Hepimiz gelecekle ilgili hayaller kuruyoruz, beklentiler oluşturuyor, öngörülerde bulunuyoruz.
Sonra o süreci yaşıyor, deneyimliyoruz. Öngörülerimizle yaşadıklarımız arasındaki farkı değerlendiriyoruz. Hangi öngörü tuttu, hangisi tutmadı ve neden... Sonsuz bir döngü ve değerlendirme...
Beşiktaş 15 gün önce bir sporcunun transferiyle ilgili tahminlerde, değerlendirmelerde bulundu. 15 gün içinde o değerlendirmelerin neredeyse hepsi yanlışlandı.
Vizyon dedikleri şeyin vizyon olmadığı, büyüklük diye tarif ettiklerinin büyüklük olmadığı, ihtiyaç dediklerinin ihtiyaç olmadığı...
Neyse, tüm bunlara deneyim diyoruz.
İşin garip tarafı, bu deneyimler yaşanıyor, aradan 15 gün geçiyor, bazı taraftarlar özneyi değiştiriyor, hiç bir şey olmamış gibi aynı fikirleri öneriyor.
Bunun adı öğrenme güçlüğüdür.
Goodbye to Franco Baresi, our opponent in many a Derby and one of the key figures in the history of this rivalry. AC Milan's captain, talisman and legend, in his matches against Inter, he always walked the path between competitiveness and respect, in one of the most influential fixtures in Italian football history.
Chairman Giuseppe Marotta and all of FC Internazionale Milano wish to extend their deepest condolences to the Baresi family, to his brother Beppe, and to AC Milan at this saddening time.
La Storia del Milan è in lacrime per la scomparsa di Franco Baresi. Il suo esempio e la sua profondità saranno, per sempre come la sua maglia numero 6, parte integrante e fondamentale del DNA e del cammino di tutto il Club. Le condoglianze che AC Milan porge alla famiglia tutta di Franco Baresi sono le stesse che ogni tifoso rossonero fa a sé stesso in un'ora così dura.
The entire history of AC Milan is in tears following the passing of Franco Baresi. His example and integrity will be forever etched into the Club's DNA, just as his iconic number 6 shirt is. The condolences AC Milan extends to Franco Baresi's family at such a difficult time are shared by every Rossonero, who feels this loss as their own.
Önder Özen: "Beşiktaş'ın şampiyonlukları daha düşük maliyetli, belki şöhreti çok yüksek olmayan ama ciğerden oynayan oyuncularla gelmişti.
Beşiktaş'ın taraftarlarıyla futbol takımı arasında gerçek bir organik bağ var. Diğerlerinden daha fazla organik, bir yıldızın peşinden sürüklenerek gidilmiş bir bağ değil. Bir kimliğin peşinden giderek kurulmuş bir bağ var.
Beşiktaş'ın taraftarıyla kurduğu bağın tipinin değişmesine ben razı gelmiyorum. Ben bunu bir Beşiktaşlı olarak söylemiyorum. Beşiktaş'a gıptayla bakan, imrenerek bakan birisi olarak söylüyorum.
Bu bağ değişmemeli. Beşiktaşlılar bir yıldızın, bir ışıltının peşinden giden insanlar değil. Alın terinin peşinden giden insanlar. Ben çocukluğumda, gençliğimde de hatta yetişkinliğimde de böyle gördüm.
Türkiye'nin bir numaralı orta sahası Beşiktaş'ta oynuyor. Ligin bir numaralı orta sahası Orkun Kökçü Beşiktaş'ta oynuyor. Yıldızı dışarıda aramayalım, kendi oyuncumuz var. Bir büyük oyuncuya sahibiz. Üstelik de yerli, Türk bir oyuncuya sahibiz. Sırtında 10 numara var. Kolunda pazubant var. Beşiktaş'ın kaptanlık bandı var. Öyle üç kişiye de kaptanlık yapmıyor, 23 kişiye yapıyor.
Dünya Kupası'nda verimlilik sıralamasına baktınız mı? Biz bütün metriklere baktık. Dünya Kupası'nda 48 ülkeden 25'er oyuncu. Trossard içlerinde verimlilik puanında 17'nci sırada."
