2026 senesi Haziran ayı itibariyla Türk siyasetinin hâli şudur:
Ana muhalefet partisinin Genel Başkanı tartışmalı bir mahkeme kararıyla koltuğundan alınmış.
Ana muhalefetin başına, mahkeme kararıyla 'atama' yapılmış.
Ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı adayı, tartışmalı bir mahkeme kararıyla seçime girme şansı elinden alınmış vaziyette, hapiste.
Seçime bu tablo içinde giden bir Türkiye.
Nasıl, iyi miyiz böyle?...
Senelerdir zannederdik ki, 'vesayet' askerle, askerin siyaset üzerindeki tahakkümüyle ilgii bir şeydir.
Öyle olmadığını, vesayetin esasen 'güç'le, 'gücün kullanım biçimiyle' ilgili olduğunu AK Parti sayesinde öğrenmiş olduk.
'Seçilmişler eliyle' uygulanan 'sivil vesayet'in de 'asker eliyle' uygulanan vesayet kadar vahim sonuçlar üretebileceğini öğrenmiş olduk.
Kuruluşundan itibaren bütün mücadelesini meşruiyet zemininde yürütmüş, bütün siyasi başarılarını arkasına halk desteğini alarak elde etmiş bir siyasi kadro için ne hazin bir tablo!...
Türk siyaseti bugün, tedavisi imkansız güç zehirlenmesine uğramış bir iktidar blokuyla, Türk milletinin önüne hakîki bir çare ve milletin yaralarına merhem olacak bir program koyamayan çapsız bir muhalefet arasında sıkışmıştır.
Bu iktidar blokunun, bir sonraki seçimi kazanabilmesinin tek yolu olarak gördüğü şey, elindeki vesayet imkanlarını kullanarak muhalefeti tasfiye etmektir.
Siyasetini senelerce 'itiraz' üzerine kurmuş, bunu 'siyaset yapmak' zannetmiş çapsız muhalefetin yargı üzerinden yediği ağır darbeye karşı düşünübildiği tek çare ise seçmenin dizlerine kapılarak mağduriyetini terennüm edip ağlamaktır.
Millet her şeyi görüyor.
Kendisinde yenilmez kuvvet, sınırsız kudret gören ayarları bozulmuş kadroları da; şu dizlerine kapanan çaresizliği de görüyor.
Yedi kez 'ülkeyi sen yöneteceksin' diyerek yetki verdiği bir siyasi hareketin bütün iktidar gücünü 'tek ele' alınca ne hale geldiğini görüyor.
Üst üste yedi genel seçim kaybetmiş muhalefetin sekizinciyi kazanmak için önüne mağduriyetinden başka hiçbir şey getirmediğini de görüyor.
Millet tetiktedir, yeni bir 'sessiz devrim' yaratmaya da hazırdır. Beklediği şey, güven duyacağı bir kadro ve hakîki bir programdır.
Bu kadroyu ve programı gördüğü an görün bakın ilk seçimde millet neler yapar. Hep yapmıştır, oradan biliyoruz.
Mustafa Kemal Paşa'nın, 'millî egemenlik' için kullandığı ifadeler, 'millet iradesi' için de geçerlidir:
" ...Öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur."
Türkiye'nin 70 yılı aşan çok partili siyasi hayatında hep olmuş olan budur, bundan sonra olacak olan da budur.
🚀🚀📍Seçim kaybettirse bile EYT çıkmayacaktı. Çıktı.
📍EYT yaş şartlı çıkacaktı. Yaş şartsız çıktı. (38 yaşındakine bile çıktı)
📍Kademeli emeklilik çıkmayacak dendi. O da çıkacak.
Göreceksiniz🚀🚀
#KademeAcilYasaya
Akit TV'de ilginç anlar.
Gazeteci Ertuğrul Özkök:
"Siz unuttunuz, Tayyip Erdoğan da bu ülkede 2002'de yolsuzluktan yargılandı. Unuttunuz mu bunları? Belediye başkanlığında yolsuzluktan yargılandı.
2002'de Tayyip Erdoğan'ın suçlama iddianamesine baktın mı sen?
Ekrem İmamoğlu için yapılan suçlamaların maddeleri dahi aynısı. Bak aynısı. Tayyip Erdoğan –ben haklı demiyorum, haksız bir şeydi, haksız bir yargıydı–
Sadece Akbil, bugün Ekrem İmamoğlu ile ilgili ortaya konulan iddialardan daha fazlaydı parasal olarak.
Şimdi, Tayyip Erdoğan'ı ne evinden aldılar ne eşini, çocuğunu, kızını, şoförünü, yakınlarını aldılar. Hatta ilk celsede hakim şeyden vareste tuttu; davaların, duruşmaların görülmesine dahi gitmedi.
Bir kısmından beraat etti o dönemde, bir kısmından da zaman aşımına uğradı. Aynı suçlamalardır. Sana daha sonrasını söyleyeyim. Bugün Gannuşi müebbet hapse mahkum edildi.
Evet. Dört tane mahkeme açıldı hakkında, biliyor musun nelerden dolayı? Bir tanesi, mahkemelerden bir tanesi, partisinde finansal yolsuzluklar hareket içerisinde, parti içerisinde finansal yolsuzluklardan. Bir tanesi, medya –kendine yakın medyaya para sızdırmak, orada para aklamak–. Bir tane daha bir şey var. Bir dördüncüsü de en sonda, devleti ele geçirmek için yapı kurmak. Onun da suçlamaları Türkiye'dekiyle aynı. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Yani bizim Müslüman dünyasının bir sorunu var. Cumhurbaşkanı Erdoğan geldiği günden beri haklı olarak ne dedi? 'Bizim' dedi, 'hesap vereceğimiz yer halkın iradesidir' dedi, değil mi?
