhur etmiş sıfatını görecek olmaları.
bu arada suyla toprağın sevdası da sana girsin.
“Ben gittim, oturdum karşımda bir ekran açık ama 'Adalet mülkün temelidir' yazmıyor. Bir ofis orası böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı bir tane kahve makinesinden anladım Savcı Beydi o”
+ Savcı: Ya Fatoş, şimdi sen ağlarsın böyle karşımda. Ben sana ne dedim? Ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen, bu adamlar sana kumpas kuracak demedin mi? Konuşmadın sen. Verecektin ifadeni, gidecektin.
- Ama Sayın Savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım.
+ Bak, şimdi sen git, eşyaları topla. Ben sana Çağlayan'dan araba göndereceğim. Geleceksin, burada bana ifadeyi vereceksin. Çocuklarına gidersin.
- Savcım, ben yine de ifade veririm, vermemi istiyorsanız. Bir avukatıma sorayım.
+ Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bir kafayla daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekarsın, değil mi?
- Evet.
+ Velayetleri sende mi?
- Evet.
+ Senin çocukların reşit de değil, değil mi?
- Değil.
+ E, artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını.
Bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Biraz insanlığınız, biraz vicdanınız kaldıysa bu insanların yaşadıklarına kulaklarınızı kapatmayın.
21 yaşındaki Uğur Yıldırım'ın hayatını yitirmesine ilişkin davanın duruşması 24 Haziran 2026'da Bakırköy 18. Ağır Ceza Mahkemesin de görülecek.
Otizmli Uğur 18 ay önce kaldığı bakım merkezinde bilinçsiz bakım personelleri elinde darp ve işkenceye maruz kalarak yüksek dozda sakinleştiriciler verilerek hayatını kaybetti.
Bakım ve rehabilitasyon merkezinde kalan engelli bir bireyin yaşamını yitirmesi, yalnızca bir ailenin değil, toplumun ve engellilik alanında çalışan tüm sivil toplum kuruluşlarının sorunudur.
Bu dava; bakım hizmetlerinde hesap verilebilirliğin, denetimin, şeffaflığın ve engelli bireylerin yaşam hakkının korunmasının sınandığı önemli bir süreçtir.
Otizm, engellilik ve insan hakları alanında çalışan tüm sivil toplum kuruluşlarını, hak savunucularını ve duyarlı yurttaşları duruşma salonunda bir olmaya, sosyal medyada da süreci takip etmeye davet ediyoruz.
Beklentimiz; olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, sorumluların hukuk önünde hesap vermesi ve benzer ihlallerin bir daha yaşanmaması için emsal niteliğinde bir kararın ortaya çıkmasıdır.
Uğur Yıldırım’ın ailesinin hazırladığı afişle, mahkeme gün ve saatini tekrar hatırlatıyoruz.
24 Haziran 2026,
Bakırköy 18. Ağır Ceza Mahkemesi
Saat 13.30
Bu dava da bugün Uğur için, yarın tüm otizmliler için bir karar çıkacaktır. Uğur Yıldırım davasını takip edeceğiz.
#UğurYıldırımİçinAdalet
#OtizmliAdaletBekliyor
#FarkindalikYetmezSistemGerek
#EngelliHakları
#YaşamHakkı
#Adalet
#OtizmliSistemBekliyor
#Otizm365GünBizimle