Napacaksın?
Çorum il sınırında mı bekleyeceksin Manifest kızlarını?
Diyelim Çorum'a leblebi yemeye geldiler.
Almıyorum sınırdan mı diyeceksin?
Belediye başkanı artık il sınırından insan almayabiliyor mu?
Var mı böyle bir hakkı?
Bu halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek değil mi?
Sen kimsin? Şehrin ağası mı oldun, derebeyi misin? Bu ülke vatandaşlarını hangi hakla, nereye almıyorsun? Hakkında soruşturma açılması gereken adam işte bu ama muhalif belediye başkanları gözaltına alınıyor.
Sinem Dedetaş’ın gözaltına alınmasına sebep olan ifade ortaya çıktı:
"Tarihini hatırlamadığım bir tarihte…"
"Kağıtta yanlış hatırlamıyorsam 25 milyon ya da 30 milyon TL miktar yazmaktaydı."
"Şu an ismini hatırlamadığım bir şahıs daha vardı."
"Ortağı veya kardeşi olabilir."
"Ada ve parsel bilgilerini bilmiyorum."
"300 küsur bin doları tam tarihini hatırlamadığım bir tarihte teslim etti"
"Kalan tutarı yine tam tarihini hatırlamadığım bir tarihte"
“25-30 milyon TL karşılığı olabilecek 700-800 bin doları bana teslim ettiler.”
“50-100 bin doları kendime aldım, 600-700 bin doları parça parça teslim ettim.”
9 mayis 2026’da dikili lodospor sezonu şampiyonlukla bitirince bu videoyu atıyor. Video voleybol dünyasında viral oluyorz 26 temmuz 2026’da a mili takım şanpiyon oluyor ve kızlar taklit ediyor.
Demek ki neymiş mesele özel uçak, konvoylar, davul zurna , şov, villa ödülleri , paralar değil mesele mütevazılık, disiplin, inanmışlık ve çalışmaymış .. Helal olsun kadın Voleybol Milli Takımımıza .. Gurur duyuyoruz!!!!
Biri ilk maçta elenir diğeri bileğinin gücüyle şampiyon olur 👍👏👏👏👏🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Şampiyon Filenin Sultanları 🇹🇷
Ay-yıldızlı formayı yüreğinde taşıyarak FIVB Voleybol Milletler Ligi Şampiyonu olan A Milli Kadın Voleybol Takımımızı yürekten kutluyorum.
86 milyonun yüzünü güldürdünüz;
inancınızla, mücadelenizle gururumuz oldunuz.
İyi ki varsınız.
Herkese Merhaba, geçtiğimiz perşembe gününün ilk saatlerinde, yaşadığım bölgeden sorumlu jandarma birliği tarafından, BirGün gazetesinin bir paylaşımında okuduğum, "Kanuni Sultan Süleyman şakası nedeniyle ceza alan komedyen" haberi üstüne yaptığım yorumum gerekçe gösterilerek, "halkı alenen kin ve düşmanlığa teşvik" suçlamasıyla gözaltına alındım. Cep telefonuma ve kimliğime el konuldu. Cep telefonumun şifresini orada ve o dakikada verdim. Gözaltı işlemlerimin ardından İstanbul Emniyet Md. götürüldüm. İlk alınışım ve serbest bırakılışım arasında bana toplam dört kere sağlık kontrolü yapıldı. Gözaltı sürecim boyunca -bakış dahil- hiçbir kötü muameleye maruz kalmadım. "Çağlayan Adalet Sarayında" alınan savcılık ifademde, temmuz ayı boyunca paylaştığım tüm sosyal medya mesajlarım önüme bir klasör halinde konuldu ve bunların, bana isnat edilen suçun unsurlarını taşıdığı söylendi. Ailemden aldığım eğitim; mesleğim ve mesleğimin yapılış ve sahneleniş prensipleri nedeniyle "halkı kin ve düşmanlığa teşvik etme" suçu işleme imkânım olmadığını, bu suçlamayı reddettiğimi ve mümkünse suçlamalarına başka bir kulp bulmalarını rica ettim. Ardından tutuklanma talebiyle nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine gönderildim. Kısa