Mantıklı seçeneklerden biri: 'Yaptıkların bana çok fazla acı ve stres yaşatıyor. Bunu kabul edemem. seni çok seviyorum ama bu benim için çok zor ve enerjimi bu stresle başa çıkmak için harcamak istemiyorum. Bu yüzden artık seninle olamam.' Bu tamamen mantıklı bir seçim.
Allah, umursamaz oluşun en önemli hakikatini Furkan suresinin 63. ayetinde "..cahiller onlara laf attığı zaman, “selâm” deyip geçen kullardır.." buyurarak belirtir. öyle ki bu hakikat müslümanın psikolojisini korur, ruhunu insanların sebep olacağı ezalardan beri eyler. ve önemli noktaya değinir, cahille tartışmak, ona açıklama yapmak gereksizdir, vakit kaybıdır, söz israfıdır. çünkü cahili yenemezsiniz, o ne sözden anlar ne de laftan. cahile en güzel cevap onu görmezden gelmektir.
İnsanlar, size verdikleri zararın arkasından hiçbir sosyal, kültürel veya isim bedeli ödemeyeceğine inanırlarsa size karşı daha cüretkar olurlar. Bu yüzden size karşı yapılan yanlışların maliyetini yükseltin. Hatalardan, eksikliklerden, insani cehalet ya da dönemlik fikir ayrılıklarından bahsetmiyorum, bunlar herkeste ve her yerde olabilir. Nihayetinde hiçbir insan bütünüyle eksiksiz ya da kusursuz değildir. Ancak kasıtlı kötülük, niyetli sabotaj ve ısrarlı onur zedeleme girişimleri kesinlikle somut sosyal maliyet üretmeniz gereken unsurlardır. Kesinlikle korkmamalı ve geri kaçmamalısınız. Kalbiniz Mahatma Gandhi kadar yumuşak olabilir, ancak eylemleriniz Muhammed Ali kadar sert olmalıdır.
Başarının %90’ı ne derseniz, soğukkanlılık derim. İnsanlar kaygılanırken siz sakin olacaksınız, insanlar sizi kışkırtmak isterken siz gri bir kaya gibi sarsılmaz duracaksınız. Mesele süreçte kimin yapay bir şekilde avantajlı göründüğü değil, bitiş çizgisini kimin geçtiği, son sözü kimin söylediği, meseleyi kimin kendi lehine noktaladığıdır. Çürük meyveler, ağaçtan çabuk düşer. Kötü niyetli menfaat üzerine birleşen birlikler, çabuk çözünürler. Siz daima ahlak ve etik değerlerinizi korumalı, işleriniz adım adım, sakince ve sıra sıra ilerletmelisiniz. Böyle yaptığınızda havada esen rüzgarın bile size yardım etmeye başladığını göreceksiniz.
Fark ettiniz mi bilmiyorum, insan layık olmadığı şeyi üzerinde taşıyamıyor. Bilgi fazla gelirse kibirleniyor, zenginlik fazla gelirse görgüsüzleşiyor, güç fazla gelirse başkalarını aşağılıyor. Yani özne ile edim arasında bozulan o orantıyı saklayamıyor, mutlaka sızdırıyor dışarı.