Şunu iddia ediyorum: Eğer biz kendi planlamamıza devam edebilirsek, transfer hedeflerimize ulaşabilirsek, bir yılı tamamlayabilirsek önümüzdeki senenin başında Beşiktaş çok acımasız bir ekip olacak. Ben o günü görürüm görmem, bir şey diyemem. Ama eğer bu proje devam ederse Beşiktaş ligin en acımasız ekibi olacak."
Şu takım tarihin herhangi bir yerindeki sıradan bir İspanya takımı. Baena, Oyarzabal... Takımın en kötüsü de yıldızı. Bu şartlarda bu kadar büyük bir oyun gücü farkı ortaya koydular.
Bence bu kadroyla oynadıkları oyun doğru yorumlanmıyor. Oynadıkları oyunun da çok özel bir tarafı yoktu.
Özel tarafı şu; Bütün oyuncular önce futbolcuydu. Sağ bek, stoper, orta saha değil; futbolcu.
Hepsi her şeyi belli bir düzeyde yapabiliyordu ama en önemlisi hepsi oyunun doğrusunun ne olduğu konusunda ortaklaşmıştı. Ne zaman öne, ne zaman arkaya, ne zaman yana ve nereye...
Bu bütünsellik farkı yarattı. Teknik değil, taktik değil; bütünsellik. En basiti oynamaktan asla kaçınmadılar, oyunu bireysel bir gösteri haline getirmediler. Williams ve Yamal'ı bu farkındalık düzeyinin dışında tutuyorum. Zaten kazandıran da onların bireyselliği olmadı.
İyi savunma yaptılar deniyor, bu personelle iyi savunma yapamazsın. Stoperler bile savunmacı değil.
Türkiye'deki futbol anlayışının her şeyiyle dışında bir başarı bu. Yıldızları yoktu, atanları tutanları yoktu ama olanları sürklase ettiler. Oyunu Türkiye'den öğrenen gençler sorgulamalı; nasıl?
Bu düzen içinde elbette biri vardı, Rodri. Zaten yukarıdaki her bir futbol değerinin spesyalisti. O yeni yetmelere şaka konusu olacak şekilde içine soktuğu formasıyla, sadece doğruyu oynayan zihinselliğiyle, futbolun hala bir zeka oyunu olduğunu hatırlatan aklıyla...
Xavi, İniesta, Silva, Fabregas, Busquets, Villa gidiyor; Ferran, Zubimendi geliyor. Yine de oluyor.
Bu oyun zekası, takım zekası meselesini; egolardan arındırılmış, bütünlüklü, kolektif bir takım oyununu İspanya'dan daha iyi birileri oynayana kadar, İspanya kazansın...
13 years ago today, NASA's Cassini spacecraft captured this iconic view of Earth from Saturn's orbit 🪐
That tiny blue dot is us from nearly 900 million miles away!!
500 sene padişahın kulları olarak yaşadın, kolay değil. Sürekli etrafın ateş çemberi, sürekli içerde darbe baskısı. En sonuncusu üstünden 10 sene daha yeni geçti. Türkiye ilerliyor, büyüyor. Arada yaşanan dönemler hep bitmiştir.
Muhalif medya da buna çanak tutuyor. Dünyanın en güzle coğrafyasını, içinde doğup büyüdün kültürü aileni dostlarını bırakıp başka kıtalar gidip sürünüyorsun. Bu karamsarlıktan çıkmak lazım.
Ülkede bazı şeyler kötüye gidiyor olabilir ama yarın düzeltmek de elinde.
Yoo dedim, sınavdan bile haberim yok. Ben üniversitede okurken kpssye hazırlanan bir allahın kulunu görmedim. Ben memur olmak istiyorum diyen biriyle de tanışmamıştım.
Anadolu ise memuriyet ile yatıp kalkıyor. Onlar için memur olmadıysan diğer şeylerin pek önemi yok
Cem Dizdar: Aynı yolları yürüyorlar, farklı meydanlara çıkacaklarını zannediyorlar. Ya Quaresma'ydı, ya Guti'ydi geldiğinde, "Başkanım, bize Robinho'yu getir." diye patladı tribün. Şimdi ne diye patladılar? "Ya Allah, Bismillah, Muhammed Salah."