süren yargılanmam ardından, yurt dışı çıkış yasağı ve ev hapsi cezasına çarptırıldım. Bilgisayar kullanmadığım ve cep telefonuma el konulduğu için sonrasında haliyle kimselerle iletişim kuramadım. Arayanlara, soranlarla çok teşekkür ederim. İstemeden sebep olduğum, aile büyüklerimin akan gözyaşları ve iç sıkıntıları dışında hiçbir üzüntüm yoktur. Tüm paylaşımlarım istisnasız X hesabımda durmaktadır, duracaktır, yenileri paylaşılacaktır, dolayısıyla susmam ve susturulmam mümkün değildir. Evlâtlarımız ve ülkemiz için aydınlık bir gelecek talebi hapsedilemez. Sevgilerimle.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Genç arkadaş röportajında fotoğraf çetirmek istemedim, hızlıca sahneden inmek istedim diyor. 2 ay sonra alırsın o zaman diplomanı dedi, korktum diyor. Yani sahnede ısrar edip diplomasını almak için uğraşmasa, bu olaydan haberimiz olmasa bir bahane ile diplomasını da iptal etmeye çalışırlar mıydı? Takdir sizin. Bu gençler bu düzende iş ve geçim derdine girecekler şimdi. Bu sadece diploma fotoğraf meselesi değil.
Deniz Göktaş tutuklandı. Ama bu kadına soruşturma bile açmadılar..
Bu kişini adı: Amal Zaamta. Aslen Suriyeli. İstanbul'da yaşıyor. Kendi sayfasındaki beyanına göre TRT World ve El Cezire kanalında çalışıyor. Bir video konuşmasını yayımladı ve videoda şöyle dedi:
"Aleviler tüm dünyada katledilmelidir."
Gözaltına alınmadı, soruşturma açılmadı!
Üsluba bak... Tavra bak... Senin hangi zihniyeti temsil ettiğin apaçık.
İlahiyat lisansın ve Indiana Üniversitesi'nde Ortadoğu Doğu Dilleri ve Kültürleri bölümünden aldığın yüksek lisans ve doktoranla Boğaziçi Felsefe bölümüne katılıyorsan, kendi antidemokratik kültürünü oraya dayatmayacak, Boğaziçi Felsefe'nin akademik kültürüne uyacaksın. Yoksa mezuniyet töreni sırasında sekreterlikte bekleyebilirsin. Boğaziçi Felsefe bölümünü showunun bir parçası yapamazsın.
Öğrenci çıkmış podyuma, diplomasını teslim almış, sonrasında fotoğraf çektirmek istememiş. Buna hakkı yok mu? Felsefe bölümünü temsil ediyor olsan bile, diyelim ki öğrencinin derdi seninle değil ama bölümle, niye fotoğraf çektirmeme hakkı olmasın? Bu egonu bu kadar şişiren nedir?
Bir kadın öğrenci diplomasını alırken dini sebeplerle erkek hocanın elini sıkmak istemese, o hocanın ona "seromoninin işleyişi neyse uyacaksın, yoksa gidip diplomanı sekreterlikten alabilirsin, ben bölümü temsil ediyorum" deyip zorla elini sıkmaya çalışması kadar abes senin yaptığın. Din özgürlüğü gibi vicdan özgürlüğü de var. Öğrenci düzgün şekilde diplomasını aldı, sadece ardından seninle fotoğraf çektirmek istemedi, ve sen bunun üzerine öğrencinin hakkı olan diplomayı öğrencinin elinden zorla almaya çalıştın. Hala da utanmadan sıkılmadan bu yaptığını savunuyorsun. Umarım Boğaziçi üniversitesi çok hızlı bir şekilde bu tavırların hakkında disiplin soruşturması başlatır.
Sonuç olarak, öğrenciyi haklı çıkardın. Ona bu şekilde tepki vermeseydin "acaba neden fotoğraf çektirmek istemedi? Acaba öğrencinin hocayla kişisel sorunu mu var?" diye akıllarda soru işareti uyanabilirdi. Şimdi öyle bir soru işareti yok. Herkes anladı neden öğrencinin seninle fotoğraf çektirmek istemediğini. Bu netleştirme için teşekkür ederiz.