İkili ilişkilerle ilgili benim hayatımda dönüm noktası olarak gördüğüm bir şey var.
Muhatabınızın size nasıl davrandığı %90 kendisiyle ilgili, sizinle ilgili değil. Kendi hayatınızı, olanaklarınızın içinde, kaderinizle inatlaşmadan, debelenmeden seviyor olmanız bile batabilir. Çünkü insan kıyas yapar, yaptığını dahi farketmez. Yapamadığı şey için de sizi suçlar, farkında olmadan da bunu düşmanca tavırlarına yansıtır. Bırakınız kendi çukurunda debelensin böyle insanlar, kendinizi anlatmaya ve anlamaya çaba harcamayın.
Sıklıkla da unutuyorum bu arada, haliyle insanım. Hatırlatmam lazım.
Yaş aldıkça anlıyorsun ki gerçek mutluluk; sakin sabahlar, temiz bir ortam, erken uyunan geceler, güvenli bir yuva ve enerjini tüketmeyen insanlardan ibaret…
zamanla anlayacaksin ki hayatinda karsilasabilecegin en büyük sinav devam edebilmektir. iyilik yapmaya devam edebilmek, sevmeye devam edebilmek kalbini temiz tutmaya devam edebilmek..
Atatürk’ün pek bilinmeyen özellikleri:
1-) En sevdiği yemek, öğrencilik yıllarından alışkanlık olan kuru fasulye ve pilavdı.
2-) Köpeği Fox yatağının dibinde uyurdu; Köşk’ün salonuna at alacak kadar hayvanseverdi.
3-) Üçgen, açı ve dikdörtgen gibi matematik terimlerini kendisi Türkçeleştirdi.
4-) Dünyada “Başöğretmen” sıfatını taşıyan tek devlet başkanıdır.
5-) Giydiği takım elbiselerin çoğunun modelini ve kesimini bizzat kendisi çizerdi.
6-) Cephede dahi yanından ayırmadığı kitaplarının her birini, 3.997 eseri, altını çizip notlar alarak okumuştu.
7-) Kendisine doğrudan “Ata” denilmesini samimiyetsiz bulur, tercih etmezdi.
8-) Fransızcaya hakimiyetiyle dış basını yakından izler, Batı dünyasını kendi dilinden analiz ederdi.
9-) Gittiği her yerde eğri duran eşyaları ve tabloları mutlaka düzeltirdi.
Estarás mucho más en paz cuando entiendas que no vale la pena estresarte por lo que no puedes controlar: lo viejo, lo malo, lo que viene, lo que se queda o se va, lo que otros hacen o dejan de hacer.
Confía en ti y deja que todo fluya.
Size hayatınızın en acı, en çıplak gerçeğini söyleyeyim mi?
Kendinizi iğrenç derecede küçük görüyorsunuz.
Kendi zihninizde sürekli kendinizi yargılıyor, o bitmek bilmeyen "yetersizlik" hissiyle boğuşuyor ve o potansiyelinize zerre kadar güvenmiyorsunuz.
Oysa sadece nefes alıyor olmanız, var olmanız bile kendinizi güvende ve tam hissetmeniz için yeterlidir.
Hanginizin gerçekten fiziksel veya zihinsel bir engeli var?
On kişiden birinizin.
Onlara sonuna kadar saygım var, hak veriyorum.
Ama bir yerden sonra bedensel engeller bile gerçek bir engel değildir; asıl sakatlık, tamamen zihninizin ve toplumsal normların size oynadığı o aşağılık oyundadır.
Size kendi simyamı anlatayım: Ben hayatımda henüz elle tutulur, somut tek bir başarım bile yokken; cebimde param, masada bir unvanım yokken bile kendime karşı inanılmaz, sarsılmaz bir "cahil özgüvenine" sahiptim.
Bu kibir veya egodan şişmek değildi.
Sadece kendi zihnimin krallığında, benden daha iyisinin olmadığına inanıyordum.
Bir kadınla konuşmak, o masaya oturmak için Casanova olmama gerek yoktu.
Ağırlığın altına girip PR (kişisel rekor) denemek için, o gün çok iyi uyumuş olmama veya takviyelerimi milimi milimine almama gerek yoktu.
Bir işe gireceksem, o işin A'dan Z'ye her detayını bilmeyi beklemiyordum.
Sadece sahaya iniyor ve kendi kendime "Yaparım, hallederim" diyordum.
Simyanın Sırrı: Sözünü Yememek İçin Cehenneme Girmek
İşte herkesin kaçırdığı, o kilit nokta tam olarak burasıdır: Ben o "Hallederim" lafını ağzımdan çıkardıktan sonra, o lafı geri yememek için her türlü bedeli ödemeye, her türlü acıyı çekmeye ve cehennemin dibine kadar gitmeye hazırdım.
Özgüven, "Ben çok iyiyim" deyip yatmaktan gelmez; özgüven, kendine verdiğin o sözü tutmak için sahada ter ve kan dökmekten gelir.
Bırakın artık şu komplekslerinizi.
İnsanoğlu doğası gereği hiçbir zaman "Ben oldum, ben tamamım" seviyesine gelmez, gelemez.
"Ben oldum, yeterliyim" dediğin an, çürümeye başladığın ve öldüğün andır.
Hayat; acımasız, kesintisiz bir değişim ve dönüşüm üzerine kuruludur.
Şunu beyninize çakın: Hiçbir zaman kusursuz olmayacaksınız.
Hiçbir zaman kendinizi yeterince yakışıklı, yeterince kaslı, zeki veya bilgili hissetmeyeceksiniz.
Tarihe bakın; en büyük alimler bile ömürlerinin sonunda kendilerini cahil hissetmiştir.
Koskoca filozoflar masadan kalkarken "Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir" diyerek gitmiştir.
Siz kimsiniz ki, hangi mükemmelliğin peşindesiniz de kendinizi bu kadar kasıyorsunuz?
Sizin ihtiyacınız olan şey kusursuz planlar, mükemmel zamanlamalar veya eksiksiz bilgiler değil.
Sizin sadece o cahil özgüvenine ve başladığınız işin sonuna kadar gidecek o arsız cesarete ihtiyacınız var.
Yetersizlik tamamen bir illüzyondur.
Kendinizi o illüzyondan, kendi kafanızın içinde inşa ettiğiniz o hapishaneden çıkarın.
Yoksa ömrünüz kısır döngüde geçecek.
Tokat’ta 5 çocuk, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı kendi aralarında düzenledikleri törenle kutluyorlar.
Bugünkü en anlamlı tablo bence. Gözlerinizden öptüm çocuklar.❤️🇹🇷