Marmara Çene Cerrahisi seneler sonra doktora alıyor Prof Yaşar Özkan’ın oğlu, 3 sene sonra doktorası bitmek üzere iken annesi Prof Yasemin Özkan kanuna aykırı şekilde doktora eğitimine uzmanlık diploması vermeye çalışıyor ve tüm yüksek öğretim uyuyor @drmemisoglu@YuksekogretimK
Hanımla Kızılay'da yemek yiyoruz, güm diye bir ses geldi. Sonra insanlar koşmaya başladı. Bir öğrendik bomba patlamış. Gün üniversite sınavının olduğu gün. Haberlere bir baktık, gencecik çocuklar. Sınav stresini atmak için Kızılay'a inmişler. Parçasını bulamadılar bazılarının
İktidar, İsrail ve Sumud
Önce temel noktayı tekrar hatırlayalım: Sumud neden yola çıktı? Devletler üstüne düşeni yapmadığı için. Onlar soykırımı önlemek adına somut adım atmadıkları için 46 ülkeden 500’e yakın Filistin dostu canları pahasına yola düştü. Amaçları ablukayı kırmak değil, “ablukayı kırma” sorumluluğunu yerine getirmeyen iktidarlara “baskı” kurmak idi. Dahası soykırım sürecinde İsrail’le ilişkilerini kesmeyen ve bu yolla soykırıma ortaklık eden iktidarların kendileriyle ve halkıyla yüzleşmesini sağlamaktı. Nitekim katılımcıların pek çoğu bunu dile getirdiler. Greta Thurnberg, Tunus’ta eğitimin devam ettiği günlerde şöyle demişti: “Bu soykırım, bizi temsil etmesi gereken hükümetlerimiz, kurumlarımız, şirketlerimiz ve seçilmiş yetkililerimiz tarafından mümkün kılınıp körüklenmektedir. Suç ortaklığınızı sonlandırın, herkes bu soykırımdaki suç ortaklığını sonlandırsın! İnsan olun!”
Bu yüzleşmeye en çok da ülkemiz iktidarının ihtiyacı vardı. Tam iki yıl boyunca süren soykırıma rağmen İsrail’le ilişkilerini sürdürmeyi “başarabilmiş” bir iktidara sahiptik. Üsleri kapatmamış, petrol sevkiyatını engellememiş, anlaşmalarını feshetmemiş ve yedi ay boyunca “resmi” ticaretini kesmemişti. Bir parantez açıp şunu da belirtelim: İktidar 2 Mayıs’ta ticareti kestiğini söylediğinde İsrail Gazze'nin üzerine en az 70 bin ton bomba atmıştı. Gazze'deki şehid sayısı 35 bine, yaralı sayısı 80 bine çıkmıştı. 160 bin bina ya yıkılmış ya da hasar görmüştü; yani Gazze'deki binaların %56,9'u. Türkiye “ticareti kestim” dediğinde Güney Afrika soykırım davası açalı 4 ay olmuştu. İsrail Refah'a kara operasyonun son hazırlıklarını yapıyordu. Ve Aaron Bushnell "bu soykırıma ortak olmayacağım" diyerek kendini yakalı 2 ay olmuştu. Dahası bu ticareti hükümet önce kabul etmemiş, bakanlar yalanlamıştı. Bunu dile getirenler “ajanlıkla” suçlandı, Filistin dostları tutuklandı, çıplak aramalara maruz kaldı ve daha neler neler…
Peki, şimdi soralım: İktidar, Sumud’un mesajıyla yüzleşiyor mu?
Hayır. Hiç istifini bozmuyor. Herkes İsrail’in “terörist” olduğu konusunda hemfikir. Ama iktidar kimsenin “Neden bu teröristlerin bayrağı ülkemizde dalgalanıyor?”, “Neden bu teröristlerle ticari ve siyasi ilişkilerinizi kesmiyorsunuz?” sorusunu sormasını istemiyor. Bunu soranları, buna itiraz edenleri mahkeme mahkeme dolaştırmaya devam ediyor.
İktidar bugün İsrail zindanlarında tutulan vatandaşlarımızı uçak gönderip almakla övünüyor ama onların İsrail tarafından ele geçirilmesindeki sorumluluğunu es geçiyor. “Vatandaşlarımıza terörist’ diyen bir ülkede neden elçiliğimiz var?” sorusunu sormuyor ve sordurmuyor.
İsrail’de Ben-Givir’in yüzüne “terörist” diyen kardeşlerimizi buraya getirmekle övünüyor ama Türkiye’de “Bu teröristlerle neden ilişki kuruyorsunuz?” sorusunu soranlara yargı sopasını gösteriyor.
Herkes yetkisi/gücü oranında sorumludur. Sumud’la yola çıkanların ellerinde canlarından başka bir şey yoktu onu ortaya koydular. Onların gücü ne petrolü kesmeye, ne İsrail elçiliğini kapatmaya ne de üslerin kapısına kilit vurmaya yeter. Görüşleri ne olursa olsun, yola çıkan bütün kardeşlerimizi hürmetle anıyorum ve onlara saygı duyuyorum. Allah onların ecrini verecektir.
Fakat bu görev sizin ey iktidar!
Bunun üstünü örtemezsiniz.
Sumud’un size yüklediği bir görev var: Teröristlerle ilişkinizi kesmek ve bu teröristleri ülkemizden kovmak. İsrail’i bir “devlet” olarak tanımaya devam ettikçe sorumluluğunuzu yerine getirmiş olmayacaksınız.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Gazze’de kan akmaya devam ediyor. Akrebin doğasında sokmak, İsrail’in doğasında öldürmek vardır. İsrail için “barış” demek “soykırım arası” demektir. O durduğu zaman sonrasında daha sert vurmak için durur. O yüzden İsrail’in bayrağı ülkemizde dalgalanmaya devam ettikçe hiçbirimiz görevimizi yerine getirmiş sayılmayız. Bizim görevimiz bunu seslendirmek, iktidarın görevi ise bu sese kulak vermektir.
Prof. Dr. Müge Özcan:
Üzgünüm. Kırgınım. Öfkeliyim.
Hastaya işitme cihazı önerdim. “Şimdilik idare ediyorum” dedi. Önyargılı olduğunu düşünüp, cihaz aslında gözlükle aynı işi yapıyor, biri görmek, diğeri duymak için filan diye anlatırken, gözleri doldu, sözümü kesti.
“Ondan değil hocam. Emekliyim. 25 yıl çalıştım. Ama demek ki az çalışmışım, emekli maaşım düşük. Buraya gelirken bir yere sordum. Devletin ödediği 4-5 bin liraymış. Üstüne en az 25 bin lira istiyorlar. O kadar param yok” dedi.
Dondum kaldım. Benim yardımcı olmamı ister misiniz, dedim. “Sağolun, çocuklar da söylüyor ama şimdilik idare ediyorum” dedi.
Kişi başı milli gelir 17 bin dolar. Emekliye düşen sağır dolaşmak.
Bu ülkede yaşamaktan başka bir imtihana ihtiyacımız yok bizim.