Muharrem Coşkun: 'Milletimizdir' dedi efendim.
Ertuğrul Özkök: 'Milletimizin iradesidir' dedi. Tamam ama ne yazık ki bu ülkelerde, Müslüman ülkelerde iktidara gelen kimse milletin iradesine bakmıyor; sadece geliyor, ondan sonra o yolsuzluk bilmem ne şu bu..."
Prof. Dr. Ümit Özdağ:
"Yatırımlara 149 milyar TL ayırılıyor.
Faize ödenen para 1 trilyon 132 milyar TL.
Faize ödenen para, yatırıma ödenen paranın tam 7.5 katı.
Gel de rahmetli Erbakan hocayı anma.
Ne diyordu Erbakan hoca… ‘Sizi gidi faizciler sizi.’
Cumhuriyet tarihinin en büyük faizci hükümeti ile karşı karşıyayız.”
İtikatta faize karşılar. Ama amelde faiz lobisi ile hemhal olurlar. Zaten İngiliz Mehmet’in vazifesi de bu değil mi?
Bir kadın, Türk milletinin varlık içinde yokluk yaşadığını anlattı:
“Dünyanın en güzel dağlarına, en bereketli yaylalarına sahibiz. Hayvancılık yok.
Her biri bir Avrupa ülkesi büyüklüğünde onlarca verimli obamız var, tarım yok.
Üç tarafımız denizlerle çevrili, soframızda balık yok.
Bu kadar yokluk, ancak sistematik bir gayretle mümkün olabilirdi.”
Uyuşturucu bağımlısı bir genç, elinde bıçakla babasını tehdit ediyor ve uyuşturucu kullanmak için para istiyor. Babası bir emekli polis. Bir süre bıçaklanmamak için mücadele etti. Sonra baba, oğlunu altı kurşunla vurarak öldürdü. Kaçmadı; cep telefonunu çıkardı ve polisi aradı, çağırdı. Gelmiş olduğumuz nokta budur. Oğulların babaları bıçaklamaya çalıştığı, babaların oğullarını vurduğu bir Türkiye.
İstanbul'da 3-5 tane sanatçıyı, mankeni, basın mensubunu uyuşturucudan tutuklayarak başlamak, yola çıkmak olabilir ama gerçek yol; baronları tutuklamak, çeteleri ortadan kaldırmakla olur. Gerçek mücadele, uyuşturucu ve kumar bağımlılığına zorunlu tedavinin getirilmesiyle olur.
Bugün bu ülkede en az 3 milyon, hatta 4 milyon rakamından bahseden uzmanlar da var, uyuşturucu bağımlısı var. 20 milyon kişi sanal kumar oynuyor. Bunun 2 milyonunun bağımlı olduğu kabul ediliyor. Neresinden bakarsanız bakın, bağımlı sayısı 6 milyona yaklaşıyor. Bu bir toplumun içeriden çözülmesidir. Baronlar, işgal ordularının Anadolu'daki keşif güçleridir. PKK en büyük barondur. Abdullah Öcalan en büyük narko-teröristtir.
YSK gerekçeli kararında açıkça söylemekten kaçınmakla birlikte , aslında diyor ki, genel başkan halen Özgür özel’dir. Ve kurultay geçerlidir . İstinafın verdiği karar dernekler kanununa dayanarak verilmiştir. Ben de bu konuda yetkili değilim. Aslında bilerek bir hukuk karmaşası yaratıyorlar !
Türkiye’de yolsuzluk ve usülsüzlük üzerindeki yargılamaları kara mizah film gibi izliyorum. Yandaşlar yaptıkları yorumlarla inanılmaz rol yeteneklerini sergiliyorlar. Her şey senaryo; yoksa hiçbir insan bu kadar yüzsüz olamaz!!
@malikulat@RTErdogan Syın Kulat buna sizin inanmanız cümle alemin inanacağı anlamına gelmezMuhalefet partileri mahkemelerle,cezaevleriyle, medyada itibar pazarlığı ile dizayn ediliyorMuktedirlere dikensiz gül bahçesi tasarlanıyor.Mesela zat-ıaliniz bunu normalleştirerek önemli bir görev icra ediyor.
Şamil Tayyar “ Bu arada Sayın Fethullah Gülen’in, hoca efendinin yaptığı açıklamayı da son derece önemsiyorum. Yani Sulhta hayır vardır. Her sulh hayırlıdır ifadesi işin özetidir”
Şamil Tayyar “ Bu arada Sayın Fethullah Gülen’in, hoca efendinin yaptığı açıklamayı da son derece önemsiyorum. Yani Sulhta hayır vardır. Her sulh hayırlıdır ifadesi işin özetidir”
@malikulat Bu kadar çok değişen, yalpalayan bir siyaset zemininde kesin cümleleri kullanıyor olmanızda çok tuhaf..? Siz hangi coğrafyanın analizini yapıyorsunuz azizim..?
Eski Devlet Bakanı ve CHP eski İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, yeni CHP yönetiminin Kemal Kılıçdaroğlu öncülüğünde "arınma süreci" başlatacağını açıklamasını savundu.
Can Özçelik:
"Zeydan Karalar'ı kim getirdi? Ekrem İmamoğlu'nu kim getirdi? Uşak Belediye Başkanı'nı kim getirdi? Muhittin Böcek'i kim getirdi? Kemal Kılıçdaroğlu'nun arındırmaya çalıştığı adamları kendisi getirdi. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?"
Mehmet Sevigen:
"Baba olursa bugün sen yönetirsin, gelir gider ama baba olursa o evde kimse yanlış yapamaz.
Baba yok yukarıda, abi yok. Partiyi koruyacak, kollayacak kimse yok."