“512 sayfa, çok doyurucu bir kitap”
İnsanın kendi kitabından böyle söz etmesi çok tuhaf geliyor bana. Ayrıca şimdi anlıyorum 78 sayfalık Tractatus Logico-Philosophicus’un neden doyurucu bir kitap olmadığını.
Okunur ya sanki. Okuyan birinden alıntılarsak galiba şöylediydi; Hegel diyalektiğini bilimsel kılma (ayakları üzerine dikme) , Feuerbach’ın edilgenliğindeki insanı özne haline getirme Marxizmin özünü oluşturur..
Tan Taşçı: "Yumurta teknik olarak tavuğun reglisidir.
Nasıl soframıza aldık ve yemeye başladık hiçbir fikrim yok ama bilimsel açıdan yumurtayı yemek çok tehlikeli."
Kayseri’de, AKP’li eski Bakan ve iş insanı Mehmet Özhaseki, kebap-steak restoran açılışına katıldı.
İşletme sahibine tavsiyede bulundu:
“Nihayetinde burada et pişirilecek, kokacak bu. Bir fakir gelip de bakmışsa, onun karnını doyur, öyle gönder. Parasını da gel bizden al.”
Negahan Alçı:
"Deniz Göktaş, Kemal Kılıçdaroğlu'na ilginç bir şekilde hiçbir şey söylemiyor. Niyet okuma yapmak istemiyorum. Deniz Göktaş Alevi bir aileden, belki oradan bir rezerv koyuyor, otokontrol uyguluyor olabilir.
Siz herkese vuruyorsunuz, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bile vuruyorsunuz. Kemal Kılıçdaroğlu'na niye tek bir laf yok? Bu benim dikkatimi çekti.
Ayrıca Devlet Bahçeli'ye de laf yok. Ülkücülere laf ediyor ama Bahçeli'ye bir şey demiyor. O da dikkatimi çekti."
Sosyal bilimciyi (ve hatta kendini) zamandan, mekândan, siyasetten ve ideolojiden arî, "steril" bir varlık zannederek - ki bu gayet ideolojik bir bakış - "Marksistten tarihçi mi olur ?" diyenlere öneri. Keşke bir an önce Hobsbawm'ın, E. P. Thompson'ın metinleriyle de tanışsalar!
foucault aids yüzünden öldü
derrida kanser ameliyatında öldü
lyotard seminer vermek üzereyken ani gelişen lösemi yüzünden öldü
guattari sevgilisiyle buluşacağı günün gecesi kalp krizinden öldü
deleuze kitap yazacakken kendini camdan atarak öldü
TSK ile konuştum Ayşe sana da “Gazilik” ünvanı vereceklerini söylediler. Ama “gömme” konusuna yardımcı olamayacaklarını, yazdıkların ve söylediklerinin yeterli olduğunu belirttiler sadece..
YALÇIN KÜÇÜK'ÜN ATATÜRK'E DAİR DÜŞÜNCELERİNDEN BİR DEMET
Teaser☺️: "Vesveseli, hep kıstırılmışlık kompleksi içinde yaşayan, sevgisiz ve acımasız bir insandır. Geç kalmış ve bu nedenle fazla gelişememiş bir Müthiş İvan veya Sekizinci Henry'dir."
Yalçın Küçük'ün Kürt Meselesi, PKK, Öcalan konulu sözlerinin dökümünü Kürt arkadaşlar yapsın, ben özel ilgili alanım olan Kemalizm ve Atatürk konulu görüşlerini hatırlatacağım.
Esasen, Türkiye Üzerine Tezler (beş kitap) ve Aydın Üzerine Tezler (ilk hali beş kitap, sonra iki kitap halinde basıldı) adlı eserlerinden alıntı yapmak lazım ama ben kolaylık açısından daha az bilinen bir kitabından aktarım yapacağım.
