Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın muharrirliğe ilk adımı attığı Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazdığı yazılarını, devrin sansür mekanizması ve matbuat hayatına değinerek günümüz harflerine aktarıp tanıttım.
1009255 numaralı tezim YÖKTEZ’e yüklendi.
Literatüre hayırlı olması dileğiyle!
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın muharrirliğe ilk adımı attığı Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazdığı yazılarını, devrin sansür mekanizması ve matbuat hayatına değinerek günümüz harflerine aktarıp tanıttım.
1009255 numaralı tezim YÖKTEZ’e yüklendi.
Literatüre hayırlı olması dileğiyle!
PEYAMİ SAFA’NIN SORUNU
Türk basınının ve edebiyatının en ilginç isimlerinden biri olan Peyami Safa, Vefa Lisesi’nde eğitim görmüş ve canlı bir kültürel ortamda büyümüştü. Peyami Safa’nın sınıf arkadaşları arasında Hasan Âli Yücel, Sıddık Sami Onar, Ekrem Hakkı Ayverdi, Süheyl Ünver, Ali Nihat Tarlan, Yusuf Ziya Ortaç gibi isimler bulunuyordu.
Zayıf bünyeli, çelimsiz bir delikanlı olan Peyami Safa; keman çalan, resim sanatına yetenekli, çok sayıda alana entelektüel ilgisi bulunan ve gençliğinde zekasıyla dikkat çeken bir insandı. Lakin bu entelektüel genç adam, hastalığı yüzünden ömrünün kalan yıllarında büyük acılar çekmişti. On yıllar boyunca sürecek olan sevilmezliğinin nedeni ise ideolojik tutumu değil, yıpratıcı karakteriydi. Yazılarıyla hedef gösterip saldırdığı kişiler arasında eski arkadaşları ve bazı dostları da bulunuyordu. Bu durumu, onun hem gençlik yıllarından hem de Vefa Lisesi’nden çok yakın arkadaşı olan Elif Naci şu sözlerle anlatmıştı:
“Gün geldi ki artık öteye beriye çatmadan yazı yazamaz, rahat edemez, nefes alamaz olmuştu. Çatmadığı tek kişi bendim. Onun gözünde herkes komünistti.”
“Uzun yıllar beni herkesten ayırıp aklayan Peyami Safa, nihayet bir gün beni de hakladı. 29 Ekim 1950 günü Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan bir resmi diline dolayıp, bununla hiç ilgisi olmayan saçma bir benzetme ile: "Atatürk'ün kafasına Stalin'i yerleştirmek için patrondan kaç para aldın?" demez mi! Unutulmaz ve dayanılmaz, kendimi güç zaptettiğim bu harekete karşı sıska vücuduna bakarak selâmı sabahı kesmekten başka bir şey yapamamıştım.”
“Matmazel Noralya'nın Koltuğu gibi eşsiz yapıtı yaratan kalemin bir çamur makinesi haline gelmiş olmasından yine de en çok üzülen bendim.”
“Ben ona çok şey borçluyumdur. Çok okur ve okuduklarını bana aktarırdı. Kültürümü — ne kadarsa — ondan sağlamışımdır. Adeta arkadaşım değil, hocamdı benim. Felsefeyi, matematiksel düşünceyi ondan öğrendim. Ne yalan söyleyeyim, Maupassant'ı bana tanıtan odur. Ve beni elimden tutarak Akademi'ye yazdıran da odur.”
Gençliğinde entelektüel yönüyle ve edebi yeteneğiyle dikkat çeken, Elif Naci’nin anlattıklarından da anlaşılacağı üzere ufuk açıcı bir karaktere sahip olan Peyami Safa geçen yıllar içinde değişmiş, adeta kararmış bir elmasa dönüşmüştü. Kötü bir imajın adeta onun üzerine yapışmasında etkili olan temel faktör ise onun olumsuz ve sert kişisel yaklaşımıydı.
Türk edebiyatında ilk “full speed” kullanımı olabilir.
Lügatşinasâna meccanen ihbar olunur! 🙂
“Dehşetli bir full speed ile iş, fitili almıştı.”
|| Hüseyin Rahmi, Mürebbiye, ikinci tap, s. 107, 1927. ||
@ahmetabdallah@malikaraaaa@vukuate_muzaf
@reaya_oglu@ahmetabdallah@malikaraaaa@vukuate_muzaf Anlam yönüyle hayli uygunsa da umarım Gemini üfürmemiştir :) Öte yandan bana da böylesi daha makul geldi. Ne mutlu ki hemen her müşkülün bir halli, her meçhulün de bir bileni var.