İskender Efes’te büstünü yapmasını istediği ressam ve heykeltraş Apelles’in atölyesini ziyaret ettiğinde sanat üzerine bilgiç bilgiç konuşunca Apelles şöyle der: “Lütfen biraz alçak sesle konuşun efendim, çırakları güldürüyorsunuz.”
Buna gelen yorumlara istinaden birkaç devam notu. O yorumların pek çoğunun sergilediği bir tavır olarak siz Atatürk’ü insanları dövdüğünüz bir sopa, bir baskı unsuru haline getirdikçe, gene o yorumların pek çoğunun söylediği gibi “s… s… saygı duyacaksınız” dedikçe insanlar da bu baskıya boyun eğmediklerinin bir göstergesi, bir isyan alameti olarak özellikle saygısızlık yapmaya yöneliyorlar. Konu ne olursa olsun en bilindik insani reaksiyondur bu. Siz zorla saygı göstertmeye çalışmazsanız onlar da bir süre sonra özellikle saygısızlık yapma ihtiyacı hissetmezler belki. Bu, 10 Kasımlarla sınırlı bir durum da değildir. Ama başladığımız yere dönüyoruz. Atatürk sizin umurunuzda değil, o sadece sizin bugünkü toplumsal iktidarınızı, hegemonyanızı sürdürmenizin, dolayısıyla kendinizi iyi hissetmenizin bir aracı, bir sembolü. Ne zaman ki o iktidarın, hegemonyanın tehdit altında olduğunu hissediyorsunuz Atatürk kartını masaya sürüyorsunuz. Sizin istediğiniz sizin tercihlerinize itaat edilmesi, tabi olunması. “Atatürk’e saygıyı” iktidarınızın gerçekleşeceği, somutlaşacağı bir zemin olarak, yani bugünkü siyasette en üstteki yeri kapma yarışında bir vasıta olarak kullanıyorsunuz. Aranızda onun hakkında ders kitaplarında ya da menkıbelerde anlatılanın ötesinde bir şey bilen kaç kişi var? Ama hakkınızı da yemek istemem belki bir-iki tane Yılmaz Özdil kitabı okumuşsunuzdur.
İkincisi, “saygısızlık iyi bir şeydir, herkes yapsın, bu gençlere de madalya verelim”, diyen yok. Eleştirebilirsiniz, kınayabilirsiniz, ayıplayabilirsiniz ama suç kategorisine sokmamanız gerekir. Nefret ettiğiniz bir siyasetçi yarın ölse birçoğunuz sevinçten çığlık atıp dans etmek isteyeceksiniz. Bazılarınız belki korkusundan belki “ölüye saygısından” bunu yapmayacak ama bazılarınız da belki kasten belki kendine hakim olamadığından sevinç gösterisi yapacak. Hatta, özel bir sevinç gösterisi yapmasa bile rutin eğlence birileri tarafından saygısızlık olarak görülecek. Bu kişileri asgari saygıyı göstermedikleri için eleştirebilirsiniz ama cezalandırılmalarını ister misiniz? Unutmayın o kişi siz de olabilirsiniz.
Son olarak, “bunları Ramazan’da oruç tutmayanlara yapılanlar için de söyledin mi?” minvalinde yazanlar dönüp din ve ifade özgürlüğü konusunda yazdıklarıma bakabilirler ama kısa cevap evet söyledim, hatta daha fazlasını da söyledim.
Sevan Nişanyan:
Türkiye diktatörler çağının bir yöneticisini put haline getirmiştir. Bu put kırılmadan Türkiye'nin ruhunun özgürlüğe kavuşması mümkün değildir.
Murat Çalık'ın annesi:
"Oğlum eğer buralardan çıkmayıp hasta olarak şey yaparsa, beni bu hastanenin bahçesine defnedin. Oğlumun tekrar o günleri yaşamasını asla kaldıramam.
Bu benim için ölüm derecesidir."
Hegel, Fichte ile Schelling'in Felsefe Sistemlerinin Farkı adlı bir gençlik yapıtında şöyle yazar: "Birleştirme gücü insanların yaşamından çıkıp gidince karşıtlıklar canlı ilişkilerini ve etkileşimlerini kaybedip özerklik kazandı, böylece felsefe ihtiyacı doğdu".
Sevan Nişanyan:
Türkiye diktatörler çağının bir yöneticisini put haline getirmiştir. Bu put kırılmadan Türkiye'nin ruhunun özgürlüğe kavuşması mümkün değildir.
O sandık milletin önüne gelecek ve her şey çok güzel olacak.
Cumhuriyet Halk Partililer 23 Mart’ta önseçimde oy kullanıp bu bozuk düzeni değiştirmeye kararlı olduklarını gösterecekler. Mücadele çığ gibi büyüyecek.