Rapt audience, amazing performance. Remote media has really blinded the last 2+ generations around the world to the raw humanity of performances like these...
Hocam biz Beşiktaş şampiyon olsun istiyoruz ama ertesi sene de şampiyon olsun istiyoruz, sonraki sene de şampiyon olsun istiyoruz.
Hiç bir siyah ceketli para babasına eyvallah etmesin, kendi gücünü doğru kullanarak Avrupa'da şahsiyeti olan, saygın bir kulüp olsun istiyoruz.
Bir Şampiyonlar Ligi maçına çıktığımızda "bunlar iyi futbol oynuyor lan" dedirtmek istiyoruz.
Bizim isteklerimiz çok açık, asıl siz ne istiyorsunuz?
Ages of Founding Fathers in 1776:
James Monroe, 18
Aaron Burr, 20
John Marshall, 20
Alexander Hamilton, 21
James Madison, 25
John Jay, 30
Thomas Jefferson, 33
Thomas Paine, 39
John Adams, 40
George Washington, 44
This nation was built by brilliant young men.
DEVLET ERKANINA AÇIK MEKTUP
Bu açık mektubu, en başta sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi olmak üzere, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine, kısaca hukuk ve güvenlik bürokrasisine, yanısıra sayılarının hiç de az olmadığını umud ettiğim devlet erkanına hitaben yazmış bulunuyorum. (3 Temmuz 2026 Cuma)
Aşağıda fotoğrafta elleri arkadan kelepçelenmiş ve iki polis tarafından kollarından sıkı sıkı kavranılmış olarak (üstelik kapalı/korunaklı bir mekanda) götürüldüğü görünen Deniz Göktaş, hukuk terimleriyle söylemek istersem, ceza almış bir mahkum, bir hükümlü değildir. Yargısı sürerken cezaevinde yatmakta olan bir tutuklu da değildir. Kendisi henüz tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş bir sanık da değildir. Herhangi bir asayiş ihlali nedeniyle güvenlik güçleri tarafından derdest edilmiş herhangi bir mücrim de değildir.
Hükümlü değil, tutuklu değil, sanık değil, mücrim de değilse bu kişinin hukuksal durumu nedir?
Bu kişi yalnızca hakkında soruşturma açıldığını bile bile kendi özgür istenciyle ülkesine dönmüş ve havalimanında "şüpheli" sıfatıyla gözaltına alınmış genç bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır. Kısacası yalnızca "şüpheli"dir. Şayet 24 saat içinde savcı tutuklu veya tutuksuz olarak yargılanmasına karar verirse, en çok yasa önünde suçu henüz sabit görülmemiş bir maznun, bir sanık olacaktır. Hepsi o kadar!
Kendisi bildiğimiz kadarıyla, sabıkalı bir kanun kaçağı, aranan bir uyuşturucu müptelası ya da satıcısı, tehlikeli veya tehlikesiz bir terör örgütü üyesi, motosikletlere binip dükkanları tarayan, masum insanları öldüren bir çete ya da mafya mensubu, toplumun ve devletin düşmanlarıyla işbirliği saptanmış bir vatan haini, hatta eski tabirle yankesicilik, hırsızlık, gasp, tecavüz, taciz gibi yüzkızartıcı suçlardan birine bulaşmış suça yatkın bir katil, bir hırsız, bir tecavüzcü de değildir. Yalnızca bir şüphelidir. Evet, ağır cezada yargılanacak örgütlü bir suç işlememiş bir şüpheli! Üstelik kendisi, toplum tarafından tanınan, ailesi, ikametgahı bilinen, suça yatkınlığı, sabıkası ve tehlikesi olmayan üniversite mezunu bir genç komedyendir.
