Şu sahneyle doğu bloğunun çöküşünü ve ideolojik yetimliği nasıl anlatmış; filmin üzerinden 30 sene geçmiş hala güncel, hala daha tüyler ürpertici…
Gerçek Homeros destanı işte bu filmdir.
Avangard, dağınık, zeminden, bağlamdan, nitelikten, belli bir mesajdan, amaçtan, düzenden, anlamdan, içerikten, kaliteden, kalifiyeden yoksun. Sanat değil, anti- sanat. Bir şey anlatmıyor, anlatmadığı gibi de bu dağınıklığı ve içeriksizliği esneklik, farklılık, özgürlük, çok çeşitlilik ve renklilik olarak lanse etmeye çalışıyor.
Donald Kuspit’in de dediği gibi: postmodern sanat pistir, çöptür ve artık içi boşalmıştır.
Milleyha Kuş Cenneti sulak alan tampon sahasında korkunç işler ile karşılaştık… Belediye ve milli park ekipleri ile dallara yapışkanlar sürüldüğünü ve kuşların güneş altında ölüme terk edildiğini gördük… İnsanlığımı zor koruduğum günlerden biri… Saz Kamışçını ayakları, kanatları ve kuyruğu yapışmış halde. Gönderi olarak da paylaşacağım görüntüleri… Bugün kuşları yuvalarında vuran kaçak avcıları da yakaladık. Yanlış duymadınız. Ağaçların altına saklanıp yuvaları olan kuşları vuran insanımsılar…
Büyük felaketler kapıda…
Düzelmezsek yine yıkılacağız… Parıldayan bir güneş var ama Milleyha’nın kapkara günlerinden biri…