Yalçın Küçük'ün 1992 tarihli Emperyalist Türkiye (Başak Yayınları, 508 sayfalık) kitabında* Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili uzun ve oldukça eleştirel bir tahlil bölümü var. Bu bölüm, kitabın çeşitli sayfalarında dağılmış halde yer alıyor ve özellikle "Kemalizm: Emperyalizmin Dar Ceketi" gibi alt başlıklarda yoğunlaşıyor. (Not: Aynı adda bir kitap daha var. El Yayınlarından 2022'de çıkmış. Yazarı Yusuf Köse. Kitabın pdf'si olmadığından Yalçın Küçük'ün kitabıyla bir ilişkisi var mı, tespit edemedim.)
Kitap genel olarak Türk emperyalizmi, Kemalist Cumhuriyet'in eleştirisi ve sol bir perspektiften tarih yorumu üzerine kurulu. Atatürk'e ilişkin kısımlar, onun kişiliği, siyasi manevraları, Kurtuluş Savaşı süreci ve liderlik tarzı üzerinden sert bir revizyonist eleştiri içeriyor. Bu görüşler nedeniyle kitap ve yazar hakkında yasal tartışmalar da yaşanmış (örneğin Ergenekon iddianamelerinde referans verilmiş). Aşağıda, kitabın ilgili sayfalarından doğrudan alıntılanan en bilinen ve sık paylaşılan bölümleri, kaynak belirterek veriyorum.
Sayfa 24: "Mustafa Kemal, yirminci yüzyıl Türk politikacıları içinde en temkinlisi ve ufku en dar olanlardan birisidir."
Sayfa 38: "Türkiye'nin yenilikçi psikoza sahip İstanbul Meclisi'nin kabul ettiği ve Türkiye'ye gelmiş politikacılar içinde en güvensizlerinden biri olan Mustafa Kemal Paşa'nın benimsediği, son derece müphem ve ne anlama geldiği her türlü yoruma açık Misak-ı Milli ideolojisinden kurtulmasının kolay olmadığını belirtmek istiyorum."
Sayfa 76: "Bütün çalışmalarımda Kemal Paşa'nın devrimci geçmişi olmayan, oldukça tutucu ve son derece sınırlı ufuklu bir burjuva demokrat olduğunu gösterebilmiş durumdayım."
Sayfa 93-94 (En bilinen ve tartışılan bölüm): "İnsan Atatürk filmi olmaz. Olursa ya bu bir başkasının filmidir ya da kahramanı sevecen değildir. Eğer bir kimse Mustafa Kemal'i sevecen gösterirse bir başkasının filmini yapmış olur. Mustafa Kemal, çok vesveseli, hep kıstırılmışlık kompleksi içinde yaşayan, sevgisiz bir insandır. Annesini sevmez; Mütareke'de İstanbul'da annesiyle değil Pera Palas'ta kalmayı tercih ediyor. Annesinin cenazesine gitmiyor. Üstelik kendisinin Latife'yi seçtiğini sanmıyorum. İzmir'in komprador burjuvazisi olan Uşakizadeler, İsviçre'de okuyup yaşayan kızlarını Mustafa Kemal'e vererek, Kemal'i burjuvaziye damat alıyorlar. Kemal de hep, sosyete kadınlarına yatkınlık sergiliyor. Sofya'da, Şam'da, İstanbul'da hep zengin ve güzel hanımların salonlarına girmeye çalışıyor. Çeşitli kaynaklar bu alanda çok başarısız kaldığını saptıyor. Yabancı kaynaklar, Kemal'in asker yürüyüşüyle dans ettiğini kaydediyorlar. Sevimli olmaz. Sevgisiz ve acımasızdır. Maliye Nazırı Mehmet Cavit'i astırdığı akşam bir balo düzenlemeye dikkat ediyor. Mustafa Kemal, geç kalmış ve bu nedenle fazla gelişememiş bir Müthiş İvan veya Sekizinci Henry'dir. İkincisini Shakespeare yazdı ve birincisini Eisenstein filme aldı. Müthiş İvan, boyarları ve Mustafa Kemal de beraber yola çıktığı, ya da kendisinden önce yola çıkan bütün liderleri temizledi. Atatürk'ü insan olarak canlandırmak, Kemalizmi yıkmak anlamına gelmiyor. Yapılabilirse, yapılabileceğini sanmıyorum, geniş kütlelerde biraz daha yaşatabilir; buna katkıda bulunur. Buna ihtiyaç var. Eylülist günlerde, hapishanelerde coplarla Atatürk sevgisi aşılanmak istendi. Olmadı. Şimdi herkes gibi bir Atatürk düşünülüyor. Ancak sevgiyi bilmeyen, acımayı bilmeyen, kimseye güvenmeyen, herkesi kendine karşı komplo hazırlayıcısı olarak gören, bir aydınlanmacı despot olan Mustafa Kemal'i hiçbir romancı ya da yönetmenin sevimli yapabileceğine ihtimal vermiyorum. En gerçekçi film, Müthiş İvan'ın başarısız bir kopyası olabilir."