Hal böyleyken, yarım asır önce hiç de hafif olmayan siyasal suçlar işlemiş, günlerce işkence görmüş, çoğu sıkıyönetim döneminde Edirne Kalesi, Selimiye Kışlası, Maltepe Askeri Cezaevi olmak üzere 10'a yakın hapishanede hem tutuklu, hem hükümlü olarak yıllarca yatmış bir eski örgüt militanı olarak uluorta ters kelepçe takılmadı ne bana, ne dava arkadaşlarıma, ne de sözümona düşmanlarımıza. Hoş, bundan çok daha kötü muamelelere maruz kaldık. Filistin askısını ilk bizlerin üstünde denediler, gencecik delikanlıların hayaları dahil bedenlerine en çok bizim dönemimizde elektrik verdiler. Etlerimizi lime lime ettiler. Bir iç savaş yaşanıyordu. Diyarbakır, Mamak, Metris, Maltepe cezaevlerinde yapılanları tarih bile unuttu, yarım asır geçmesine karşın ne yazık ki biz unutmadık, unutamadık.
Tüm bunları hak etmiş miydik? Belki.
Bizler -faraza- masum olsak bile yaptıklarımız hiç kuşkusuz pek de masum şeyler değildi. Sözün özü, yaşananlar yaşandı, toplumun ve ülkenin geçmişinde kaldı, bizim ise ruhlarımızın derinliklerinde, daha da kötüsü arasıra birer kabus olarak bizi yoklayan lanet olası düşlerimizde.
İnsan onuru, yurttaş onuru gerçekte devletin onurudur, ülkenin onurudur. Devletin varlık nedeni bu onuru korumaktır. Dışarıda ülkenin düşmanlarından, içeride toplumun ve dirlik-düzenin düşmanlarından.
Bir hükümlü, bir tutuklu, bir sanık, bir suçlu bile olmayan, kendisine ve başkasına fiilen zarar vermeyen ve vermeyeceği anlaşılan 32 yaşındaki bir genç, hukuk nazarında en çok şüpheli sıfatını taşıyan bir evladımızı niçin bu denli hoyratça ve acımasızca ters kelepçeyle aşağılama yolu tercih edilir? İnanınız bunu anlamakta zorlanıyorum. Sözümona verilen mesajı değil, her defasında kadın-erkek-çocuk-genç-yaşlı demeden sözümona bu tür mesajlar vermeye ihtiyaç duyulmasını anlayamıyorum. Acaba bir örf-i idare, bir sıkıyönetim, bir olağanüstü hal uygulaması var da bir ben mi bundan haberdar değilim?!
Devletin varlık nedeni dirlik-düzeni korumak ve insan onuruna, yurttaş onuruna zarar gelmesini önlemektir. Küçük bürokrat işgüzarlıklarıyla memleket evlatlarının -velev ki suçlu olsunlar- onurlarına, haysiyetlerine bu tür ucuz mesaj verme bahaneleriyle kastedilmesi çok büyük bir yanlıştır ve bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Devletten şefkat beklenir mi? Asla! (Şahsen bu konuda mazur görülmek isterim.) Ne ki devlet adamlarından, yöneticilerden yasalara titizlik göstermeleri, adalet üzere davranmaları, kamu vicdanını örselememeleri kesinlikle beklenir.
• "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin." (Kur'an, 5 : 8)
Bu onların lütfu ve ihsanı değil, görevidir. Devlet birey olarak onurumu korumazsa, yurttaşlar olarak onurumuzu hiçe saydığını umursamazsa, bizlerden devletin sürekliliğine ve kalıcılığına sahip çıkmamızı beklemeye hakkı olur mu? Adaletin ve hakkaniyetin olmadığı yerde beka olur mu?
Bu yol, yol değil. Bu tarz aşağılama teknikleri toplumsal vicdanda ağır yıkımlara yol açmaktadır. Belki bazı işgüzar memurlar bilgiççe "korku salmanın yönetmenin ve egemenliğin gereği olduğunu" söyleyeceklerdir, hatta bu satırların yazarının gerekçelerini belki "çocuksu, romantik, entel sızlanmalar" olarak algılayacaklardır. Böylelerini mazur görüyorum, çünkü kendilerini insan ve yurttaş onurunu korumanın toplumun ve devletin onurunu korumak demek olduğun bilmeyen, kifayetsiz, liyakattan yoksun, işgal ettikleri makamlardan derhal el çektirilmeleri gereken kimseler arasında telakki ediyorum.