insanı, insana tanıtan Allah'tır. sen istediğin kadar vakit geçir, tanımaya çalış her şeyi yap yine de Allah'ın senin o kişiyi tanımanı istediği kadar tanirsin. yoksa görürsün de idrak edemezsin, duyarsın da dinlemezsin, bilirsin de fark edemezsin. zahirde aylar, yıllar edilen tüm muhabbetler, geçirilen tüm vakitler yalnızca vesilelerdir ama tanımak Allah'ın izin verdiği kadardir. o yüzden insan ilişkileri Allah'ın kudretindedir. bu durumda tevekkül edip kulunu en iyi tanıyan Allah'a sığınıp ona dua etmelidir
kadere iman eden iyi bilir ki, hayatta asla geç kalmak diye bi şey yoktur. kaderimizde Allahin bizler için takdir ettiği bi zaman ve bizler için takdir ettikleri vardır. takdir edilenlerin ise mutlaka vaktinde bizlere ulaşacağına dair müthiş bir inancimizda vardir, çünkü bizler kadere iman ediyoruz. o yüzden kader kıyaslaması yapmamak lazım. yoksa işte herkesin işi gücü var, çocuğu olmuş, evlenmiş barklanmış ben hala yerimde, ne sevenim var ne sevilenim, bir şeyim yok diye diye insan ümitsizlik girdabinda boğulur kalır. bu da insana hüzünden başka bir şey getirmez. evet zahirde çok üzücü bir durum, bazen dayanılması zor ama nasıl ki her bir meyvenin kendine özel bir mevsimi, büyüyeceği bir vakit ve yetiseceği bir toprağı varsa, her insanında bir mevsimi vardir. bizimde bir vaktimiz var. her şeyden öte her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen bir yaraticimiz var. elbet o bizden haberdar. istiyorsak biz yine üzüntümüzü yaşayalım, hatta ağlayalım da ama ümitsiz olmayalım. ben de duygularımı yaşıyorum ama sonunda asla ümidimi kaybetmiyorum çünkü biliyorum, Allah kulunu bırakmaz
tesiri çok büyük bir ayet var muhakkak hepimiz aşinayız ama hatırlatmak isterim: "Rabbişrah lî sadrî ve yessir lî emrî. Vahlul ukdeten min lisânî. Yefkahû kavlî." Rabbim! Göğsüme ferahlık ver, gönlümü genişlet. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki bağı çöz ki sözümü iyice anlasınlar
Bence hayatta gerçekten boşa harcanan tek zaman, bulunduğun anı yaşamak yerine sürekli başka bir yerde olmayı, başka biri olmayı ya da farklı şartlara sahip olmayı hayal ederek geçirilen zamandır. Çünkü insan bazen geleceği düşünmekten bugünü kaçırıyor. Oysa hayat, bir gün sahip olacağımızı umduğumuz şeylerde değil; şu an yaşadığımız anların içinde akıyor. Elbette hedeflerimiz ve hayallerimiz olmalı, ama onları beklerken bugünü değersiz görmek insana sadece huzursuzluk getirir. Bulunduğun yeri sevmek zorunda değilsin, fakat orada öğrenebileceğin, yaşayabileceğin ve geliştirebileceğin şeyleri görmek zorundasın. Çünkü hayat, varmayı beklediğin yerde değil; şu an bulunduğun yerde yaşanıyor.
Bana kalırsa kalpteki sıkıntıların çoğu görece halledilebilir sıkıntılar. Zamanı faydalı kullan, ömrün andan ibaret olduğunu unutma, şikayet etme, seni alâkadar etmeyen konulara dadanma, oku, olanda hayır vardır de, duadan geri kalma.
Teslim olunca her şey değişir.
Zorlamayınca akar, beklemeyince gelir, kabul edince iyileşir. Kalp her şeyin Allah'ın elinde olduğunu anlayınca sakinleşir.
İmam Gazzâlî
“Soğumuş demiri, çürümüş eşyayı düzeltmeye çalışma” diyor Gazali. İnsanın yeniden başlamak için içinde bir kıpırtı, düzelmek ve iyileşmek için bir arzu yoksa sizin sunduğunuz çareler havada kalır. Sızlanmaktan başka atacak bir adımı, ilerleme gayreti yoksa ittirmeye çalıştığınız, anlasın diye çırpındığınız yükün altında yorgun düşersiniz, yorulurken de hiçbir şeyin değişmediği gerçeğiyle yüzleşirsiniz. İbn-i Rüşd’ün dediği gibi “Önemli dönüşümler hep içten gelir.”
Dikkatin yalnızca bir odaklanma aracı değil, bir sevgi ve bağlılık biçimi olduğunu hatırlamalıyız. Dikkatimizi kime ve neye verdiğimiz, hayatımızı nasıl yaşadığımızı belirler.
Olduğun yerden başla. Olmak istediğin, olman gerektiğine inandığın yerden değil. Tam şu an olduğun yerden. Kırgın başla, üzgün başla, yorgun başla. Sadece başla.