xxx
Benim yazılarımı, kitaplarımı okuyanlar bilir, benim Mustafa Kemal Atatürk veya Kemalizm eleştirilerinde kullandığım dil Yalçın Küçük'ün dilinin yanında çok "steril"dir. Hatta bu yüzden fanatik anti Kemalistleri hiç tatmin etmemiştir benim yaklaşımım. Buna rağmen yıllar önce "okumalarımdan edindiğim izlenime göre Atatürk annesini sevmiyordu galiba" şeklindeki twitim yüzünden yanlış hatırlamıyorsam en az 10 bin Atatürkçü tarafından sosyal medya "recm"ine uğramıştım. Hatta o twitim gazete manşetlerine falan çıkmıştı.
Yalçın Küçük ise hiç böyle saldırıya uğramadığı gibi dün Kemalist, Atatürkçü, ulusalcı ve ulusolcu kesimler tarafından "gazilik" bahanesiyle askeri törenle defnedildi::))
İki ihtimal var: Ya bu kesimler Yalçın Küçük'ün Atatürk konusundaki görüşlerini bilmiyorlar, ya da Kürt Meselesi'ndeki rolü yüzünden Atatürk/Kemalizm eleştirileri görmezden geliyorlar.
İlkiyse "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oldukları"nı anlarız. ikincisiyse "Kürt anasını görmesin" düsturunun ne kadar geniş bir tabanı olduğunu anlarız.
Peki, ikincisiyse KCK'nin Yalçın Küçük’ü “Türkiye’nin önemli entelektüellerinden ve aydınlarından biri” olarak nitelendirmesini, Küçük’ün Abdullah Öcalan’a “Apo kardeşim” diye hitap eden bir dostu olduğunu, Öcalan’la röportaj yaptığını ve PKK düşüncelerinin Türkiye toplumuna taşınmasında önemli katkısı bulunduğunu söylemesini nasıl yorumlamalıyız?
İşçi sınıfına “güvenmeyen” adam sosyalist parti kurmuş, dergiler çıkarmış, kitaplar yazmış. Ama önce okumak lazım. Senin sorun yok, eleştiri sandığın fazla ucuz cümlelerin var…
Şimdi Emre önce ağzımızı topluyoruz. Sen muhtemel hayatta değilken 2. TİP’i kuruyordu. Yürüyüş, Ant, Toplumsal Kurtuluş, Sosyalist İktidar ilk aklıma gelen dergileri. Kitaplarını üst üste koysak boyunu geçer. Hangi birini sayayım. Oku eleştir anlarız da, adama sorarlar sen kimsin
Yalçın Küçük neden bu sözünün hakkını hiç vermemiş, neden işçi sınıfına hiç güvenmemiş, neden o sınıfı örgütlemek için özel bir çaba içine girmemiş de, işçi sınıfı dışında kim varsa ondan medet ummuş? Hadi o zaman bunları da siz saptayın.