Sözün özü, ey devlet erkanı!
Son olarak bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim. Ben kendimi cesur biri olarak görmem, herkes gibi ben de korktum, korkarım. Buna karşın o delikanlıyı, o genç komedyeni o halde görünce nedense korkuya benzer bir duygu hissetmedim, aksine içim sızladı ve utandım, hakikaten çok utandım. Ülkem adına, devlet adına, insanlık adına utandım. Gücün bu tür ucuz yollarla gösterilebileceğini sananlar adına utandım. Bu satırları da bu utanç lekesini taşımamak için yazmaya karar verdim. Sanıyorum kamu vicdanı da kendisi adına korkmaktan çok ülkemiz adına utanmış olmalı. O fotoğrafı gördüklerinde, ülkenin sağduyusunu yitirmemiş büyük bir kesiminin benimle aynı deneyimi yaşadığına inanıyorum ve bu nedenle bu tür nobranlıkları ülkem adına tehlikeli buluyorum.
Unutmayınız, utanmak erdemdir. Yurttaşlar için de, yöneticiler için de.
Saygılarımla.
Dücane Cündioğlu
Bu meselenin çözümü basittir. Püf nokta, Türkiye’nin re-aktif tavırlar sergilemeyi bırakmasıdır. “Washington, Moskova, Paris şöyle böyle diyor ama onların iddiaları yanlıştır” veya “peki ya onların günahları” tarzı çıkışlar tipik vassal refleksleridir.
Öncelikle bunun bir Osmanlı meselesi olduğu kabul edilmelidir. Eski Osmanlı vilayetlerinden yaratılan ulus devletlerin temsilcileri İstanbul’a davet edilmeli ve şu minvalde bir mesaj yayınlanmalıdır: “Vaktiyle karşılıklı çok kan döktük, kardeş kardeşi kırdı. Sömürgeci güçler bizi birbirimize düşman etti. Fakat artık çağ barış çağıdır, gelin geçmişi geçmişe gömelim ve geleceğe umutla bakalım.”
Mesajın klişe olması problem değil; önemli olan devlet liderlerinin el sıkışması, bunun güzelce fotoğraflanması ve zirvenin gerçekleştiği yere bir “Barış ve Mutabakat” heykeli dikilmesidir. Yarın öbür gün bu meseleler tekrar açıldığında, Türkiye, “bakın biz bu meseleyi aramızda çözdük” diyebilecektir böylece.
Böyle bir zirveye kimler katılır? Sırplar ve Yunanlılar belki protesto edecektir. Mühim değil. Suriye, Arnavutluk, Makedonya ve en önemlisi Ermenistan katılsa kafidir. Paşinyan bu konuda bilhassa istekli olacakmış gibi davranıyor. Fırsatı kaçırmamalı, re-aktif değil pro-aktif olmalı.
Ve unutmamalı, iktidarı kuran şey kılıç değil güvendir.
El capitán de la Selección de Irán, Mehdi Taremi, explotó contra la FIFA y la organización de Estados Unidos.
“Esta es una Copa del Mundo desastrosa. Como jugadores profesionales no podemos jugar una competición en estas condiciones, no está bien ni es justo. Si la FIFA piensa que esto es justo, tema de ellos, pero no lo es. ¿Quién debería solucionar este problema por nosotros? ¿La FIFA? ¿EE.UU.? ¡No sé! Díganme un nombre. El presidente de la FIFA, Gianni Infantino, vino a nuestro vestuario después del primer partido contra Nueva Zelanda y dijo que iba a resolver todos los problemas, pero en realidad, la FIFA no hizo nada. Respondiendo la pregunta de: "¿Sienten que los organizadores de la Copa del Mundo, incluidos la FIFA y los funcionarios estadounidenses, prefieren que Irán sea eliminado de la competencia?", digo: Tenemos que luchar contra absolutamente todo. No podemos quedarnos en el país, viajamos y nos sometemos a controles migratorios cada vez que queremos jugar, ahora no podemos quedarnos en Seattle y tenemos que volver a Tijuana. Han hecho todo lo posible para eliminarnos, entonces desde nuestra perspectiva, sí, creo que lo quieren así, nos quieren afuera”.